Gönderen Konu: Beyaz Efendiler Kulübü"Türkiye ve Avrupa Birliği-Şeyla Benhabib-tr.qantara.de  (Okunma sayısı 202 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

BEYAZRENKLER

  • Administrator
  • FORUM BAĞIMLISI
  • *****
  • İleti: 1151
  • Reputation: 2505


--------------------------------------------------------------------------------




Yale Üniversitesi'nde siyaset felsefesi profesörü olan Şeyla Benhabib'e göre Türkiye'yi tümüyle entegre etmeyi başaramayan bir Avrupa Birliği, dünya genelinde inandırıcılığını kaybeder


 Ş Benhabib "İmtiyazlı Ortaklık, sadece Türkiye açısından bir hezimet değil aynı zamanda Avrupa Birliği’nin bir "Beyaz Efendiler Kulübü"ne dönüşümü olarak da algılanır" 2008 yılı sonbaharında Türkiye Cumhuriyeti 85 yaşına girdi Bir insan hayatı açısından etkileyici bir yaş; devletler ise bir sonraki yüzyıla da ihtiyaç duyabilir

Türkiye, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerinin başladığı günden bu yana birçok alanda ciddi krizler yaşıyor Etkileyeci nitelikteki on yıllık iktisadi büyüme döneminin ardından ihracat oranları düştü Halk yüksek oranlarda borçlanmış durumda ve siyasi istikrarsızlık yabancı yatırımcıları korkutuyor

Türkiye en tuhaf anayasal krizlerden birini geride bıraktı Demokratik yollardan seçilen bir iktidar partisi, hukuken meşru bir yasa değişikliği nedeniyle, yasaklanma tehdidiyle karşı karşıya kaldı Başörtüsünü üniversitelerde legalize eden bir yasa tasarısının muhalefetin iddia ettiği gibi, laik kamu düzenine ve bu yolla Anayasa’ya aykırlık teşkil etmesi ortak akılla anlaşılabilecek birşey değil!

Sadece kültür alanında neredeyse anarşizm boyutunda bir özgürlük ve çeşitlilik hakim Bu süreçle birlikte Türkiye kamuoyu, geçmişle ciddi anlamda yüzleşme girişimlerini yaşıyor

Günümüzde tartışma, Ermenilerin gerçekten de katledilip katledilmedikleri etrafından dönmüyor; daha çok bu katliamın Ermeni halkına yapılan bir soykırım olarak mı yoksa, Ermeni savaşçıların ayrılıkçı girişimlerine karşı Türk ordusu ve Türk halkının meşru savunma girişimi olarak mı görüleceği tartışılıyor

İntikam dolu milliyetçilik


 Ölümünün üzeründen iki yıl geçmesine rağmen, Dink cinayeti hâlâ aydınlatılamadı Atatürk'ün de Ermeni katliamını bir savaş suçu olarak gördüğü konusunda artık terredüt yok Türkiye Cumhuriyeti'nin travmatik doğuşunu örten unutkanlık perdesi nihayet açıldı Bunun sonucunda onlarca yıl elit kesimleri kör eden ülkenin baskıcı ve otoriter mirasıyla ilgili kavga büyüyor Ermeni gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesine yol açan işte bu intikam duygusuyla dolu milliyetçilik Bu tür bir milliyetçiliğin varlığını sürdürmesi nasıl açıklanabilir?

Başlangıçlar her zaman travmatik olur Özellikle siyasi düzlemde, devletlerin oluşum süreçlerine, halkın gelecekte ulaşmak istediği birliğin geçmişe yansıtıldığı kökenlere ilişkin efsaneler eşlik eder Platon Bu efsaneleri "asil yalanlar" olarak tanımlıyordu

Türkiye örneğinde kuruluş efsaneleriyle birlikte, çok kültürlü ve mevcut bir çok dini inançla şekillendirilmiş olan Osmanlının, "Millet Sistemi"nde gayri müslimler arasında kabul görmüş azınlıklara birtakım otonom haklar tanıyan yapısından, bütünleşmiş bir ulus yaratılması gerekiyordu

İmparatorluğun yıkıntılarının tam ortasında yaşanan Türk ulusunun seferberlik sürecinde ilginç bir dönüm noktası yaşandı: Osmanlı İmparatorluğu’na hakim olan Türkler, birden imparatorluğun çöküşünün kurbanlarına dönüştüler Hegel’in ifade etmiş olduğu gibi "Efendiden uşağa" dönüşüm süreci bir çokları için Sevr Antlaşması’yla tarihi bir gerçekliğe dönüştü

Türk halkının bilinçaltındaki travma

Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar 1920 yılında imparatorluğu kendi aralarında bölüştüler "Anavatan" paramparça edildi Her iki travma, yani ulusal bir kurtuluş savaşında kurtulunması gereken kurban rolü ile genel olarak Batı'nın ve özellikle de Avrupalıların ülkeyi parçalayarak paylaşmayı istemiş olması, Türk halkının bilinçaltının derinliklerine kazınmış durumda


 Ş Benhabib: "Türkiye'de bir çok kişi, cumhuriyetçi devlet yapısının müdafa edilmesiyle, otoriter milliyetçiliği birbirine karıştırıyor" Bu nedenle Türkiye'de birçok kişi cumhuriyetçi devlet yapısının müdafa edilmesiyle, otoriter milliyetçiliği birbirine karıştırıyor Silahlı Kuvvetler mensupları, devlet memurları, avukatlar ve öğretmenler kendilerini "Anayasa'nın koruyucuları" olarak görüyorlar


Eski ve yeni elitler arasında sınıf çatışması

Bu cumhuriyetçi eski elitlerle, iktidar partisi AKP’nin tabanını oluşturan Müslüman girişimciler, sanayi patronları, küçük işadamları ve çiftçi sınıfının oluşturduğu yeni sınıf arasında şu sıralar bir sınıf kavgası yaşanıyor Bu mücadele toplumsal birçok alanda "kültür çatışması" olarak ortaya çıkıyor


 Türkiye'nin Birlik üyeliği Avrupa'nın muhafazakâr halkının kararına bırakılabilir mi? Bunun sonucunda Türkiye’nin AB üyeliğine aday bir ülke olarak gerçekleştirmek zorunda olduğu reformlar yavaşladı Şayet Anayasa Mahkemesi Ağustos ayında AKP’nin yasaklanmasına hükmetseydi, Türkiye’nin Avrupa adaylığı tamamıyla sorgulanır hale gelirdi

Ne yazık ki Türkiye’deki bazı gelişmelerin Avrupa Birliği’nde de yansımaları oluyor Türkiye, oluşum sürecindeki milliyetçi efsaneler ve travmaları çözümlemeye çabalarken, Avrupa Birliği de aynı şekilde ciddi sonuçları olan siyasi deneyimini, Yahudi ve Hıristiyan değerleri, Rönesans ve Aydınlanma üzerine inşa edilen "Çekirdek Avrupa" ve "Avrupa Ulusu" idealini istikrara kavuşturmaya çalışıyor

Türkiye ve AB’nin çok kültürlü ve çok dinli kökenleri

Fakat biz, kimliğin tüm kategorilerinin istikrarsız olduğu bir çağda yaşıyoruz Avrupa Birliği dini ve kültürel homojenliğe dayandırarak sınırlarını çizebildiği gibi Türk ulusu da çok kültürlü ve çok dinli kökenlerini inkâr etmekte zorlanıyor

Fransızların, Hollandalıların ve son olarak da İrlandalıların Avrupa Birliği Anayasası’na "Hayır" demesinin ardından Birlik demokratik meşrutiyetini bir parça kaybetti Sadece siyasi elitlerin ısrarlı talebiyle ileriye taşınan ve halkın görüşlerinden sakınılması gereken bir anayasa taslağı güven tesis etmez Buna rağmen Türk halkının çoğunluğu, Avrupalılar istedikleri müddetçe, AB üyeliğinden yana

Türkiye’nin üyeliği Avrupa Birliği’nin kurumsal mimarisi açısından ciddi değişim ihtiyacını da beraberinde getirecektir Türkiye’nin Birlik’e üyelik tarihinde nüfusu 70 milyon düzeyinde olması halinde Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’nda, Almanya’dan az, ancak diğer ülkelerden daha fazla oy hakkı olacak

Fransızlar, İngilizler ya da İtalyanların bu konuyla ilgili tutumu ne olur? Tarım politikalarında da zorluklarla karşılaşılabilir Türkiye’nin Birlik’e iktisadi entegrasyonu Avrupalı yatırımları ve iletişim, konut inşası, finans ve turizm gibi alanlarda yeni iş imkânlarını da beraberinde getirir

 Ş Benhabib: "Anayasa Mahkemesi Ağustos ayında AKP’nin yasaklanmasına hükmetseydi, Türkiye’nin Avrupa adaylığı tamamıyla sorgulanır hale gelirdi"
Olası, aşılabilir sorunlar

Olası üyelikte kaybedecek olanlar ise Avrupa sebze ve meyve pazarında İspanya, Yunanistan ve İtalya ile rebaket etmek zorunda kalacak olan Türk tarım sanayisidir Bunun sonucunda bir çok Türk çiftçisi işsiz kalabilir ve büyük kentlerle Birlik’in diğer ülkelerine göç etmek isteyebilir Ancak bu yapısal sorunlar aşılamayacak nitelikte değil

Birlik, Polonya ve Macaristan ile olduğu gibi Türkiye ile de tarım piyasası ve serbest dolaşım potikaları ile ilgili geçici anlaşmalar (modus vivendi) yapabilir Ancak bana göre günümüzde çok daha önemli bir sorunu Avrupa'yı etkisi altına alan İslam’a yönelik kültürel korku oluşturuyor

Fransa ve Almanya’daki başörtüsü meselesi, Theo van Gogh cinayeti, karikatür kavgası, Alman kamuoyunda Türk azınlığın suçlu olarak gösterildiği yönündeki bitmek bilmeyen tartışmalar ve son olarak Türk göçmenlerin Ludwigshafen yangınında hayatlarını kaybetmeleri Bütün bunlar yakın tarihte yaşanan ve Avrupa’da İslam’a yönelik derin bir tedirginliğe işaret eden olaylardır

Ben Avrupa’nın Türkiye’yi kültürel ve siyasi bağlamda entegre etme iradesine sahip olduğu konusunda, on yıl öncesinde olduğu kadar emin değilim Türkiye ile sınırı olan Gürcistan’da savaşın patlak vermesi bir çok Avrupalı siyasetçinin, Avrupa’nın sınırlarının Kafkas dağlarına kadar genişletilmesini istememesine yol açacaktır

İslam dünyası için örnek ülke: Türkiye

Öte yandan Almanya Başbakanı Angela Merkel’ın da tam üyelik yerine tercih ettiği bir "İmtiyazlı Ortaklık" sadece Türkiye açısından bir hezimet değil aynı zamanda Avrupa Birliği’nin bir "Beyaz Efendiler Kulübü"ne dönüşümü olarak da algılanır

Ortadoğu’daki ülkeler kadar Hindistan, Meksika, Çin ve Endonezya gibi ülkeler de bunu Hıristiyan Avrupa merkeziyetçliğinin devamlılığı yönünde açıkça verilmiş bir sinyal olarak göreceklerdir ABD’deki çoğunluk görüşü Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinden yana, bu görüş çok sınırlı bir oranda jeopolitik değerlendirmelere dayanıyor


 Türkiye güvenilir bir NATO partneri olarak uluslararası arenada stratejik olarak önemli bir rol oynuyor Türkiye 1953 yılından bu yana güvenilir bir NATO ortağı ABD’nin Türkiye’nin üyeliğini destekleyen tutumu daha çok Türkiye’nin Avrupalı devletler topluluğuna katılımı yönündeki adımının, diğer Müslüman ülkelere de demokratikleşme yoluna girilmesi konusunda örnek teşkil edebileceği düşüncesi Amerikan Yönetimi’nin resmi görüşüne göre Türkiye, Müslüman ülkeler arasında gelişme yeteneğine sahip tek demokrasi, İsrail’in güçlü bir dostu ve bölgede belirleyeci nitelikte bir müttefik

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin geleceği bakımından izlenecek en doğru yol konusundaki görüşüm, Birliğin kurumsal fantazisinin geliştirilmesine devam edilmesi yönünde Ben, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlara yönelik tekdüze dayatmadan, demokratik bir eşitlik anlayışına dönüşümü başaracağını iddia etme cesaretini gösteriyorum

Günümüzde başörtüsü, Kürt halkının kültürel ve dil ile ilgili haklarının tanınması, Türkiye’nin çok kültürlü mirasının Yunan, Yahudi ve Ermeni izlerinin yeniden keşfiyle birlikte kabulü gibi konuların hepsi olgunlaşmış bir demokrasiye geçiş sürecinde yaşanan gerilimlerdir

Bu deney, eski milliyetçi elitlerin histeriye yakın tepkisinde de görülebileceği gibi, bazılarını zorlayabilir Sonunda bu deney, halkın çoğunluğunun zaten Avrupalıların niyetine güven duymadığı bir Türkiye’de, kendilerinin Avrupalılar tarafından bir kez daha dışlandığını hissetmesi nedeniyle başarısızlıkla da sonuçlanabilir

Şeyla Benhabib

© Zeitschrift für Kulturaustausch 2009/ Qantarade 2009

Almancadan çeviren Değer Akal

Şeyla Benhabib Yale Üniversitesi’nde siyaset felsefesi profesörü Yayımlanan son çalışması: Ötekilerin hakları Yabancılar, göçmenler ve yurttaşlar Suhrkamp Yayımevi 2008