Gönderen Konu: Berlin duvarının yıkılışının 20. yılında -Sinan Özdemir/ Brüksel- Dünya Bülteni  (Okunma sayısı 233 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

BEYAZRENKLER

  • Administrator
  • FORUM BAĞIMLISI
  • *****
  • İleti: 1151
  • Reputation: 2505
(I)
Avrupa aylardır Berlin Duvarı'nın yıkılması kutlamalarına hazırlanıyor, 20 yıl sonra gelinen noktayı analiz etmeye çalışıyor.
Pazartesi, 09 Kasım 2009 10:46



"Demokratik Almanya'nın 40. yılı kutlamaları sırasında Mieczyslaw Rakovski (Polonya Başbakanı) ve General Jaruzelski tribünde tam arkamda oturuyorlardı. Kulağıma doğru eğildi (Rakovski) ve "Mihail Sergeyeviç, Almanca biliyor musunuz ?" diye sordu, bende ona " protestocuların ne söylediklerini anlayacak kadar biliyorum" diye cevap verdim. Rakovski bunun üzerine : "sona gelindiğini anlıyor musunz ? " diye sordu."(1)


Aylardır Avrupa Berlin duvarının yıkılışının 20. yılı kutlamalarına hazırlanıyor. Görsel ve yazılı medya yirmi yıl sonra gelinen noktayı enine boyuna tartışıyor. Biz de bu yazıda meseleyi özetle sunduktan sonra meselenin Avrupa tarihi açısından önemini ve iki Almanya'dan yola çıkarak bu gün Doğu Almanya'nın durumuna bakacağız.


Gorbaçov'un tabiriyle: "1989, tarihin zıvanadan çıktığı yıl". 1949'dan itibaren Rus denetimi altında bulunan bölge fiili olarak 1961'de inşaa edilen duvar ile tamamen Almanya'dan koparıldı. Rusya'nın etki alanında kırk sene kaldı. Bu kadar hızlı düşeceği beklenmemekle birlikte 9 Kasım akşamı duvar tarihe karıştı ve yalnızca iki Almanya'nın birleşmesinin önü açmadı ayrıca duvarın yıkılışı domino etkisi yaptı ve Doğu blokunu dağılma sürecine soktu. Yıkılan duvar ile çok kısa bir süre sonra demir perde de düştü. O akşam yaşananlarla genelde Avrupa özelde Avrupa Topluluğu yeni bir döneme girdi. İngiltere ve Fransa, Mitteleuropa'da yaşana bilecek olası bir yeni güç dengisinin kurulmasına mani olmak için yoğun bir diplomasi trafiği başlattılar. ABD yaşananlar karşısısında Fransa ve İngiltere kadar tedirgin değildi.


Bu gün bile Batı medyasının önemli bir kısmı Gorbaçov'un oynadığı rolü göz ardı etmeye devam ediyor. Duvarın yıkılmasına göz yumarken Gorbaçov aslında Batı Avrupa'ya gönderdiği güçlü bir mesaj var idi. Onun içidir ki iki Almanya'nın birleşmesinde Rusya zorluk çıkarmadı. Gorbaçov bir yanda yıkılan duvarla Almanya'nın birleşmesini sağlarken , aynı zamanda satelit devletlerde başgösteren bağımsızlık rüzgarının da önünde durmadı. İki Almanya'nın bir gün birleşeceğini Haziran 1989'da gerçekleştirdiği Almanya ziyareti sırasında Kohl'e ifade etti ama her iki liderde bunun bir 21.yüz yıl meselesi olduğunu düşünüyorlardı. Ancak durum bir kaç ay sonra yeni bir boyut kazanacaktı.


1989 olayları Rusya'nın Batı Avrupa ile olan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Rusya, Avrupa ile "ortak ev" düşüncesini daha sağlıklı bir yapı içinde şekillendirmeyi hedefliyordu. Ne varki, Rusya'nın bu beklentisi gerçekleşmedi ve tam aksine bir yanda Varşova Paktı dağılırken eski üyeler hızla NATO üyesi olarak Atantik Paktına dahil edildiler. Bu durum bu gün Rusya'nın güvenliğini tehdit eder hale geldi.


Duvarın yıkılması Avrupa'nın bilinci altında o güne kadar var olan Avrupa'nın kendi sınırlarına ilişkin algılamasını değiştirdi. Yıkılan duvarla birlikte Batı ve Doğu Avrupa'nın birleşmesinin önündeki en önemli engel ortadan kalkmış oldu. İngiltere ve Fransa Almanya'dan olası bir politika değişikliğini önlemek için garantiler istedi. İki Almanya'nın birlşeme arzusu , aynı zamanda Maastrich sürecini de başlattı ve sözleşmesi ile son buldu. Kohl meselenin bir an önce sonuçlandırılması için hızla hareket ediyordu.


İki Almanya'nın birlşemesi beklenen garantilerin verilmesi ile gerçekleşti. Almanya, Polonya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra uluslararası toplumun kabul ettiği sınırları tanıdı ve tek para birimine geçiş noktasında Alman Merkez Bankası'nın itirazlarına rağmen geçeceğini bildirdi. Böylece Almanya'nın tekrar saldırgan bir tutum içine girmesi önlenmiş oldu.


Doğu Almanya'da gerçekleşen ilk seçimde sağcı partilerin kazanması Kohl'ün işini kolaylaştırdı. Bu gün Almanya Başbakanı olan Angela Merkel seçimlerden sonra Kohl'ün kabinesinde Bakan olarak yer alan isimlerin arasında yer aldı. Hızla gerçekleşen birleşme anayasal ve kurumsal bir birleşmenin ötesine geç(e)medi.


Doğu Almanya, Berlin duvarının yıkılışının yirminci yılında kazanımlarını ve kaybettiklerini tartışıyor. En başta iki Almanya arasında daha 1989'da kendini gösteren uyum sorunu sürüyor. Sanayi olarak Batı Almanya'nın çok gerisinde kalan Doğu Almanya bu gün bile çok gerilerde. Toplumun yeni sisteme adaptasyonu çok zor oldu. Yeni düzenden en fazla yararlanabilenler genç kuşaklar oldu. Bu gün bile gençler Doğu Almanya'dan Batı Almanya'ya göç etmek durumunda kalıyorlar. Gidenler kendilerini "kurtarırken" kalanlar bölgenin kendine has sorunlarıyla boğuşmaya devam ediyor. Ekonomik refah o bölgenin sözlüğünde yer almıyor. Doğu Almanya'da işsizlik oranı Batı Almanya'nın iki katı. İşin ilginç tarafı Almanya'nın komşuları Çek Cumhuriyeti ve Polonya'nın kalkınmasında oynadığı rol ile Doğu Almanya'ya gösterdiği ilgi kıyaslandığında çok farklı bir tutumun sergilendiği hemen ortaya çıkıyor. Almanya'nın Doğu Almanya'da gerçekleştirdiği yatırımlar komşu devletlerle kıyaslandığında çok gerilerde kalıyor.


Karamsarlığın egemen olduğu bu bölgede , iyi habere hasret bir tolum yaşıyor. Bunu bilen Burda isimli yayın grubu "Super İllu" isimli haftalık dergileriyle Doğu Almanya'da yaşayanlara "iyi haberler" vermeye çalışıyor. Başarılı olup olmadıkları bir yana derginin tirajı üç milyona yaklaşıyor. Dergi Batı Almanya merkezi bulunan Bild, Der Spiegel ve Focus'ün Doğu Almanya'daki karşılığı olma yolunda. Bir farkla ki Bild gazetesine daha yakın içerik bakımından. Siyasi yorumlarına gelince de daha "orta yollu" yorumlar öne çıkıyor. Gerald Praschl'a göre derginin başarısı: "yazıların Doğu Almanya üzerine yazılan yazılardan oluşmaması, tam aksine Doğu Almanya'da yaşayanlara dönük yazıların yayınlanmasında gizli".


Berlin duvarının yıkılışının 20. yılında, Doğu Almanya hala çok önemli sorunlarla boğuşuyor. Bu sorunların yalnızca ekonomik değil , sosyal bir boyutu da var. Die Linke'nin o bölgede elde ettiği başarı bunun önemli kanıtlarından biri. Yaşlı kuşak "hoş bir geçmişin" nostaljisi içinde yaşarken genç kuşak ve iyi bir tahsil almış olanlar Batı Almanya'ya göç ediyor. Bu durum ciddi bir beyin göçünün olduğuna da işaret ediyor.


Ne yazık ki , yıkılan Berlin duvarı hala kafalarda mevcudiyetini koruyor. Doğu Almanya'da ,Demokratik Almanya dönemine ait semboller kazındıysa da pratikte bölge kendi kaderine terk edilmiş durumda. Sosyal yardımla yaşamak zorunda olan binlerce insan var. Hızla gerçekleşen birleşme anayasal ve kurumsal bir birleşmenin ötesine geç(e)medi. Doğu Almanya'nın özetle geldiği nokta bu.


1- Mihail Sergeyeviç Gorbaçov, Le Monde, 6 Kasım 2009

Not: Yazının ikinci bölümde , Berlin duvarının yıkılışının 20. yılında, Avrupa'nın doğusu ile olan ilişkilerini analiz edeceğiz.

BEYAZRENKLER

  • Administrator
  • FORUM BAĞIMLISI
  • *****
  • İleti: 1151
  • Reputation: 2505
Berlin duvarının yıkılışının 20. yılında: Doğu Avrupa (II)
Berlin duvarının 20. yılında Doğu Avrupa özelinde siyasal ve ekonomik gelişmelerin analizi...
Çarşamba, 11 Kasım 2009 10:53
 

Sinan Özdemir

Berlin duvarının yıkılışı Avrupa tarihi açısındna bir milat olarak kabul edilir. Bu kabul daha çok içerdiği imaj ile alakalı. Aslında sona gelindiğinin ilk işareti veya Gorbaçov'un 1989 yılı için "tarihin zıvanadan çıktığı yıl" dediği dönemin ilk önemli olayı Polonya'da 4 Haziran'da gerçekleşen seçimler idi. Sandık fotoğraflarının insanlar üzerinde oluşturacağı pek bir etki olmadığından simgesel olarak yıkılan duvarın tercih edilmiş olması anlaşılıyor vefakat Polonyalılar her vesile ile bundan duydukları rahatsızlığı dile getiriyorlar.

Belkide bu sebepten sembolik olarak Berlin'de bin parçadan oluşan dev dominonun ilk taşına vuran Solidarnosc'un lideri Polonyalı Lech Wałesa oldu. Walesa, kutlamalarda Gorbaçov'un daha fazla öne çıkmasından da rahatsızlık duyuyor. Almanya'da yayımlanan Bild gazetesi bir Gorbimaniadan yani Gorbaçov çılgınlığından söz ediyor. Gorbaçov'un çok fazla öne çıkmasından da ayrıca Doğu Avrupa'da ki halklar rahatsızlık duyuyorlar. Özellikle komünizm'e tepkili olanlarda bunu görmek mümkün.

Hiç şüphe yok ki demir perdenin düşmesi Doğu Avrupa'da big bang etkisi yaptı. Bu deprem daha sonra Balkanlara kadar uzandı. Onlarca bağımsız devletin doğuşunda bir dönüm noktası olarak kabul edildi ve tarihe geçti. 1848'de başlayan ayaklanmalar iki yüz kırk bir yıl sonra son bulacak uzun bir mücadelin son perdesi olarak oynandı ve Balkan savaşları ile son buldu. Bu "özgürlüğe kaçış"ın Bosna ve Hersek'te açtığı yaralar Avrupa tarihinde silinmesi güç izler bıraktı.

Doğu Avrupa'da bağımsızlığını kazanan devletler Batı Avrupa ile sıkı bir işbirliğine girişti. Rusya'dan korunmak adına önce Avrupa ailesine dahil olmak için yola düştüler ardından da Atlantik Paktına kabul edilmek için ABD ile bağlarını güçlendirme politikası içinde oldular. Her iki kurum için bu devletler göz ardı edilemiyecek öneme sahipti. Hem bölgede Rus etkisini azaltmaya dönük askeri yapıya entegre edildiler hem de serbest piyasa ekonomisinin dışında kalmamaları sağlandı.

1 Mayıs 2004 tarihinde Doğu Avrupa'da 1989'dan sonra bağımsızlığını kazanan 8 ülke AB'ye üye oldu. Bu AB'nin tarihinde gerçekleştirdiği en önemli genişleme idi. Bu genişleme ile AB artık Rusya ile sınır idi. Daha düne kadar kendisi ile Rusya arasında tampon bölge görevi gören Doğu Avrupa artık bir parçası olmuştu. Milan Kundera'nın (Çek asıllı, yazar) Doğu Avrupa'nın kimliğine vurgu yaparken onun Avrupalı ve Batılı yapısının 20. yüz yılda "kaçırıldığını" ifade ediyordu. Bu birleşme Kundera için uzun yıllar üvey evlat muamelesi gören oğlun eve dönmesi gibiydi.

Berlin duvarının yıkışının 20. yılında AB açısından altı çizilmesi gereken ilk tespit Avrupa'nın doğudaki sınırlarının nerede son bulduğunun hala tartışma konusu olduğudur. Kimileri 2004 ve 2007'de dahil olan devletlere belirlendiğini savunsa da kimileri Ural dağları ile son bulduğunu düşünüyor. AB'nin kendi sınırlarına ilişkin yaşanan bu belirsizlik AB içinde özellikle doğusunda yer alan devletler için ne kadar da belirlenmiş olsa da yükselen milliyetçilik geçmişte kaldığı düşünülen sınır tartışmalarını dönem dönem gündeme getirmiyor değil. Örneğin Romanya'da Partidul România Mare'nin (Büyük Romanya Partisi) Başkanı Corneliu Vadim Tudor, Romanya'da Orta Çağ'da kurulan "Büyük Romanya"nın sınırlarına tekrar dönmesi gerektiğini savunuyor. İkinci önemli tespit, AB birlik içinde olduğunu göstermeye çalışsa da özellikle dışpolitika konularında birlik içinde hareket etmekte zorlanıyor. Doğu Avrupa'da yer alan ülkelerin AB'den bağımsız olarak ABD ile geliştirdikleri ilişkiden de kaynaklanıyor.

Yükselen milliyetçilik bu hızla yükselmeye devam ederse on sene sonra AB'nin doğusunda iç kargaşaya sebep olabilir. Daha bu gün Baltık Cumhuriyetleri'nde yaşayan Ruslara karşı takınılan dışlayıcı tutum biliniyor. Çek Cumhuriyeti'nde Çingenelere karşı uygulanan baskıcı tutum ve en son Slovakya ile Macaristan arasından yaşanan azınlıkların kendi dillerini konuşması tartışmaları göz önünde bulundurulduğunda ve ayrıca bunlara Bulgaristan ve özellikle Romanya eklendiğinde fotoğraf hiçte iç açıcı değil.

Doğu Avrupa'daki milliyetçilik Batı Avrupa'daki milliyetçilikten çok farklı çünki Batı'daki milliyetçilik daha çok maddi olanaklara göre yükseliyor ve azalıyor. Ancak Doğu Avrupa'da çok gerilere giden karmaşık bir tarihi arka planı olan bir milliyetçilik var. Toplumun refah durumuna göre de şekillenmiyor. Her halkın hem Rusya'ya hem de komşularına ilişkin bilinç altında çok fazla yaşanmış olay var. Örneğin Baltık Cumhuriyetleri'nde sırf Ruslarla birlikte II. Dünya Savaşı'nda yer aldıklarını söylememek için Almanya'nın yanında görünmeyi tercih edip o şekilde tarihlerini yazıyorlar.

Sınır, milliyetçilik gibi sorunların yanı sıra bir de ekonomik sorunlar var. Serbest piyasa ekonomisine giren Doğu Avrupa ülklerine en büyük destek Almanya ve Avusturya'dan geldi. Bu ülkelere ciddi yatırımlar yapıldıysa da genel ekonomik durumu düzeltmeye yetmedi. İşsizlik durumu Batı Avrupa'ya göre çok daha yüksek. Sanayisinin modernizasyonunu kısmi olarak tamamladı. Batı Avrupa'ya göç veren bölgelerin başında geliyor.

Tabii Batı Avrupa'da yerli işçiler almak yerine o ülkelerden getirmeyi tercih ediyor çünki daha ucuza çalıştırıp-sigortalarını geldikleri ülkelere ödüyorlar böylece daha karlı olmuş oluyor. 2008 krizi Doğu Avrupa'yı çok ciddi olarak vurdu. Krizin 2011 yılına süreceği tahmin ediliyor. 2009'u zor çıkaran bu ülkelerin gelecek iki yıl içinde Komisyon'dan destek almazlarsa ve adaletli bir paylaşım sistemine geçemezlerse sosyal patlamalar yaşanabilir. Hal böyle olunca ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi zor görünüyor. Avro'ya geçiş de bir başka bahara kaldı. En son avro'ya 2008'de Slovenya geçti. Ve tabii Doğu Avrupa'da yer alan her bir ülke ne kadarda aynı bölgenin parçası olsa da sorunları aynı şekilde yaşamıyorlar.

Bölgenin AP seçimlerine veya her bir ülkenin ulusal seçimlerinde ki katılıma bakılırsa yorgun bir demokrasiye sahip olduğu düşünülebilir. Daha doğrusu yirmi yılda yorgun düşmüş bir demokrasi var. Hayal kırıklıkları burada önemli bir rol oynuyor. Marginal kalsalar da komünist dönemi özleyenler de yok değil. Bir zamanların büyük partileri her geçen dönem küçülüyor ve kimlikler üzerinden siyaset yapan partilere dönüşüyorlar. Milliyetçi-popülist partiler siyasetin vaz geçilmez aktörleri olarak siyasi arenada yerlerini aldılar.

Berlin duvarının yıkılışının yirminci yılında Berlin'de düşen duvar kafalardaki duvarları yıkamadı. Doğu Avrupa'nın durumu, hızla birleşen iki Almanya'nın Doğu kısmı için geçerli olan sosyal ve ekonomik durumundan çok farklı değil. Kendi içinde taşıdığı çok önemli sorunlar var. Bunların çözüme kavuşturulamaması uzun vadede çok daha ciddi sorunları da beraberinde getirecektir.

İlgili haber: Berlin duvarının yıkılışının 20. yılında