Gönderen Konu: SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN ÇÖKÜŞÜNDEKİ ’TÜRK GÜCÜ’’  (Okunma sayısı 512 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

TürkBirDev

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3
  • Reputation: 9


 

                                                 ‘’TÜRK GÜCÜ’’

 

         Her şeyden önce TÜRKBİRDEV davasına gönül vermiş dava arkadaşlarımı saygı ve sevgi ile selamlarım. Bir çoklarının hala, hayal olarak gördüğü TÜRKBİRLİĞİ’ni bizler neden hayal olarak görmüyoruz? Bizleri bu kadar inandıran olaylar nelerdir? Bunları uzun bir zaman içinde önce sizlerle sonra Türk kamuoyu ile paylaşacağım. Bu nedenle olumsuz önyargıları kırmaya çalışacağım.

         Aslında Sovyetler Birliği hep şişirilmiş bir balonmuş. En katı zamanlarında, en kapalı dönemlerinde bile adım adım, saniye saniye izlenmiş.

         Çöküşte çok etkili bir Türk Gücü’nüm varlığını görmekteyiz. Kayıtlarım ABD arşivlerine dayanmaktadır. Yıllardır elimde sakladığım bu belgeleri Cenabı-ı Allah liderimiz TÜRKBİRDEV Kurucu Başkanı Sayın Sefer Özdemir aracılığıyla kamuoyum ile paylaşma imkanı verdi.

TURGAY KADİROĞLU

TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

SAMSUN

 

 

                                  CEYHUN HACIBELLİ

                                           1891-1962

 

         Azerbaycan, Kafkasya ve mahkum Türk İllerinin efsane kurtuluş cephesi liderlerindendir. Azerbaycan Milletinin tanınmış siyasi şahsiyetlerindendir. Ceyhun Hacıbeyli 22 Ekim 1962 yılında Paris’te hakkın rahmetine kavuşmuştur.

         Merhum Hacıbeyli, hayli hareketli geçen 71 yıllık bir hayat yaşadı. Azerbaycan eşrafından maruf Hacıbeyliler ailesine mensup olan merhum 3 Şubat 1891’de Azerbaycan’ın Karadağ Vilayetinin, şairler ve bestekarlar vatanı sayılan Şuşa şehrinde doğdu. Lise tahsilini Şuşa ve Bakü Liselerinin Fen kısmında, yüksek tahsilini de Petersburg Üniversitesinin Hukuk Fakültesinde yaptı. Hacıbeyli Paris’te Sorbon ve Teknik Üniversitede eğitini devam ettirdi.

         71 yıllık ömrünün yarıdan çoğu Paris’te geçen rahmetli, resmi bir vazife ile Avrupa’nın o zamanki siyasi camiasına gelmiş bulunuyordu.  Kendiside Müstakil Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu takiben (28 Mayıs 1918), Azerbaycan’ın maruf siyaset adamı ve Parlamento reisi merhum Ali Merdan Bey Topçubaşı’nın riyaset ettiği ve Azerbaycan Cumhuriyeti delegasyonu mensubu sıfatıyla Paris’e gönderilmişti. Azerbaycan Murahhas Heyeti adıyla tarihe geçen bu delegasyonun Versailles Sulh Konferansında Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin hakkını savunacak, bilahare 12 Ocak 1920’de Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin büyük devletlerce fiilen tanınmasını sağlayacaktı.

         Merhum Ceyhun Bey, Azerbaycan Murahhas Heyetinin basın bürosunda görevlendirilmiş idi. Böyleliklere görevinin verdiği yetkilere ve sağladığı şartlara dayanan merhum, Fransız ve Avrupa basını ile temasa geçerek yeni bağımsızlığına kavuşan vatanı Azerbaycan hususunda ilgilere gerekli bilgileri vermeye çaılşarak bir yandan da genç cumhuriyetinin sorunlarının çözümünü Uluslararası platformlara taşıyordu. Hadiselerin seyrine bakıldığında merhum iyi bir diplomat olduğu kanaati bizde uyandırdı.

         Azerbaycan Milli Cumhuriyeti’nin varlığı 12 Ocak 1920’de büyük devletlerce fiilen tanınmıştır. Rahmetli tanınma işlemlerini Uluslar arası Arenada sürdürmeye devam ederken,Kafkasya’nın diğer bağımsız cumhuriyetleri gibi, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin de bağımsızlık ve egemenlik haklarına saygılı olacağını defalarca tekrarlamış olmasına ve bu konuda Uluslar arası sözleşmelere imza atmış olmasına rağmen Bolşevik Rusya Orduları 27 Nisan 1920’de Azerbaycan’ı istila etmiş ve suretle Lenin başta olmak üzere, Bolşevik liderlerin komünist ihtilali prensiplerine ve uluslararası sözleşmelere ve kendi imzalarına asla sadık olmadıkları görülmüştür.

         İstilayı müteakip Azerbaycan Murahhas Heyetinin diğer mensupları gibi, Ceyhun Bey’de  mülteci sıfatıyla dışta kalarak kurtuluş savaşına devam etme yolunu tercih ediyor. Merhumun kurduğu temaslar ve izlediği siyaset takdire şayandır.

         Aslında muhabirlik merhum Ceyhun Bey için  zor bir alan değildi. Daha genç yaşta iken bu hayata atılmıştı.1905 ve 1917 ihtilalleri arasındaki yıllarda Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de neşredilen Kaspi, Progres, Bakü, İrşat ve Terakki gibi günlük ve haftalık gazetelerde genç muhabir Ceyhun Bey’in yazıları vardı. Merhum 1917’de Bakü’de çıkan İttihat Gazetesinin ve bilahare de ‘’Müslüman Milli Komitesinin’’ yayın organı ‘’Haberler Bültenini’’ yazı işleri müdürü oluyor. Azerbaycan bağımsızlığına kavuştuktan sonra ise hükümetin resmi yayın organı ‘’Azerbaycan’’ gazetesinin redaktörü oluyor.

         Avrupa’da esas itibariyle 40 yılı basın alanında geçiyor. Avrupa’nın belli başlı bütün büyük gazetelerinde yazıları yayınlanan merhum Ceyhun Bey’in; ‘’İlk Müslüman Cemiyeti Azerbaycan’’ yazısı büyük etki yapar. Ayrıca ‘’Karabağ’’ hakkında kıymetli yazıları basın yayın organlarında yer almıştır.

Merhum Ceyhun Bey’in; ‘’İslam Aleyhtarı Propaganda ve Onun Azerbaycan’daki Metotları’’ başlıklı yazısı büyük etki yapmış bu yazı ABD’de kurulan, ‘’SOVYETLER BİRLİĞİNİ ÖĞRENME ENSTİTÜSÜ’’ tarafından ABD’de gazetelerde yayınlatılmıştır. Rahmeti bu Enstitü ile çok içli dışlı idi ,ABD’de Azerbaycan hakkında seminerler vermesini bu enstitü destekliyordu. Daha sonra 1961 yılında Ceyhun Bey, bu enstitünün yönetimine girdi. Bundan başka Ceyhun Bey 1953 yılında ABD’de faaliyet geçen ve Sovyet Cumhuriyetlerindeki Türk Cumhuriyetlere kendi ana dillerinde yayın yapan ‘’HÜRRİYET’’ adlı radyonun kurucuları ve idarecileri arasına girdi.

         Merhum, aynı zamanda bir Azerbaycan Sevdalısı idi. Azerbaycan ve Kafkasya basının faal yazılarından hiç eksik olmadı. Paris’te Fransızca çıkan ‘’KAFKASYA’’ Münih’te Türkçe yayınlanan ‘’AZERBAYCAN’’ dergilerinin redaktörlüğünü yaptı.

         Rahmetli Azerbaycan musikisi ile de çok yakından ilgilenirdi. Azerbaycan’ın dünyaca ünlü bestekarı Üzeyir Hacıbelli’nin de kardeşi idi.

         Ceyhun Bey, vatanını seven, olaylar karşısında hassasiyet gösteren bir insan idi.Herkese iyilik yapmaktan yardımına koşmaktan zevk alırdı. Azeri topluluklarda bulunmaktan büyük zevk alırdı.

         ALLAH rahmet eylesin, nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun, diyerek anısı önünde saygıyla eğilirim.

TURGAY KADİROĞLU

TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (ARŞİVİ)

SAMSUN

 

NOT: Kaynak gösterilmek suretiyle kullanılması, yayınlanması serbesttir.

turgay55

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 6
  • Reputation: 12
                            TARİHİ GERÇEKLER IŞIĞINDA
                                           BELGELERLE

                             
                              MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


         ‘’ALLAH NASİP EDER, ÖMRÜM VEFA EDERSE MUSUL, KERKÜK  VE
ADALARI GERİ ALACAĞIM. SELANİK’DE DAHİL BATI TRAKYA’YI TÜRKİYE HUDUTLARI İÇİNE KATACAĞIM.’’
(Lozan Antlaşmasından 9 yıl sonra 1993 yılında Atatürk’le, General Mac.Arthur görüşmesi esnasında Atatürk tarafından söylenmiştir.)

         ‘’ BİZ DOĞRUDAN DOĞRUYA MİLLİYETPERVERİZ VE TÜRK MİLLİYETÇİSİYİZ.’’
( Atatürk’ün S.D.V. Cilt: 1 Sayfa 114 )


HAZIRLAYAN  : TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ


turgay55

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 6
  • Reputation: 12
                                  DİNİN KANUN DIŞI İLAN EDİLMESİ

         Çarlık devrinde Hristiyan olmayan dini camialar meyanında, kanuni bir topluluk olmak üzere, Müslüman camiasının da resmen tanınmış olması, milliyet şuurunun kuvvetlenmesinden sonra dahi, Rusya’daki Müslüman Türklerin kendilerine sadece Müslüman demelerine sebep olmuştur. Bunda bütün Türklerin yaşamakta olduğu ümmet devrinin tesiri de büyüktü. ‘’Müslümanlık’’ bayrağı altında, kanuni yollarla, dini işlerden başka, milli-siyasi ve kültürel işlerin idaresi de mümkün oluyordu. 1905 de teşkil olunan ve bütün Rusya Türklerinin  milli davalarını ele alan teşekküle; ‘’Rusya Müslümanları İttifakı’’ adı verilmiş olması da bundan ileri gelmişti.
         Müslümanlığım, dini ve milli olmak üzere iki türlü fonksiyon ifa etmesi, çarlığın da iki türlü aksülamesini mucip olmakta idi. Yüksek Ortodoks Din Şurası Reisi Pobedonostev’e göre; ‘’İslam’’ manevi sahada kendisiyle mücadele edilmesi imkansız, iman ve taassubun mebaı olan muhteşem bir kuvvettir. Ve bu kuvvete serbest faaliyet imkanları verilmemelidir.’’  Hükümet ise Müslümanlık sayesinde muhtelif Türk Kabilelerinin bir teşkilat etrafında birleşmesinden korktuğu için müşterek bir din idaresinin teşkiline her zaman mani oluyordu.
         Böyle dini ve milli bir camia içerisinde din ulemasının rolü çok mühimdi. Milli varlığın manen ve madden bekası uğrunda din ulemasının vaktiyle tarihi, milli ve medeni vazifesini şerefle ifa etmiş olduğu muhakkaktır. Bunun misaline  Şimali Kafkasya’da, Türkistan’da, Kırım, İdil-Ural ve Sibirya’da rastladığımız gibi, Azerbaycan’da dahi şahit oluyoruz. 19.Asrın ortalarına doğru Azerbaycan’da ki milli iradenin yerine konan Rus Askeri İdaresi din ulemasıyla karşı karşıya gelmişti. Cemiyetinin vicdanından başka adaletin tevzi ve kontrol işleri de bu ulemanın elinde bulunuyordu. ‘’İtaat ediniz Tanrı’ya, O’nun gönderdiği Elçiye ve sizden olan amirlere’’ ayetine sadık kalan bu ulema, şeriat mahkemelerinin verdikleri her  herhangi bir kararın idare makamında oturan bir Rus tarafından infaz edilemeyeceğinde ısrar etmiş ve bu noktadan hareket ederek Azerbaycan’da Rus hakimiyetini hiçbir zaman tanımamışlardı. 19.Asrın ikinci yarısından itibaren, Avrupa Medeniyetinin kabulü üzerinde başlayan ikilik, din ulemasının milli camia içerisindeki mevkiini sarsmış ve cemiyet yeni hayat şartlarını intibak ettikçe, milli camianın idaresindeki rehberlik makamı da Avrupai yeni münevver zümreye intikal etmiştir. Azerbaycan’ın fikir hareketi tarihinde mühim bir yer işgal eden bu, münevver zümre-din uleması ihtilafında, milli uyanışa engel olmak için çarlık her zaman mutaassıp din ulemasının tarafını iltizam etmiştir. (Tarafını tutmuştur)
         Bolşevizm ise münevver zümreyi dine karşı kullanmak istedi. İslam Dininin ortadan kaldırılmasını temin maksadıyla Mirza Feth-Ali ile onun mektebini devam ettiren münevver neslin, din ulemasının cahil kısmı tarafından müdafaa edilen ortaçağ nizamlarına, skolastik zihniyete, eski usul tedrise, hurafet, mevhumat ve batıl itikatlara karşı mücadelelerinden ve eserlerinden istifadeye kalktı. Halbuki Bolşevizmin din hakkındaki görüşü malümdu. Lenin’e göre;
         Marks ile Engels’in birkaç defa tekrar ettikleri gibi Marksizm’in felsefi temelini diyalektik materyalizm teşkil eder. 18.Asır Fransa’sının ve Almanya’da (19.Asrın 1.yarısı) Feyerbach materyalizminin  felsefesini tamamı ile benimsemiş olan bu materyalizm ateisttir, bütün dinlerin amansız düşmanıdır.
         Yine Lenin’e göre;
         Din halka mahsus bir afyondur,-Marks’ın bu vecizesi Marksizm’in din meselesindeki dünya görüşünün temel taşıdır. Bütün çağdaş dinleri ve mabetleri  her hangi bir din müessesesini, Marksizm, her zaman işçi sınıfını istismar etmeye ve uyuşturmaya yarayan birer burjuva müessesesi olarak telakki etmiştir.
         Sovyet istilasının daha ilk günlerinden itibaren mekteplerden din dersleri kalkmış, imam, hatip, vaiz, müezzin ve din uleması yetiştiren cami yanlarındaki mektep ve medreseler yıkılmış ve bu gibi din rehberlerinin hariçten gelmesine de müsaade edilmemiştir.  Aynı zamanda Sovyet Hükümeti’nin  himayesi altında kurulan; ‘’Cengaver Allahsızlar Cemiyeti’’ din aleyhinde geniş surette propagandaya başlamıştır. Bütün ‘’NEP’’ devri (1921-1929), başta fedakar din uleması olmak üzere, cami ile ‘’Cengaver Allahsızlar Cemiyeti’nin’’ mücadelesi parolası altında geçmiştir.
         ‘’Cengaver Allahsızlar Cemiyeti’nin’’ geniş imkanlar vardı. Din  aleyhinde gazeteler, dergiler, risale ve kitaplar neşir ve piyesler temsil ediliyor, konferanslar, mitingler ve kongreler tertip edilerek İslam Dinini yıkmaya çalışıyorlardı. Dini Bayram ve Dini Merasimlerin yapıldığı mukaddes aylarda din aleyhindeki propagandaları daha da şiddetleniyordu. Çoğu zaman din ulemasıyla tartışmaya girerek din aleyhinde kararlar aldırıyorlardı. Bilhassa mekteplerde genç nesillerin zehirlenmesine, ‘’Genç Komünistler’’ teşkilatında din aleyhinde propagandacılar yetiştirilmesine çalışılıyordu. Yalnız milletin müzaheretine güvenen din ulemasının fedakarlığı, bu devirde her türlü takdirin üstünde olmuştur. Hak yolunda ve Allah yolunda irşatlarından (inançlarından) vaz geçmeyen Azerbaycan Ruhanilerinden din uğrunda ızdırap çekenler, sürgüne gönderilenler ve kurşuna dizilmek suretiyle şehadet şerbetini içenler az olmamıştır. Bu devirde Baku ulemasından Şeyh Gani gibi mücahit din ulemasının celadeti dillere destan olmuştur.
         Bütün bunlarla beraber; ‘’NEP’’ devri, ‘’Cengaver Allahsızlar Cemiyeti’nin’’ en sıkışık bir devri idi. Ufak mülkiyetçi burjuva evsafını taşıyan bu devir cemiyetinde mülkiyete, milliyete, aile teşkilatına, milli ahlak, örf ve adalete karşı mücadele tamamı ile aksi bir netice doğurmakta idi. Mülkiyeti, milliyeti ve aile teşkilatını mukaddes telakki eden dinin değeri halk nazarında bir kat daha artmış ve komünistlere karşı nefret de o nispette çoğalmıştır. Mülkiyet esasına dayanan bir cemiyetin yerine insanın şahsiyetini hiçe indiren müşterek mülkiyet sisteminin ikamesi uğrunda girişilen teşebbüse karşı 1929-1931 yıllarında başlayan silahlı mukavemetin din uleması tarafından takdis ve kısmen de sevk ve idare edilmesi bu harekete bir nevi cihat mahiyetini vermiştir.
         Bundan sonra başlayan müşterek mülkiyet esası üzerine kurulu kolhoz devrinde camilerin depo, yatakhane, meyhane, bar ve kulüp gibi eğlence yerlerine çevrildiği ve bir çoklarının tamamı ile tahrip edildiği görülmektedir. Bunlardan yalnız Bakü’deki meşhur ‘’Tazepir’’ camiinin kütüphaneye, Gence’deki ‘’Şah Abbas’’ camiinin ise müzeye tahvil (dönüştürme) edildikleri görülmektedir.
         1936 da kabul edilen yeni Sovyet Anayasasında dinin devletten, mektebin de dinden ayrı olduğu, tasrih edilmiştir. Fakat din hakkındaki kanaati malüm bulunan komünist partisi devletin yegane temeli olarak kalmıştır. 1937 de Azerbaycan Maarif komiseri Mehmet Sadık Efendizade’nin yazdığı bir makalesinde din ulemasıyla dindar unsurların yeni anayasanın temin ettiği hürriyetten istifade ederek faaliyet geçtiklerinden, buna karşı şiddetli tedbir alınması lüzumundan bahsediliyordu. Bu şiddetli tedbirler cümlesinden olmak üzere öğretmenlere mahsus dinsizlik kursları açıldığı gibi Bakü’de ki Şirvanşahlar Sarayı da faaliyetlerini içine alacak bir ‘’Dinsizlik Sarayı’’ da kurulmuştur. Bu saray; ‘’Cengaver Allahsızlar Teşkilatı’’nı, din aleyhinde bir kütüphaneyi, birer okuma ve bir propaganda salonlarını ve din aleyhinde edebiyat ve neşriyat dairesini içine alacak şekilde sureti mahsusada inşa edilmiştir. Sarayın din aleyhinde tertip edecek balo ve müsamereler için hususi salonları da vardı. Bütün bu şiddetli tedbirlere rağmen mülkiyetçi köylü, tüccar, esnaf ve serbest meslek erbabı gibi müteşebbis zümrelerle beraber din ulemasının da bir sınıf olarak tasfiye edildiği 1929-1930 tarihinden 14 yıl sonra bile ‘’Genç Komünistler Teşkilatı’’nın  fikirlerini yayan  Komsomolskaya Pravda Gazetesi 1954 yılının Temmuzunda şunları yazıyordu.
         ‘’Türkistan ve Azerbaycan kolhozlarında,  ekin işlerinin en hararetli zamanında, dini bayramlar yapılmakta olduğu için devlet planları ikmal edilememektedir. Bu dini bayramlarda ekseriya gençliğin, hatta genç komünistlerin de iştirak ettiği görülmüştür.’’
         Sovyet Hükümeti, din hakkında kolhoz devrindeki görüşünü şöyle açıklamış bulunmaktadır;
         ‘’Sovyet Devletinde, sosyalist bir cemiyet kurulduğu sırada, dinin içtimai kökü kurutulmuştur. Din, Sovyetler Birliği şartları dahilinde, insanların şuurunda mazinin kalıntılarını teşkil eder. Bu dini kalıntılar siyasi terbiyesi noksan olan emekçi sınıfının sosyalist cemiyeti kuruluşuna şuurla iştirakine mani olmaktadır.’’
         Dine karşı mücadelenin kanlı bir bastırma şeklini alması da bundan ileri gelmektedir.
NEP   :Yeni İktisadi Siyaset

TURGAY KADİROĞLU
TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ
SAMSUN

NOT  : Kaynak gösterilmek suretiyle basımı yayımı dağıtımı serbesttir.