--------------------------------------------------------------------------------
Taklit ve korsan üretimlere dayalı sistemlerin sonuna gelindiği muhakkak İster ülke ister şirketler düzeyinde bakılsın fikri mülkiyet haklarının sahipliği, uluslararası rekabet gücü açısından belirleyici rol oynar Fikri mülkiyet hakları, sahibine mutlak ve tekelci yetki tanır
Türkiye ile AB arasında 18 Haziran 2008 tarihinde üyelik müzakereleri kapsamında fikri mülkiyet hukuku 7 fasıl olarak açılmıştır Başbakanlık AB Genel Sekreterliği müzakereye ilişkin sorular ve cevaplar kısmını internet sitesinde yayınlamıştır Bu sorular ve cevaplara baktığımızda bir hususun hâlâ gözden kaçtığı/kaçırıldığı görülmektedir
Burada sadece telif hukuku kapsamında hatırlanan bir kavramı “Exhaustion”a nedense fikri mülkiyetin diğer alanlarında hiç değinilmemektedir Bunun da AB tarafından bilinçli bir şekilde gündem dışında tutulduğu kanısındayım Zira burada AB tarafına da bir görev düşmektedir Konu sadece akademik bir tartışma boyutu ile değil ekonomik bir politik tercihin sonucu açısından da önemlidir Türkiye’deki ilgili çevrelerce 1996’dan beri bu işin önemini hâlâ anlaşılamamıştır
Kalkan tedbirler 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararıyla Türkiye ile AB arasında gümrüklerde miktar sınırlamaları ve eş etkili tedbirler tamamen kalkmış ve malların serbest dolaşımının önü açılmıştır (Gümrük Birliği’nin etkileri açısından bkz Hamdi Pınar: ‘Uluslararası Rekabette Fikri Mülkiyetin Önemi ve Türkiye, İTO Yayını, İstanbul 2004; Yaman Törüner’in Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 05,06 ve 20052008 tarihli makaleleri) Ancak bu kararda hâlâ yanlış olarak Türkçe’ye tercüme edilen bir yasaklayıcı hüküm vardır (Bkz Dış Ticaret Müsteşarlığı web sayfası) Bu yasak AB delegelerinin etkisiyle 1/95 s OKK’ya alınmıştır O da malların serbest dolaşımın mütemmim cüzi olan paralel ithalatın Türkiye ile AB arasında dolaylı olarak yasaklanmış olmasıdır Bu yasak Türkiye’nin fikri mülkiyet hukuku kapsamında AB mevzuatına uyum amacıyla çıkarması gereken kanunları düzenleyen Ek 8 m 10/2’de öngörülmüştür Bu yasaklama sadece tek taraflı olup Türkiye aleyhinedir
Fikri mülkiyet hukuku kapsamına giren düzenlemeler: Gümrük Birliği sürecinde Türk hukukunda fikri mülkiyete ilişkin hükümler hızlı bir şekilde yenilenmiştir 1995 yılında başlayan süreçte fikir ve sanat eserleri kapsamında kapsamlı değişiklikler yanında patent, faydalı model, marka, tasarım, coğrafi işaretler, bitki çeşitleri ve entegre devrelerin topografyalarının korunması amacıyla hukuki düzenlemeler yapılmıştır
Taklit ve korsan üretimlere dayalı sistemlerin artık sonuna gelindiği muhakkaktır İster ülke ister şirketler düzeyinde bakılsın fikri mülkiyet haklarının sahipliği, uluslararası rekabet gücü açısından belirleyici bir rol oynamaktadır Fikri mülkiyet hakları, hak sahibine mutlak ve tekelci bir yetki tanır Hak sahibi olmak mal veya hizmet piyasalarında rekabet eden şirketleri diğerlerine karşı daha avantajlı konuma getirir Zira gelişmişlik düzeyinin göstergesi olarak kabul edilen bilgiye sahip olma ancak o toplumdaki fikri mülkiyet haklarının geliştirilmesi, kullanılması ve korunmasıyla mümkün olur
Paralel ithalat/ticaret ve tükenme ilkesi: Paralel ithalat, fiyat farklılığın olduğu iki pazar arasında söz konusu olur Düşük fiyatla alınan mal fiyatın yüksek olduğu pazarda üretici ile herhangi bir bayilik zinciri içinde olmayan, yani üçüncü kişi tacirler aracılığı ile tekrar satışa sunulur Gelişmiş ülkeler, yerel rakipleriyle daha iyi rekabet edebilmek için orada kendi malını daha ucuza satarken kendi iç piyasasında daha yüksek fiyata satabilmektedir Eğer tükenme ilkesinin coğrafî olarak sınırlandırılması olmasa, bu durumda düşük fiyatlı pazardan daha yüksek fiyatlı pazara paralel ithalat olacaktır ki, bu da üretici firmaların aleyhinedir Böyle bir durumu engellemenin hukukî yolu ise fikri mülkiyet kapsamında tükenme ilkesinin sınırlarını tayin etmektir Buradaki tercih hukukî olmayıp tamamıyla ekonomik bir tercihtir?Tükenme ilkesinin bir asırlık geçmişine rağmen üzerindeki tartışmalar hem uluslararası hem de Avrupa düzeyinde hâlâ devam etmektedir Özellikle küreselleşmeyle ivme kazanan paralel ithalat, bu ilkenin önemini artırmıştır Paralel ithalat serbestisi ile ulusal sanayinin ve iç pazarın bunlara karşı korunması çabası arasında belirleyici olan tükenme ilkesidir
Tükenme ilkesi fikri mülkiyet haklarının hak sahibine tanımış olduğu ilgili malların imal edilmesi ve bunların ilk satışı konusundaki mutlak hakkın sınırını çizer Yani Chanel markası sahibi şirketin parfümünü, Mercedes markası sahibi şirketin arabasını kendi markası ile üretip satması gibi Fikri mülkiyet haklarının kapsamında olan malları bizzat hak sahibinin veya onun izniyle üçüncü bir kişinin ilk defa piyasaya sunmasından itibaren, bu mallar üzerindeki hak tüketilmiş olacaktır Bundan sonra hak sahibi, bu malları tekrar piyasaya arz eden üçüncü kişilere karşı bir denetim hakkı ileri süremeyecektir Hatta ilaçların paralel ithalatında ithalatın yapıldığı ülke diline uygun yeni ambalajlama yapılması da ATAD kararlarına göre tükenme ilkesi kapsamındadır
Mutlak hakları sınırlayan tükenmesi ilkesi üçe ayrılmaktadır: Ülkesel, bölgesel ve uluslararası tükenme Yani sadece bir ülkenin sınırları içinde kabul edilmişse ülkesel tükenme; birden fazla devletin sınırlarının oluşturduğu bölgeye dahil devletler bu bölge için tükenmeyi kabul etmişlerse bölgesel tükenme, AB gibi; kendini bu iki coğrafi sınıra hapsetmemiş olarak uluslararası düzeyde kabul edilen hakların tükenmesine de uluslararası tükenme söz konusu olur
AB Komisyonu tarafından fikri mülkiyet alanında uluslararası ve bölgesel tükenme ilkeside tercihinin AB iç pazarına etkileri hakkında ayrıntılı bir piyasa araştırması yaptırılmıştır 1999 yılında açıklanan NERA araştırmasında, ayakkabı ve deri mamuller arasında paralel ithalatı teşvik eden önemli bir fiyat farklılığı bulunduğu, motorlu araçlarda teknik engellerin paralel ithalatı engelleme yönünde önemli bir şekilde etkileyecek nitelikte olduğu, kozmetik ve parfümlerde paralel ithalatın çok yüksek düzeyde gerçekleşeceği, giysi pazarında, özellikle birinci kalite markalı ürünlerde, fiyat farklılığının yüksek olduğu ve sadece birinci kalite ürünlerde söz konusu olabilecek paralel ithalatın yine de pazarı bir bütün olarak sınırlandırabileceği, ancak içeceklerde taşıma ücretlerinin maliyeti artırması nedeniyle paralel ithalatın ekonomik olmayacağı sonuçlarına varılmıştır Daha sonra sanayici ve çeşitli kuruluşların görüşleri dinlenmiştir Ama mevcut durumun, yani AB içinde bölgesel tükenme ilkesinin değiştirilmesi konusunda tam bir görüş birliğine ulaşılamamıştır
Türkiye AB arasındaki hükümler açısından Değerlendirme: Ortaklık Anlaşması m 22’ye göre Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşmasının öngördüğü hallerde anlaşmayla belirtilen hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla karar almaya yetkilidir Katma Protokol 29 madde aynen Avrupa Topluluğu Anlaşması m 30’a uygun olarak düzenlenmiştir Bu maddenin ikinci cümlesi tükenme ilkesinin kaynağını oluşturur Bu cümleyle, ATA m 30 veya Katma Protokol m 29’da düzenlenen haklı sebeplere ilişkin tedbirlerin keyfi bir ayırım aracı olarak veya ticaretin örtülü kısıtlanması amacıyla kullanılması açıkça yasaklanmıştır
Gümrük Birliği içinde malların serbest dolaşımı kapsamında paralel ithalat ancak hakların tükenme ilkesinin kabulü ile mümkün olur Oysa 1/80 s OKK Ek 8 m 10/2’de AB ile Türkiye arasında bu ilkenin öngörülmediği yukarıda da ifade edilmişti Bize göre, bu fıkra ile Ortaklık Konseyi kendisine tanınan yetkiyi aşmıştır Çünkü birincil hukuka aykırı olarak ve bu hukukun alanını daraltan bir hüküm tesis etmiştir Bu yüzden 2 fıkranın uygulanması hukuken mümkün değildir
Netice itibariyle AB’de geçerli olan bölgesel tükenme ilkesi, bu bölgeye Türkiye sınırlarının da dâhil olduğu görüşündeyiz Bu tespit ise, topluluk üyesi devletlere Türkiye’de usulüne uygun piyasaya sürülmüş malların paralel ithalatını mümkün kılar Türk bürokrasisinin, kendi lehlerine olduğu halde sanayi ve işadamlarımızın bu konuda ilgisiz kalmalarının anlaşılır bir yanı yoktur Ama müzakereler kapsamında AB tarafının da geç de olsa artık bazı yanlışlıklarını düzeltmesi gerektiğini buradan bir kez daha hatırlatmak istiyoruz
Yrd Doç Dr Hamdi Pınar: LLM Zürih Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde misafir araştırmacı[/color
]__________________
Bilmeyenler ne bilsin bizi , bilenlere selam olsun!