Gönderen Konu: Genişleme ve AB’nin rol algısı -Sinan Özdemir-Brüksel / Dünya Bülteni  (Okunma sayısı 191 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

KİM BU TÜRKLER

  • YÖNETİCİ
  • Jr. Member
  • *****
  • İleti: 157
  • Reputation: 121
AB'ye Sırbistan'ın resmi adaylık başvurusu ve Türkiye'ye yeni bir müzakare başlığı açılması birliğin genişleme politikasını tartışmaya açtı.
Çarşamba, 23 Aralık 2009

AB'nin genişleme politikası çerçevesinde haftaya iki haberle başladık: Birincisi Türkiye'nin AB yolunda müzakereler çerçevesinde çevre başlığının açılması ; ikinci haber ise Sırbistan'ın resmi olarak adaylık başvurusunda bulunması oldu. Bu gelişmelere bir de Sırbistan, Makedonya ve Karadağ'da AB'nin vizeleri kaldırmasına yükselen tepkiler var.

Çevre başlığı 35 başlığın 12.'si. Müzakerelerin açıldığı günden bu güne yavaş adımlarla ilerleyen müzakereler açısından önemli bir gelişme olarak görmek mümkün ama ne var ki açmak ne kadar önemliyse kapatmakta bir o kadar önemli. Açılmış olması kapanacağı anlamına gelmiyor. AB ve Türkiye açısından başlığın açılması üyelik sürecinin sürmekte olduğu yolunda AB'nin verdiği "güçlü" bir sinyal olarakta okunabilir.


Bu güne kadar tamamlanan her bir 'chapter'de olduğu gibi her üye devlet kendi beklentilerini müzakere masasına getirecektir. Tabii müzakere ismini taşısa da anladığımız manada bir müzakere değil. Müzakerede diyalog olur ama burada daha çok bir monolog söz konusu. AB ülkelerinin beklentilerinin karşılanıp karşılanmamasına göre "müzakereler" sürdürülüyor. Lakin, Türkiye için sürdürülen müzakerelerin geleceği Kıbrıs'tan çıkacak sonuca bağlı olarak şekillenecektir.


Uluslararası düşünce kuruluşları Türkiye'nin Rum Kesimi'ne limanlarını açması için 2009'un Aralık ayını son tarih olarak gösteriyorlardı. Ancak adada süren görüşmelerin sekteye uğramaması için Türkiye'nin durumu bir kaç ay sonra adadan çıkacak sonuca göre tekrar görüşülecek. AB dönem başkanı İsveç'in Dışişleri Bakanı'nın Le monde'a verdiği (22.12.2009) söyleşisinde "bu ve benzeri dosyalar arasında bağlantı kurulmasına karşı çıktıklarını" ifade ettikten sonra limanlar meselesinin "Kıbrıs'ın birleşmesi sürecinde kendiliğinden çözüleceği" yönünde umutlu olduklarının altını çiziyordu. Türkiye'nin Avrupalı olup olmadığı noktasında muhabirin sorduğu soruya ise Kıbrıs'ın haritadaki yerini hatırlatarak Türkiye'nin Kıbrıs kadar Avrupalı olduğunu söyledi.


Tabii AB içinde herkes aynı fikirde değil. Türkiye'nin AB ile müzakereleri girift bir hal aldı. Kıbrıs'ın burada çözüm anahtarı olduğu izlenimi verilse de bununla kalmıyor çünki Kıbrıs meselesi çözülse bile AB içinde Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan devletlerin sayısı hiçte azımsanmayacak durumda. En önemlisi Almanya ve Fransa'nın tutumu. İsveç Dışişleri Bakanı Bild'in "genişlemenin devamının AB'nin uluslararsı arenada kendine biçtiği role göre şekilleneceği" ifadesi Türkiye'nin AB jeopolitiğine yapabileceği katkının doğru okunabilmesine göre duruşların tekrar gözden geçirilebileceğine işaret ediyor.


AB'nin Balkan açılımını da Bild'in AB'nin kendisine biçtiği rolle bir bağlantısı olduğu düşünülebilir. Balkanlar'da son aylarda ABD'nin dönüşünün yaşandığını analizlerimizde ifade etmiştik. Rusya Sırbistan üzerinden Balkanlar'daki varlığını sürdürüyor. Rusya'nın Balkanlar'daki partneri aynı zamanda son aylarda her iki ülke arasında imzalanan anlaşma ile Sırbistan'ı güney akımı projesinde önemli bir taraf olarak yer almasını sağladı. Güney akımı projesi (south stream) AB Komisyonu'nun Doğu Avrupa ülkelerinin savundukları Nabucco projesinin doğrudan rakibi olarak görülüyor.


Sırbistan'ın adaylık baş vurusundan bir gün önce Hırvatistan Pazartesi günü beş başlık daha kapattı. Bu güne kadar 35 başlıktan 28'i açıldı. Bunlardan da yalnızca 17'si kapandı. Slovenya ile Adriyatik'te kara suları sorununu çözmesinden sonra Hırvatistan açısından önemli bir gelişme olarak okunabilir ama beklendiği gibi üyeliği 2010'da gerçekleşmeyebilir. Arnavutluk'ta ise siyasi kriz bir türlü aşılamıyor. Muhalefet Berişa'nin seçimlerde usulsüzlük yaptığını iddia ediyor. Krizin gölgesinde AB Komisyonu Tirana'ya cevaplanmak üzere 384 sayfadan oluşan 2280 soruluk klasörü 16 Aralık'ta iletti. Berişa bu anı tarihi olarak gördüklerini söyledikten sonra muhalefeti sürece destek vermeye çağırdı. Ama muhalefetin başını çeken Rama öncelikli olarak seçim usulsüzlüğünün çözülmesi gerektiğini söyleyerek boykotu sürdürme kararı sürecin ne kadar zor geçeceğini gösteriyor.


AB'nin Balkanlar'da varlığını artırmaya dönük attığı adımlar hiç şüphe yok ki Washingthon, Moskova ve Ankara'da yakından takip ediliyor. AB'nin Sırbistan, Karadağ ve Makedonya'ya dönük vizeleri kaldırması kararı Balkanlar'da taraflı bir siyaset içinde olduğunun en önemli işareti. Türkiye'nin tepkisi de yalnızca işadamlarına sağlanamayan vizeler çerçevesinde görülmemeli. Balkanlar'da iç barışın sağlanması yalnızca Hırvatların ve Sırpların durumu göz önünde bulundurarak dengeli bir politikanın uygulanması mümkün değildir. Ama ne varki AB dengeli bir siyaset yerine ne yazık ki taraflı bir politikayı tercih etmiştir.


Balkanlar'da istikararın yolu dengeli bir politikadan geçiyor. Bu noktada Türkiye için Balkanlar'da isitikrar ne kadar önemli ise Avrupa içinde bir o kadar önemli olmalı. Genişleme politikasını dünyada oynayacağı role göre belirlemesi beklenen AB'nin Balkanlar'da takınacağı tavır gelecek açısından oynamayı arzuladığı rolün provası niteliğinde olacaktır. Ancak daha başında vize konusunda takındığı tavır bölgeyi doğru okuyamadığının en güçlü işareti.