Gönderen Konu: Arnavut ve Sırp Savları Bağlamında Kosova’nın Sahipliği Sorunu  (Okunma sayısı 191 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ARNAVUT

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2
  • Reputation: 6
Arnavut ve Sırp Savları
Bağlamında Kosova’nın
Sahipliği Sorunu
Territorial Dispute of Kosovo
Under The Albanian and The
Serb Arguments
Halis AYHAN*
ÖZET
Balkanların ve Kosova’nın temel sorunu sınırların milliyetler ilkesine göre çizilmemiş olmasıdır. Bu nedenden dolayı Kosova
bir asırdır Avrupa’nın en sorunlu bölgelerinden birisi olmuştur. Arnavutlar etnik, dilsel ve dinsel farklılıkları nedeniyle, Sırplar ile
doku uyuşmazlığı yaşamaktadır. Bu doku uyuşmazlığı pek çok sorunu çözümsüzleştirmektedir.
Kosova’nın ele geçirilmesi mücadelesi Arnavut-Sırp mücadelesinin eksenini oluşturmakta, hakimiyet ve toprak konusu birçok
sorunları bünyesinde barındırmaktadır. Arnavutların ve Sırpların Kosova üzerindeki savları esas olarak hem “ortak” hususlara hem
de “kendilerini güçlü hissettikleri” alanlara ilişkindir. Ortak noktalara ilişkin dayanakları esas olarak; “tarihî hak”, “vatan” ve “işgal”
üzerine kuruludur.
Tarihî hak konusunda sorun, bölgeye ilk gelme üzerinde yoğunlaşmaktadır. Arnavutlar ataları İlirlerden dolayı bölgeye
Sırplardan daha önce geldiklerini, Sırplar ise tersi bir savla bölgenin kendilerinin olduğunu belirtirler. Tarihî hak kavramı ülke
kazanımı açısından uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukukta muteber değildir.
Her iki taraf tezat bir şekilde Kosova’yı “vatan” olarak görmektedirler. Kosova’da kesintisiz yaşamış ve halen çoğunluk olarak
yaşıyor olmaları; bölgeye ilk gelen olmaları; Prizren Birliği gibi Arnavut uluslaşmasında katkısı büyük olan önemli tarihî değerlerin
burada oluşması; Kosova Cumhuriyeti’ni kurmuş olmaları gibi etkenler Arnavutlarda bu duyguyu güçlendirmiştir. Kosova Sırplar
için de vatandır. Slobodan Miloseviç’in 1989’da öz bir şekilde ifade ettiği gibi, “Kosova, Sırp milletinin sonsuza dek kalbinde
sıcaklığını hissedeceği aşkıdır.”
Arnavutlara göre Sırplar 1912’de Kosova’yı askeri olarak işgal ederken; Sırplar ise yerleşme politikası, yüksek doğum oranı,
Sırpların göç ettirilmesi gibi yollarla Kosova’nın “Arnavutlaştırılarak” işgal edildiğini belirtmektedirler.
Tarafların günümüzde güç noktaları da mevcuttur. Nüfus, Arnavutların en bariz üstünlüğü olup demografik hakimiyet tüm
savlarının temeli niteliğindedir. Sırpların güç noktaları, başta ülkesel bütünlük olmak üzere, devlet egemenliği, sınırların
değişmezliği, içişlerine karışmama gibi birtakım uluslararası hukuk ilkeleri ile 1244 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi
kararı gibi uluslararası hukuk belgeleridir.
Kosova 17 Şubat 2008’de bağımsız olmuştur. Ancak bağımsızlığın şiddetle karşısında olanların varlığı/engellemeleri nedeniyle
Kosova sorunu hâlâ sürmektedir.
Çalışmada Arnavutların ve Sırpların gözünde Kosova’nın ne derece önemli bir toprak parçası olduğu ortaya konmaya
çalışılmış, tarafların savları belirlenerek sorunun teşhisine yönelik bir ışık tutulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Kosova, Kosova Sorunu, Arnavut, Arnavutluk, Sırp, Sırbistan, Balkanlar.
Çalışmanın Türü: Araştırma
ABSTRACT
The Balkans has been one of the regions with the highest risk of conflict since the last century and in the post-Cold War era.
The inevitable coexistence of quantitatively small, various, and heterogeneous peoples in this geography establishes the basis for
conflicts. It can be assumed that the conflicts between peoples are the result of boundaries neglecting the nationality principle,
and in turn such conflicts contributed to division of the Balkans into small states. For this reason, fragmentation and the
emergence of small states in a region is called “Balkanization” in international relations.
Kosovo is a typical example of Balkanization. The root of the problem is that the principle of nationality was not taken into
account when the borders of Kosovo were drawn. In other words, the borders are drawn in accordance with considerations of
power politics rather than idealpolitics. For this reason, Kosovo has been one of the most problematic regions in the world for
almost a century since the Serbian occupation of Kosovo in 1912, but especially since the Kosovo’s independence process started
after the Cold War. What makes Kosovo a problem is its current ethnic make-up and legal status. When the process of
disintegration of began in the 1980s, it proved very difficult to convince Kosovar Albanians to maintain Kosovo’s status as a
province of Serbia. Since then ethnic, linguistic and religious differences between Kosovar Albanians and the Serbs have
complicated the Kosovo issue. The problems of whether Kosovo has a right to self-determination (including the problem of
whether the constitution of former Yugoslavia provided Kosovo with the right to independence), or whether it is a part of Serbia
(or former Yugoslavia) represent (and represented) the legal dimensions of the issue. Even though the main aspect of Albanian-
Serbian conflict converges upon the struggle for the possession of Kosovo, sovereignty of Kosovo and other territorial issues
contains several other problems within. In sum, Kosovo issue is further complicated by several factors: a) Kosovo’s borders were
demarcated several times during the Ottoman rule, finally fixed in 1945. b) It has a mixed population of two millions,
overwhelming majority are Albanians but consisting of Serbs, Turks, Bosnians, Ashkalies and Goranies. c) It is located astride a
* Arş. Gör., Kırıkkale Üniversitesi
Arnavut ve Sırp Savları Bağlamında Kosova’nın Sahipliği Sorunu
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
74
major transit root in the Balkans. d) As in the example of Turkish minority, ethnic minorities in Kosovo experience difficulties in
effectively exercising their constitutional rights.
The Albanian and Serbian claims to Kosovo territory are based mainly on the concept of historical rights, which emphasizes
the argument of first arrival to the region. This issue of first arrival is more complicated than it looks at first, and it is almost
impossible to resolve, because the parties reject the counter arguments. But the historical analysis can help resolving these
conflicting claims. Concerning the question of “who arrived at Kosovo first?” Albanians claim that Illyrians who are the ancestors
of Albanians came to the region before the Serbians, meanwhile the Serbians claim that they belong to the region. Serbians are the
first to arrive at the Balkans among the Slavic people in 5th and 6th centuries, but it took until 12th century for them to spread
into Kosovo region. The historical right argument is not valid in international law. However, if a community who claims certain
right over a territory and continues its settlement in that region, the members of that community can put this argument forward
to establish traditional rights, which are implicitly accepted by the international community. It can be argued that this might be the
situation for the Kosovars.
The both parties view Kosovo as their fatherland. They accuse each other of coming to the region afterwards and occupying
Kosovo. For Albanians, the Serbians occupied Kosovo in 1912, while for Serbians, Kosovo is Albanianized through forced
migration of Serbians out of Kosovo.
There are points where the parties have strong points. The structure of population shows that the Kosovar Albanians are the
majority in the region and the Albanian population is steadily increasing. On the other hand the Serbs have strong arguments
based on the principles of international law, such as territorial integrity, state sovereignty, non-intervention in domestic affairs.
Besides these general principles, the UN Security Council Resolution 1244 recognizes Kosovo as part of Yugoslavia, therefore
Serbia. But the Kosovar Albanians have always rejected Serbian interpretation of Resolution 1244, claiming that Kosovo was part
of Federal Republic of Yugoslavia, not the republic of Serbia.
With the independence of Kosovo on February 17, 2008 (which was supported by the United States, majority of the
European Union member states, Albania and Turkey), the UN, although it encouraged a change in the status of Kosovo
following NATO intervention in Kosovo in 1999) despite its contradiction with the principle of territorial sovereignty, remained
on the sidelines because of the Russian opposition and veto. Russia is the second country which opposes the Kosovo’s
independence after Serbia.
Despite the declaration of independence, Kosovo problem remains unsolved. Several proposals towards a possible solution
can be put forward: a) A focus on today rather than history is needed. b) For a peaceful coexistence of peoples they need to stop
viewing each other as “the other.” c) The parties need to give up on their so called historical rights, claims to historical fatherland,
and they should stop accusing each other of being occupiers, and need to start viewing Kosovo as their common and shared
homeland. d) Kosovar Serbs and Albanians should stop seeking Serbian or Albanian intervention in the affairs of Kosovo,
especially in matters concerning inter community relations. e) Democratization appears to be the only way to overcome
differences between peoples of Kosovo and to create conditions for peaceful coexistence. f) Economic development and the
resultant increase in the level of prosperity will also help improving inter community relations.
This article identifies the historical significance of the territory of Kosovo in the eyes of Kosovar Albanians and Serbs and
summarizes the claims for both parties. After the diagnosis of the problem, several tentative proposals for a possible solution are
put forward.
Keywords: Kosovo, the Kosovo Question, Albanian, Albania, Serbian, Serbia, the Balkans.
The Type of Research: Research
GİRİŞ
Balkanlar, tarihsel olarak Avrupa’nın en sorunlu bölgelerinden birisi olmuştur. Nitekim bu durumu BM
ve NATO (Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü - North Atlantic Treaty Organization) gibi uluslararası ve bölgesel
güvenlik yönelişli örgütlerin raporlarında/kararlarında da görmek mümkündür Örneğin BM, 1990’ların
başlarında Balkanlarda II. Dünya Savaşı’ndan beri en geniş mülteci krizinin ve etnik temizliğin yaşandığını
belirtmiştir (United Nations, 2000: 104). Balkan halklarının sürekli husumet içinde olmaları siyasî yazına
“Balkanlaşma” diye de bir kavramı sokmuştur. Balkanlaşma, yeni ulus devletlerin ortaya çıkışıyla,
coğrafyanın sürekli daha küçük parçalara bölünmesidir. Kosova ise Balkanlaşma kavramını en iyi tasvir
eden ülkelerden biridir. Statüsünün belirsiz olması1 günümüzde huzursuzluğun temel nedeni olmakla
birlikte, halklar arasında da bir doku uyuşmazlığı vardır. Sırplar ve Arnavutlar her yönüyle (etnik, dinsel,
dilsel vb.) birbirlerinden farklı yapıda uluslardır. İşte bu farklılıktır ki; Kosova’yı potansiyel bir çatışma
bölgesi yapmaktadır. Bir yerde hem dinsel hem de dilsel ayrılıklar varsa çatışma için tüm şartlar hazır
görünmektedir (Malcolm, 1999: 14).
Kosova meselesi günümüzde önemini korumaktadır. Kaynağı 20. yüzyılın başı olarak alınsa bile, sorun
bir asırdır sürmektedir. Sorunu çözebilmek oldukça zordur. Bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen
1 Statüsünün belirsizliği ile uluslararası alanda “tam ve egemen bir devlet olmaması” kastedilmektedir. Şu iki örnek bunu ispatlayıcı
niteliktedir. İlki BM’ye üye olamamaktadır. İkincisi Sırbistan Kosova’nın bağımsızlığını, uluslararası hukuka aykırılık gerekçesiyle
2009’da Uluslararası Adalet Divanı’na götürmüştür.
Halis AYHAN
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
75
çözülemeyen sorunun, bağımsızlığa rağmen, bugün de çözümü zor görünmektedir. Kosova’nın bağımsız
olması bile bir çözüm olarak telakki edilmemektedir. Zira bağımsızlığına şiddetle karşı olan ve olacak olan
komşu ve güçlü devletler vardır.
Sorunun tanıtılması/anlaşılabilmesi için öncelikle Kosova’nın coğrafî ve demografik yapısı ortaya
konulacaktır. Her iki halkın da savları nesnel olarak ortaya konulmakla birlikte bu incelemede, her iki
tarafın ileri sürdüğü savların aynı temellere dayandığı okuyucuya sunulacaktır. Bununla beraber çalışma
Arnavutların savlarının güçlü ve bu nedenle haklılığını vurgulamaktadır. Çalışmada “Kosova” ile, 1946’dan
itibaren farklı bir bölge olarak özerklik kazanan ve 2008’e kadarki tarih itibariyle Sırbistan’dan ayrışmış
bölge ifade edilmektedir. Yarısının “Kosova” ve diğer yarısının da “Metohya” olduğu şeklindeki ikili ayrım,
konunun anlaşılmasını zorlaştırıcı olması nedeniyle benimsenmemiştir. Bir başka ifadeyle çalışmadaki
Kosova kavramı hem Metohya hem de Kosova’yı kapsayan alanı ifade etmektedir. Sonuç’ta sorunun
çözümüne yönelik öneriler sunulacaktır.
Kosova’nın coğrafi ve demografik yapısıyla ilgili kısa bilgi vermekte fayda vardır. Kosova kelimesi ilk
defa 12. yüzyılda kullanılmıştır (Karatay, 1998a: 36). Bir başka kaynakta ise Kosova kelimesinin ilk kez
1389 Kosova Savaşı’na ilişkin anlatılarda karşımıza çıktığı belirtilmektedir (Malcolm, 1999: 25-26). Buna
göre ilk kullanımı 14. yüzyıldadır. Slavcada ‘kuş ovası’ (karatavuk tarlası) (Karatay, 1998a: 36) anlamına
gelmektedir.
Coğrafi sınırlar itibariyle ise Kosova, tarihinde net sınırlara sahip bir bölge değildi. Sınırları 1945’te belli
olan Kosova bugün itibariyle; güneyinde Makedonya, güneybatısında Arnavutluk, doğusunda Karadağ,
kuzeyindeyse Sırbistan’la çevrilidir. Sırbistan ile 265 kilometre (km), Makedonya ile 116 km, Arnavutluk ile
101 km ve Karadağ ile 62 km olmak üzere toplam 564 km kara sınırı vardır (İstanbul Ticaret Odası, 2005:
2). 10,887 km2’lik yüzölçümü (Setimes, 2007) ile Kıbrıs adasından biraz büyüktür. En uzak mesafe olarak
kuzey-güney yönünde 110 km, doğu-batı yönünde ise 80 km genişliği vardır.2 Kurşun, çinko, kömür,
uranyum gibi zengin madenlere sahiptir. Örneğin II. Dünya Savaşı süresince Almanya’nın maden
ihtiyacının % 40’ını karşılamış olan Kosova, günümüzde de 60 milyar tonluk kömür rezerviyle Avrupa’nın
en zenginidir (CNN TÜRK, 2004; Savaş, 2000: 322).
Ülke nüfusu çeşitli kaynaklarda değişik oranlarda belirtilmekle birlikte 1.8-2.5 milyon arasındadır.3
Kosova nüfusunun tarihsel seyri aşağıdaki gibidir;
Tablo 1. Geçmiş ve Gelecek Yıllara Göre Kosova Nüfusu
NÜFUS SAYIMLARINA GÖRE4 2001 YILI VE SONRASI ÖNGÖRÜLERE GÖRE NÜFUS
Yıl Nüfus Yıl Nüfus
1948 733.034 2001 (AGİT Tahmin) 2.400 bin
1953 815.908 2011 2.890 bin
1961 963.988 2021 3.360 bin
1971 1.243.693 2031 3.800 bin
1981 1.584.558 2041 4.180 bin
1991 1.954.747 2051 4.500 bin
Kaynak: Karatay, 1998a: 117; Doğru Yol, 2007; Grida, 2002.
Nüfusun yaklaşık %90’ı Arnavuttur (Emiroğlu, 2006: 64; Kosovahaber, 2006) ve bunda Arnavutlar da
Sırplar da hemfikirdir (Campbell, 1999: 149). Arnavutlardan sonra en büyük etnik halk Sırplardır. (Arnavut
ve Sırpların tarihsel süreç içindeki nüfus seyirleri ileride verilecektir.) Kosova’daki nüfusun geri kalan kısmı
da küçük miktarda değişik etnik halklardan oluşmakta olup bunların başlıcaları Türkler, Boşnaklar,
Makedonlar, Aşkaviler ve Goraniler’dir. Günümüzde Kosova Meclisi azınlık haklarını da gözetici bir
şekilde örgütlenmiştir. 120 sandalyelik mecliste 100 sandalye Arnavutlara 20 sandalye de Kosova’daki
azınlıklara tahsis edilmiştir. Bu 20 sandalyenin 10’u Sırplara, diğer 10’u da öteki azınlıklara ayrılmıştır.
Örneğin Türkler için 2 kontenjan milletvekilliği ayrılmıştır. Yani Türklerin her halûkarda, seçime katılsalar
2 Bir başka kaynağa göre en geniş yeri Priştine arzında 14 km, en uzun mesafesi Kaçanik-Zveçan arasında 84 km’dir (Doğru Yol,
2007).
3 Kosova nüfusuyla ilgili değişik verilerden bazıları şunlardır: 1.8 milyon (BBC, 2006); 1.954.747 (1991 Nüfus Sayımı); 1.956.196
(2005) (İstanbul Ticaret Odası, 2005: 2); 2 milyon (Zaman, 2004: 13); 2.200 bin civarı (Emiroğlu, 2006: 63); 2.4 milyon (Doğru
Yol, 2007); 2.5 milyon (Tusam, 2006).
4 Kosova’da günümüze dek 6 nüfus sayımı (sonuncusu 1991’de) yapılmıştır.
Arnavut ve Sırp Savları Bağlamında Kosova’nın Sahipliği Sorunu
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
76
da katılmasalar da, 2 milletvekilliği garantidir. Seçimlere katılıp çok oy alabilirlerse bu sayı 4 milletvekilliğine
kadar çıkabilmektedir (CNN TÜRK, 2004). Bu açıdan değerlendirildiğinde Kosova azınlık haklarına saygı
gösteren bir ülkedir. Fakat buna karşılık ne acıdır ki Sırplar tarafından baskıya, şiddete, etnik temizliğe,
asimilasyona, kısacası sert insan hakları ihlallerine maruz kalan Arnavutların kendileri de Kosova’daki diğer
azınlıklara baskı yapmaktadır. Örneğin Türklerin Türk olduklarını reddederek onların Osmanlı zamanında
Türkleştirilmiş Arnavutlar olduğu savından hareketle dillerini, kültürlerini ve kimliklerini ifade etmeleri
engellenebilmektedir. Bu hususta Türklerin üzerinde yoğun bir Arnavut baskısı vardır (KVMGM, 2007;
Karpat, 2005; Tekin, 1996, 227). Aynı baskı, belki daha fazla oranda Boşnaklar için de söz konusudur
(Diplomatik Gözlem, 2007).
I. TARAFLARIN ORTAK HUSUSLARA DAYANAN SAVLARI
A. Tarihî Hak
Kosova tarihinin incelenmesi titiz bir çalışmayı gerektirir. Bu titizlik bilhassa Kosova’nın eskiçağ tarihi
için söz konusu olup, bu dönemin nesnel ve somut delillerle günışığına çıkarılması günümüz Kosova
sorununun çözülmesine yardımcı olacaktır. Zira günümüzde her iki taraf da (Arnavutlar ve Sırplar) Kosova
üzerindeki haklarını tarihî sava da dayandırmaktadırlar. Kosova’ya ilk olarak kendilerinin geldiklerini, bu
nedenle Kosova’nın kendilerinin anavatanları olduğunu savunmaktadırlar. Gerçekte Kosova’ya ilk kim
geldi? İlk gelmek bölgeye sahip olmayı gerektirir mi? Bir başka ifadeyle Kosova bölgesine ilk gelen, bu
bölgede ilk hakimiyet kuran böyle bir dayanakla şimdi de bu bölgede hak iddia edebilir mi?
Kosova’nın ilkçağlardaki tarihi incelendiğinde bölgeye ilk olarak Sırpların geldiği izlenimi doğabilir.
Bunun yanlış olduğu kuvvetle muhtemeldir. Arnavut ve Sırp kelimelerinin ilk kullanımı da bu yanlışlığı
perçinleyici niteliktedir.5 Arnavutların ve Sırpların Balkanlara ne zaman geldiğini belirlemek sorunun
çözümüne yardımcı olacaktır.
Slavlar Balkanlara ne zaman gelmiştir? Bu konuda değişik tarihler olması nedeniyle bir netlik yoktur.
Kosova tarihi üzerine ayrıntılı ve kapsamlı araştırmalarıyla bilinen Noel Malcolm, Kosova (1999) adlı
eserinde, ilk Slavların Balkanlara gelişiyle ilgili olarak şu tespitte bulunmaktadır;
Net olmamakla birlikte, Slav kabilelerinden oluşan büyük bir topluluk -bunlar içinde Sırplar ve Hırvatlar çoğunluğu
oluşturmaktaydı- M.S. 5. ve 6. yüzyıllarda, Tuna’nın kuzeyindeki Orta Avrupa topraklarını istila etmiştir. … Slavlar, (ve
içlerinde bulunan Sırplar) buradan yayılmaya başlayarak 547-548’de bugünkü Kosova topraklarını fethetmişlerdir
(Malcolm, 1999: 47-48).
Bundan başka veriler de vardır. Bir başka kaynağa göre Slavlar/Sırplar 7. yüzyıl başlarında (Prizrenliler,
2006) bir kaynağa göre de 850 yıllarında (Taşdemir ve Yürür, 1999: 135) bölgeye gelmişlerdir. Kısacası
Sırplar, en eski tarih baz alınsa bile, Balkanlarda 5. yüzyıla kadar giden bir tarihe sahiptir. Üstelik Sırplar
Kosova’da değil, Çek toprakları ile Saksonya’da üstlenmiş olup (Malcolm, 1999: 47), Kosova’ya gerçek
anlamda yayılmaları 12. yüzyıl sonlarında olmuştur (Malcolm, 1999: 50).
2. yüzyılda “Albanoi”lerin (bu isim çeşitli kaynaklarda “Arbanoi”, “Arbenoi”, “Arberoi”, “Arber” gibi
farklı şekillerde de kullanılmaktadır) yaşadığına (Malcolm, 1999: 53-54) ilişkin bir bilgi mevcutsa da, aynı
kaynak Arnavutlardan bahseden en eski tarih kayıtlarının 1043 yılına ait olduğunu belirtir (Malcolm, 1999:
53). Arnavutların tarih sahnesinde adlarını duyurmaya başlamaları 12. yüzyılda Bizans’a karşı
gerçekleştirilen “Dük” ayaklanmaları esnasında olmakla birlikte (Bozbora, 1997: 27-28) Arnavutlar bölgeye
atalarından dolayı Sırplardan daha önce gelmişlerdir (Ülger, 1998: 169). Arnavutların kökeni meselesinin
çözümünün zorluğu bir tarafa bırakılırsa, aslında Arnavutlar bölgeye Sırplardan önce gelmişlerdir. Onlar
Balkanların İlirlerden dolayı en eski halkıdır (Castellan, 1993: 19; Bozbora, 1997: 23; Arnavut, 2007;
5 “Arnavut” ve “Sırp” kelimelerinden hareketle en geriye doğru gidilmesi, yani bu kelimelerin tarihteki ilk kullanımları tarafların
savlarındaki bir unsuru oluşturmaktadır. Bu konuda tam bir netlik olmamakla birlikte bazı bulgular konuyu aydınlatmaktadır. 2.
yüzyılda Batlamyus “Albanoi” adlı bir kabileden ve bu kabilenin yaşadığı yer olan “Albanopolis”ten bahseder (Malcolm, 1999: 53).
Bu bilgi doğru kabul edilecek olunursa (doğru kabul edilecek olunursa diyoruz çünkü 2. yüzyıl ile 11. yüzyıl (1043) arasında tarih
kayıtlarında Arnavutlardan bahsetme konusunda bir boşluk vardır (Malcolm, 1999: 54)), kelime olarak da Arnavutların Sırplardan
daha eski olduğu ispatlanmaktadır. Arnavutlardan bahseden en eski tarih olarak 1043 tarihi muteber kabul edilirse, ki Batlamyus’un
aktardığı bilgi bunun yanlışlığını ortaya koymaktadır, Sırp kelimesinin daha önce kullanıldığı sonucu doğar.
Halis AYHAN
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
77
Yılmaz, 2007). Milattan Önce (M.Ö) 3 binli yıllarda bölgeye gelerek bugünkü Kosova ve Güney
Sırbistan’da M.Ö. 284’te bir devlet kuran Friglerin kalıntısı olduğu sanılan Dardanlar; Eskiçağda Batı
Balkanlarda değişik milletlerden oluşmuş İlirler ve bugünkü Trakya’ya adını veren Traklar Arnavutların
atalarıydı. Fakat Arnavutlar kendi atalarının esas olarak İlirler olduğunu kabul ederler.6 Her kim olursa
olsun neticede her üç halk dolayısıyla Arnavutlar bölgeye M.Ö. gelmişlerdir (Karatay, 1998a: 22 ve 28).
Tarihçiler de bunu genellikle kabul etmektedir. Örneğin Arnavutların Sırplardan önce geldiğini, tarihçi
İlber Ortaylı da kabul etmektedir. Ona göre Kosova 14. yüzyıla kadar bir Arnavut ülkesi idi (Prizrenliler,
2006). “Sırplar daha Balkanlara gelmeden Arnavutlar Kosova’da bulunuyorlardı” diyerek bazı yazarlar da
bunu doğrular (Rusinow, 2003: 123). Ayrıca Sırp nüfusun kırsalda çok az olması, buna karşılık şehirlerde
yoğun olarak bulunması, bölgeye Sırpların daha sonra geldiği şeklinde yorumlanabilir.
Bölgeye ilk gelme neden bu kadar önemlidir? Yukarıda da belirtildiği gibi bugün her iki taraf da bu
tarihî hakka dayanarak bölge üzerinde hak iddia etmektedir. Uluslararası ilişkilerde ve uluslararası hukukta
bir bölgeye ilk gelen olma durumundan dolayı hak iddia etmek pek kabul edilebilir bir davranış değildir.
Uluslararası ilişkiler bir çıkarlar düzenidir. Bu tür talepler düzeni alt üst etme ve çıkarların zarar görmesi
sonucunu doğurabilme niteliğinden dolayı kabul görmez. Yine uluslararası hukukun da bu taleplere sıcak
bakmadığı açıktır. Bir uluslararası hukuk yapımcısı ve uygulayıcısı olan BM’nin başlıca amacı uluslararası
barışı ve güvenliği korumaktır (BM Andlaşması, m. 1/1). Bu manadaki tarihî hak talepleri bu görevin ihlali
olacağından dolayı, Örgüt buna izin vermeyecektir. Nitekim BM, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etme
gerekçelerinden birisi olan “Irak’ın Kuveyt’te tarihî hakkının olduğu”7 savını muteber görmemiş ve Irak’ı
saldırgan devlet ilan ederek ona gerekli karşılığı vermiştir. Ama bu konuda şöyle bir ayrıma gidilebilir; ilgili
bölgede hak iddia eden halk/topluluk şu anda halen hak talep ettiği bölgede meskûn haldeyse, bu savını
uzun süre ileri sürmüşse ve uluslararası toplumda açık olmasa bile zımnî bir kabulleniş varsa bu tezinin
geçerliliği olabilir kanısındayız. İkinci bir durum olarak hak sav ettiği topraklarda uzunca bir süre
yaşamamış ve halen de yaşamayan halkların bu savının savunulurluk derecesi hiç yok denecek kadar zayıftır
ve de desteklenmemektedir. Zira böyle bir durum, bu tür isteklerin sonunu getirmeyecek olup, her halkın,
yaşadığı topraklardan zincirleme olarak bir başka bölgeye göç etmesi sonucunu doğurur. Bu da uluslararası
karmaşaya yol açacağı gibi ihtimal dahilinde olan bir politika da değildir.8
Bugünkü siyasî ve hukukî duruma karar vermede tarihî hak kavramının tamamen etkisiz ve/veya
geçersiz olduğunu ileri sürmek yanlıştır. Nitekim uluslararası hukukta tarihî hakka istinaden bir bölge
6 Nitekim bugünkü Arnavutça İlir dilinin devamıdır (Beksaç, 2006: 48). Bir başka kaynakta ise Arnavutça’nın Trak diline benzediği
belirtilmektedir (Dimitriye Boğdanoviç, Knyiga o Kosovu, Belgrad: 1986’dan alıntılayan Karatay, 1998a, 28). Üçüncü bir görüş de,
Arnavutçanın birinci derecede akraba dilinin olmadığıdır (Malcolm, 1999: 56). Bunun yanında Malcolm Arnavutçanın Trakça’dan
türemediğinin kesinliğini vurgulamaktadır. Arnavutçanın Trakçadan gelişmiş olamayacağının kesin delili olarak, Trakça yer
adlarının pek çoğunun birbirine bitişik iki birimden oluşması gösterilmektedir. Trakça bazı kelimelerinde, sözgelimi -para (geçit,
Bessapara=Bessigeçidi), -diza (kale) sonekleriyle biten bir yapıya sahiptir ki Arnavutçada böyle bir yapı yoktur (Malcolm, 1999: 58).
Ayrıntılı bilgi için bkz. Malcolm, 1999: 55-60.
7 Devlet olarak geçmişi 1700’lü yıllara kadar uzanmakla birlikte Kuveyt, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Basra vilayeti
içindeydi. Osmanlı’nın yıkılmasıyla, İngiliz sömürgesine girmiş, sonra da 1961’de bağımsız devlet olmuştur. Saddam, tarihteki bu
duruma dayanarak Kuveyt’in hâlâ Basra’nın (dolayısıyla Irak’ın) parçası olduğunu sav etmiştir (Arı, 2004: 415).
8 İsrail’in kurulması hem tarihî hak savının istisnai olarak gerçekleştiğini hem de uluslararası ilişkileri bir karmaşaya soktuğunu
göstermesi bakımından belirtilmeye değerdir. İsrailliler/Yahudiler, Filistin topraklarının kutsal kitapları Tevrat’ta İsrail oğullarına
“vaat edilmiş topraklar (arz-ı mevud)” içinde yer aldığına inanmaktadırlar. Onlar savlarını Tevrat’taki, Allah’ın Hz. İbrahim’e:
“Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları senin milletine veriyorum.” ifadesine dayandırmaktadırlar. Bundan dolayıdır ki Siyonizmin
kuramcılarından Theodor Herz daha 1890’larda kurmayı düşündükleri İsrail devletinin sınırlarının “Nil’den Fırat’a kadar” olması
gerektiğini belirtmiştir (Arı, 2005: 113-115). Böylece, yüzyıllardır buraya göçmeyi tasarlamışlar ve buralarda hak talep etmişlerdir.
1917 Balfour Bildirisi ile Filistin’de bir vatan sözü almışlardır. Yahudilerin 1919 Paris Konferansı ile ilgili Müttefikler Yüksek
Konseyi’ne sunmak için hazırladığı önerilerden birisi “Yahudilerin Filistin üzerinde tarihsel hakları olduğu” savıydı. Bu sav, 1920
San Remo’da ve Milletler Cemiyeti’nde Filistin’in İngiliz mandasına girmesinin kabul edilmesiyle (Arı, 2005: 201) hukukî hakka
dönüştürülmüştür. Yahudilerin gayretleri hem dönemin dünya gücü hem de Filistin’in sömürgeci/hakim devleti olan İngiltere
nezdindeki uğraşları sonucunda gayesine ulaşmış, 1948’de İsrail’in kurulmasıyla tarihî hak amaçlarını gerçekleştirmişlerdir. Buna
mukabil yukarıda belirttiğimiz üzere İsrail’in kuruluşu uluslararası barış ve güvenliğin ortadan kalkmasına yol açmıştır. Başta
Araplar olmak üzere bölge devletlerinin bu oluşumu kabul etmemeleri, İsrail’in bu amaçla bölgede sürekli genişlemesi (ki bu
genişleme bölge devletlerince İsrail’in vaat edilmiş toprakları ele geçirme emellerinin aşamaları olarak görülmektedir.) bugün bile
devam eden çatışmaları doğurmuştur. Filistin’in de bu toprakların sahibinin kendisinin olduğu savı Filistin-İsrail çatışmasının
temelini teşkil etmektedir.
Arnavut ve Sırp Savları Bağlamında Kosova’nın Sahipliği Sorunu
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
78
üzerinde talepte bulunabilineceği hususu deniz hukukunda söz konusudur. Bir devlet, tarihî haklarına
dayanarak bir körfez üzerinde hak iddia edebilmekte, o körfezin ‘tarihî körfez’ olduğunu beyan
edebilmektedir. Böylece o körfeze artık uluslararası hukukun körfezle ilgili kuralları uygulanmamakta ve
körfez devletin hakimiyetine girmektedir. Bunun iki önemli şartını belirtmek gerekir. Birincisi, körfez
yeterli bir süreden beri ilgili devletin egemenliği altında bulunmalıdır. İkinci olarak da devletin bu savı
uluslararası toplumca kabul görmelidir (Pazarcı, 1999: 330-332). Bunlara ilaveten devletin, bu iddiasını
uzun yıllar, sürekli bir şekilde savunmuş olması da savını güçlendiren önemli bir unsurdur. Örneğin
Türkiye Marmara Denizi’nin tümünün içsular rejimine tabi sayılması konusunda tarihî bir hakkı haiz
olduğunu resmen beyan etmiştir (Toluner, 1996: 156).
Uluslararası deniz hukukundaki bu uygulama, ülke kazanımı konusunda da söz konusu olabilir. Ancak
burada bir açmazla daha karşı karşıya kalınmaktadır: Her iki taraf da Kosova üzerinde yüzyıllardır, bu
konuda bir gelenek hukuku oluşturabilecek şekilde hak iddia etmektedirler. Yine de her iki halkın tarihî hak
savları hukukî olmaktan ziyade siyasîdir. İşte bu nedenle sadece taraflar ve bölge ülkeleri değil, sorunla ilgili
tüm uluslararası toplum bir çıkmazdadır.
Kosova’daki durum birinci durumdur, yani Kosova’da daha çok siyasî mahiyetli tarihî hak iddia eden
her iki halk da günümüz itibariyle orada yaşamaktadır. Arnavutlar tarih boyunca Kosova’da siyasî ve
hukukî varlıklarını muhafaza etmişlerdir (Krasniqi, 2003: 170; Rusinow, 2003: 123). Onlara göre, Kosova
tarih boyunca özerkliğini muhafaza etmiştir9 (Malcolm, 1999: 18).
Sırplar da Kosova üzerinde tarihî hak savındadırlar (Yerasimos, 1995: 82). Bir görüşe göre, Sırbistan’ın
Kosova üzerinde genel olarak kabul edilen eşsiz ve tartışmasız bir tarihî hakkı vardır (Krstić-Brano, 2004:
53). Zira Sırplar da tarih boyunca bu topraklarda var olmuşlardır. Daha 1913’te Sırbistan Kosova
üzerindeki egemenliğini haklı çıkarmak amacıyla büyük güçlere gönderdiği memorandumda 3 gerekçe
belirtmekteydi. Bunlardan birisi de tarihî hak savıydı. Buna göre Sırbistan, Sırp Ortodoks Kilisesi’ne bağlı
patriklik binaları içermesi ve bölgenin bir zamanlar Sırp İmparatorluğuna bağlı olmasından dolayı Kosova
üzerinde tarihî hakka sahip olduğunu savunmuştur (Malcolm, 1999: 16).
Bu hak savlarının geçersizliğini kabul etmek gerekmektedir. Zira, Sırp Ortodoks Kilisesi’nin merkezi
Kosova olmayıp, bu kurumun sürekliliği de yoktu. 1920’de yeniden kurulduğundaysa merkezi Belgrad
olmuştur. Savın ikinci yönü itibarıyla ise, Sırp İmparatorluğu denen bu Ortaçağ devletinin kökeni
Kosova’da olmayıp, Kosova’nın kuzeybatısındaki Rascia’da idi (Malcolm, 1999: 17). Kosova ise o
zamanlar Sırp toprağı olan Rascia içinde yer almamaktaydı (Malcolm, 1999: 50). Sırp manastır ve kiliseleri
de Kosova dışında inşa edilmiştir. Savı daha da geçersiz kılan, savın tarihten silinmiş imparatorluklara
dayandırılmasıdır (Malcolm, 1999: 17). Bir görüşe göre Balkanlarda Arnavutlar, Yunanlılar ve Romenler
hariç kimsenin tarihî toprağı yoktur (Karatay, 1998a: 20, 22). Bununla paralel olarak Sırpların da ne
Kosova’da ne de diğer yerlerde bir tarihî toprağı söz konusu olabilir (Karatay, 1998a: 22).
B. Vatan
Tarihî hak savının doğal uzantısı olarak her iki taraf da Kosova’nın kendilerinin anavatanları olduğunu
kabul ederler. Kosova onlar için ulusal kimliklerinin beşiği (Campbell, 1999: 149) olup uluslarının doğduğu
yerdir.
Arnavutlar için Kosova, Arnavut kültürünün oluşmasında, yoğrulmasında önemli bir yere sahiptir.
Arnavut milli hareketinin ilk tohumları ve oluşumu buralarda gerçekleşmiştir. Örneğin milli bilincin
oluşmasında önemli bir yeri olan Prizren Birliği 1878’de Kosova-Prizren’de kurulmuştur. Keza gerek Tito
zamanında gerekse günümüzde Balkanlardaki Arnavutların iletişiminde Kosova Arnavutları oldukça
etkindir. Kosova, Arnavutluk-Kosova-Karadağ-Makedonya Arnavutları arasında kültür köprüsü vazifesi
görmüştür. Kosova’nın Arnavutlar için bir başka önemi de, ‘Büyük Arnavutluk’ düşüncesinin hep var
olmasını ve canlı kalmasını sağlamaktadır. Arnavutluk dışındaki Balkanlardaki en kalabalık Arnavut
nüfusun olduğu Kosova bu düşüncenin merkezi konumunda olup (Tindemans, 1998: 154), potansiyel bir
‘büyük vatan’ın nüvesini bünyesinde barındırmaktadır. Su götürmez bir gerçektir ki; Kosova, Kosova
Arnavutları için, ve belki de diğer Arnavutlar için de, uğruna ölünebilecek bir vatandır. Nitekim uğruna
ölebileceklerini 1996-99 arası dönemde Kosova Kurtuluş Ordusu (KKO; Arn.: UÇK- Ushtria Çlirimtare e
9 Malcolm bunun çarpıtıldığını ve Kosova’nın tarihsel bütünlük arz etmediğini belirtmektedir. (Malcolm, 1999: 18).
Halis AYHAN
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
79
Kosovës; İng.: KLA-Kosovo Liberation Army) bünyesinde savaşarak ispatlamışlardır.
Kosova Sırplar için de vazgeçilmez bir vatandır (Ülger, 1998: 168). Her ne kadar Kosova’da az sayıda
Sırp yaşasa da, Kosova’yı bugün de vatan olarak görmektedirler. Kendilerince bunun haklı nedenleri de
vardır: Bir kere Kosova, Sırp medeniyetinin beşiği kabul edilmektedir (Lauwers ve Smis, 2000: 49;
Johnstone, 2004: 273; Krstić-Brano, 2004: 53; Tindemans, 1998: 145). İkincisi tarihteki en önemli Sırp
krallığı Kosova’da doğmuş (Krstić-Brano, 2004: 53) ve burada varlık göstermiştir. 11. yüzyılda Sancak’ta
kurulan Ortaçağ Sırp Krallığı, 12. yüzyıl sonları ila 13. yüzyıl başlarında tüm Kosova’yı fethetmiştir
(Malcolm, 1999: 71). Bu fetihle birlikte Krallığın merkezi Prizren’e nakledilmiş 1459’da yıkılana kadar da
Kosova’da varlık göstermiştir. Bunun yanında 1219’da bağımsızlık (otokefallik) kazanan Sırp Ortodoks
Kilisesi patrikhanelerini Kosova’nın İpek (Peç) şehrinde kurmuşlardır. İpek 1346-1459 arasında Sırp
Başpatrikliği’nin merkezi olmuş, 1557-1766 arasında da Osmanlı Devleti tarafından aynı statüyle varlığını
sürdürmüştür (Karatay, 1998a: 37-38; Tindemans, 1998: 145). Dinî mabetler yanında başka tarihî Sırp
eserleri de Kosova’da yaygın olarak bulunmaktadır. Örneğin I. Kosova Savaşı’nda Sultan Murat’ı öldüren
ve bir kahraman olarak görülen Sırp Miloş Obiliç’in (bazı kaynaklarda Kobiliç olarak ifade edilmektedir.
Örneğin Malcolm, 1999: 96), mezarı Kosova’dadır. Aşağıdaki tablo Sırpların Kosova’da daha çok eserinin
bulunduğunu göstermektedir. Ancak tabloda görülmektedir ki dinî eserlerin dışındaki eserlerin pek
çoğunda Arnavutların daha fazla eseri bulunmaktadır.
Tablo 2. 1986’da Kosova’daki Kültürel Eserler
Tür Arnavut Sırp Türk10
Arkeolojik siteler 8 - 17
Kentler, kentsel merkezler 11 - 7
İkametgah mimari 24 6 24
Kamu mimari 2 2 11
Dini mimari 6 128 20
Askeri mimari - 8 3
Ekonomik binalar 2 - -
Mühendislik yapıları 1 - -
Anıt mimari 5 13 7
TOPLAM 38 179 78
Kaynak: Krstić-Brano, 2004: 55.
Kosova’yı Sırpların vatanı yapan tarihî değerlerden birisi de 1389’da başkent Priştine yakınlarındaki
Kosova Gülovası’nda (Kosova Polje) Gazi Mestan Meydanı’nda yapılan Kosova Savaşı’dır.11 Bu savaş ve
bu savaş üzerine oluşturulan destansı hikayeler12 Sırpların uluslaşmasının kilometre taşlarından birisini
oluştururken aynı zamanda Kosova’nın Sırpların vatanı olma düşüncesini sağlamlaştırmıştır. Kosova
Savaşı’nın 600. yılı münasebetiyle 19 Kasım 1989’da Kosova’da yaptığı konuşmada Miloseviç, “Her
milletin sonsuza dek kalbinde sıcaklığını hissettiği bir aşkı vardır. Sırplar için bu Kosova’dır.” demiştir
(Malcolm, 1999: 400). Bu sözler hamaset yüklü söylenmiş gibi gelebilir, ancak bu cümleler Sırpların
Kosova’yı vatan gördüklerinin en açık tezahürüdür. Keza Sırplar, Soğuk Savaş öncesi dönemde,
Kosova’dan “Eski Sırbistan” diye bahsetmekteydiler (Johnstone, 2004: 271; Taşdemir ve Yürür, 1999:
137).
Kosova’nın vatan olarak kabul edilmesi bugün için belki de en çok Arnavutların hakkı görünmektedir.
Herşeyden önce Arnavutlar şu anda nüfus itibariyle zaten Kosova’da yaşamaktadırlar. Buna ilaveten
bölgeye ilk gelen olmaları, Prizren Birliği gibi Arnavut uluslaşmasının oluşmasında katkısı büyük olan
önemli tarihî değerlerin burada oluşması, burada kesintisiz olarak varlıklarını korumaları (Rusinow, 2003:
123), bölgeye fiili hakimiyetleri bu fikri güçlendirmektedir. Ve belki de daha önemlisi günümüzde
10 Eserlerin çokluğu nedeniyle Türklerin de tabloya eklenmesi uygun görülmüştür.
11 Osmanlıların Balkanlara kesin olarak yerleşmesini sağlayan I. Kosova Savaşı ordu niceliği itibariyle asimetrik bir savaştı. Genel
kabule göre I. Murat idaresindeki Osmanlı ordusu 40-60 bin iken, Lazar önderliğindeki Sırp ordusu 100 bindir (Malcolm, 1999:
93). Bir kaynakta da Haçlı ordusunun 100-200 bin arasında olduğu ifade edilmektedir (Şimşirgil, 1998: 16).
12 Bu hikayelerden birisi de şudur: “Lazar, isteseydi Türkleri yenebilir ve yerde bir krallık kurabilirdi ama yenmedi. Böylece o,
Türkleri yenip yeryüzü kralı olmak yerine yenilerek gökyüzüne yükseldi ve göklerdeki imparatorluğunun kralı oldu.” (Tekin, 1996:
222).
Arnavut ve Sırp Savları Bağlamında Kosova’nın Sahipliği Sorunu
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
80
Arnavutların, 17.2.2008’de bağımsız “Kosova Cumhuriyeti” devletlerini kurmuş olmalarıdır. Kendi
devletlerinin de olmasıyla, burayı benimsemişler ve dolayısıyla burasını kendileri için vatan yapmışlardır.
C. İşgal
Her iki taraf da anavatan olarak gördükleri Kosova’nın karşı tarafın işgali altında olduğuna
inanmışlardır. Arnavutlara göre Kosova, 1912’de Sırplar tarafından işgal edilmiştir (Johnstone, 2004: 271;
Özfatura, 1998: 94). Nitekim Arnavutlar ilkokul ders kitaplarında Kosova’dan “Sırpların işgalindeki bölge”
olarak bahsetmektedir (Johnstone, 2004: 299). 1999-2008 arasında Sırpların “vesayeti” altındaki ülke
anlayışının varlığı belirtilebilir. Bağımsızlık ile her iki anlayış büyük ölçüde sona ermiştir.
Sırpların da aynı görüşte olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır. Onlara göre Kosova, Arnavutlar
tarafından ‘Arnavutlaştırılarak’ işgal edilmiştir (Ülger, 1998: 168). Bu Arnavutlaştırılma politikasının araçları
olarak, Osmanlı Devleti zamanında bölgeye Müslüman nüfus yerleştirilmesi, doğum oranının yüksekliği,
Arnavutluk’tan Kosova’ya nüfus aktarımı, Sırpların bölgeden sürülmesi vb. görülmekte ve bölgenin nüfus
dengesinin Arnavutlarca yapay olarak değiştirildiğine inanılmaktadır (Ülger, 1998: 168-169).
Arnavutlaştırma savının bir uzantısı olarak, Arnavutların gerçekte Arnavutlaştırılmış Sırplar olduklarına
ilişkin az taraftar bulan, aşırıcı Sırp görüşleri de ileri sürülebilmektedir.
II. TARAFLARIN GÜÇ DAYANAKLARI VE BU DAYANAKLARA İLİŞKİN SAVLARI
A. Arnavutların Güven Noktası: Nüfus ve Demografik Sav
Arnavutların tezlerinin dördüncüsü bölgede belirgin bir çoğunluğa sahip olmalarından
kaynaklanmaktadır. Buna göre Arnavutlar, bölgeyi fiilî egemenliği altında tutan halkın bölgenin de sahibi
olduğunu savunmaktadırlar. Sırplar ise, Kosova’da Arnavut nüfusun % 90’lara ulaşmasının ardında yatan
nedenin ‘Arnavutların Sırplara soykırım uygulaması’ olduğuna inanmaktadırlar. Örneğin Ocak ve Eylül
1986’da Kosova’da Sırpların soykırıma uğradığı savı dile getirilmiştir (Savaş, 2001: 103). Sırp nüfusun
azalması bir gerçektir. Bölgenin Arnavut-Sırp nüfus hareketi incelendiğinde (Tablo 3) yüzde olarak
Sırpların Arnavutlara göre sürekli olarak azaldığı görülür.
Tablo 3. Yıllara Göre Kosova Arnavut ve Sırp Nüfusu
Yıl/Nüfus Sayımı Arnavut Sırp
Sayı % Sayı %
1948 498.242 68 171.914 23.6
1953 524.559 64.9 189.869 23.5
1961 646.605 67.2 227.016 23.6
197113 916.168 73.7 228.265 18.4
1981 1.226.736 77.4 209.498 13.2
199114 1.607.690 82.2 195.301 10
Kaynak: Doğru Yol, 2007; Karatay, 1998a: 117.
Tablo 4. Kosova’daki Arnavut-Sırp Nüfusu Karşılaştırması 1921-2005 (% olarak)
1921 1931 1948 1961 1971 1981 199115 2005
Arnavut 64.1 62.9 68.5 67.2 73.7 77.5 82 -90 90
Sırp 26 32.6 23.6 23.6 18.4 13.2 8 -10 5
Kaynak: Karatay, 1998a: 117; Johnstone, 2004: 278; Karatay, 1998b.
13 Karatay, 1971’de Arnavut nüfusun 916.167, Sırp nüfusun 228.261; 1981’de ise Sırp nüfusun 209.497 olduğunu belirtir (Karatay,
1998a: 117).
14 Başka kaynaklarda bu rakamlar farklı olabilmektedir. Mesela İstanbul Ticaret Odası verilerine göre 1991 nüfus sayımına göre
1.596.440 Arnavut, 194.190 Sırp vardır (İstanbul Ticaret Odası, 2005).
15 1991 ve 2005 yıllarına ait nüfus oranları tahminidir. Yugoslavya’da her on yılda bir nüfus sayımı yapılmaktaydı. Ancak 1981’den
sonraki nüfus sayımları, Yugoslavya’nın dağılma sürecine denk düşmesi ve Arnavutların 1991’den itibaren nüfus sayımlarını
boykot etmeleri nedeniyle resmî verilere dayandırılamamakta ve farklı veriler söz konusudur. Arnavutların boykot etmelerinin
sebebi de, kendi paralel sistemlerini oluşturma yoluna gitmeleridir.
Halis AYHAN
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
81
Fakat çoğu tarihçinin de kabul ettiği gibi bölgedeki Sırp nüfusunun sürekli olarak azalması soykırım
veya katliamdan dolayı değildir. Tarihin belirli dönemlerinde Arnavut halkın Sırplara karşı baskıları ve
saldırıları olmuştur fakat bunlar sistematik olmaktan ziyade münferittir. Arnavut nüfusun sürekli artması
Arnavutların yüksek doğurganlık oranına sahip olması; Sırp ve diğer Slav nüfusun azalmasıysa bölgenin
ekonomik koşulları ile açıklanabilir. Birinci etmen itibariyle Kosovalı Arnavutlar, değil Sırbistan’ın ve
Balkanların, Avrupa’nın bile en yüksek doğum oranlarına sahip halkıydı. Arnavutların doğurganlık oranları
1950’lerden bu tarafa sürekli gerilemesine rağmen Sırpların doğurganlık oranının hâlâ çok üstündeydi:
Tablo 5. Kosova’da Arnavutlar İle Sırpların Doğurganlık Oranları (‰ olarak)
1953 1961 1971 1981
Arnavut 45,9 46,3 42,3 33,6
Sırp 41,2 31,3 22,4 17,5
Kaynak: Karatay, 1998a: 120.
Kosovalı Arnavutların nüfus artış hızının bu derece yüksek olmasının siyasî, toplumsal ve dinî nedenleri
vardır. Siyasî olarak, Arnavutlar nüfuslarındaki yüksek doğurganlık oranlarına güvenmişler, böylece
Kosova’yı tamamen Arnavutlaştırarak elde etmeyi amaçlamışlardır. Nitekim, Sırplar ileride Kosova’nın
tamamen Arnavutlaşacağı ve Kosova’da Sırp kalmayacağı tehlikesinin farkındadırlar. Sırp yöneticiler bu
yüksek doğum oranlarının bizzat Arnavutlar tarafından teşvik edildiğini ve bir nüfus eliyle Arnavutların
bölgeyi elde etme amaçları olduğunu bilmektedirler. Bu tehlikeyi 1937’de Sırp tarihçisi ve devlet adamı
Vaso Cubriloviç dile getirmiş ve Sırp hükümetini önlem alma konusunda uyarmıştır. Cubriloviç sorunun
çözümü için iki yol önermekte idi: Arnavutların göç ettirilmesi (Arnavutların göç ettirileceği en uygun
devlet olarak da Arnavutluk ve Arnavutları barındıracak geniş bozkırlarından dolayı Türkiye gösterilmekte
idi) ve bölgeye Sırpların yerleştirilmesi. Bu öneriyi dikkate alan hükümet 1938’de Türkiye ile göç anlaşması
imzalamış, her aile için belli bir miktar para karşılığı, 200 bin Arnavut, Türk ve Müslüman’ın Türkiye’ye
iskanı kararlaştırılmışsa da II. Dünya Savaşı’nın başlaması bu anlaşmanın uygulanmasını imkansız
kılmıştır16 (Johnstone, 2004: 274-275). Ancak bu plan terk edilmemiş daha sonraları tekrar uygulamaya
konulmuştur. Tito Yugoslavyası zamanında da bölgedeki Arnavut nüfusu azaltma yoluna gidilmiştir. 1953
nüfus sayımında Tito, Arnavutların Türk yazılmasını teşvik etmiştir. Bunun neticesinde Türk nüfusu, bir
önceki sayıma göre 1953 nüfus istatistiklerinde aşırı artmış gözükmektedir. 1948 yılında Türk nüfus 1.315
iken 1953 yılında 34.583’e yükselmiştir (Karatay, 1998a: 117). Pek çok kişi kendisini Türk olarak
yazdırmıştır. Yugoslavya ile Türkiye arasında 1953’te yapılan göç anlaşması ile Arnavutların pek çoğu
‘Türk’ adı altında Türkiye’ye göç etmişlerdir. Yugoslav istatistik yıllığına göre 80 bin, bazı Türk
kaynaklarına göre ise 150 binden fazla kişi Türkiye’ye göç etmiştir (Poulton, 1993: 112). Cubriloviç’in
Kosova’daki Arnavut nüfusu azaltma, Sırp nüfusu artırma politikası, Yugoslavya/Sırbistan tarafından da
1990’lar boyunca uygulanmıştır. Miloseviç’in milliyetçi uygulamasının sacayaklarından birisi de Kosova’nın
Sırplaştırılmasıydı. Bu amaçla başta Hırvatistan’da Franjo Tudjman’ın sürdüğü Krayina Sırpları olmak
üzere, savaş nedeniyle Hırvatistan’dan, Bosna Hersek’ten ve diğer yerlerden gelen Sırpları, Sırbistan
hükümeti ev, toprak, üzüm bağları verme taahhüdüyle Kosova’ya yerleştirdi ama yine de Kosova’daki bariz
Arnavut üstünlüğünü kıramadı.
Arnavut nüfusun yüksek doğum oranındaki toplumsal neden ise Arnavut kadınlarında evlenme yaşının
düşük, dolayısıyla hamile kalabilme istek ve ihtimallerinin yüksek olmasıdır. Buna ilaveten, evli kadınların
çok büyük oranı çalışmamaktadır, yani ev hanımıdır. Hayatta bir teminatları olmadığı için evlenir evlenmez
çocuk yaparak kocasını kendisine veya, tersi bir ifadeyle, kendisini kocasına bağlama düşüncesi hakimdir.
Bu düşünce Arnavut kadınlar arasında bir olgu olup hayatlarının teminatıdır.
Dinî olarak da Müslüman neslinin çoğalması düşüncesi doğum oranının yüksek olmasında etkilidir. Zira
İslam peygamberi Hz. Muhammed’in çocuğu özendiren bir aile anlayışı vardır.17 Bilhassa tam inançlı
16 Bu konuda bilgi farklılığı vardır. Bazı yazarlar anlaşmanın uygulandığını ve anlaşma gereğince Türkiye’ye 1944’e kadar aşama
aşama 40 bin ailenin göç ettiğini ve her aile için Yugoslavya’nın Türkiye’ye 500 TL ödediğini yazmaktadır (Alkan, 2002: 94). Keza
başka bir kaynakta 1919-41 arasında Arnavutların Türkiye’ye göç ettirildiği/sürüldüğü belirtilir (Judah, 1997: 130). Buna karşılık
bazı yazarlar da savaş nedeniyle anlaşmanın uygulanamadığını ve yürürlükten kalktığını yazar (Johnstone, 2004: 275).
17 İlgili hadis şöyledir: “Ey ümmetim, (evleniniz ve çocuk, torun sahibleri olup) neslinizi üreterek çoğalınız! Ben ümmetimin
çokluğu ile iftihar ederim.” (Zeynü’d-din ahmed b. Ahmed b. Abdi’l - Lâtîfi’z - Zebîdî, 1991: 331).
Arnavut ve Sırp Savları Bağlamında Kosova’nın Sahipliği Sorunu
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
82
Müslümanlar da bu anlayışa uygun hareket etmektedirler. Bu bağlamda Arnavutların gelenekselci bir
toplum olduğu belirtilebilir (Balkanskidom, 2007).
Kosova’daki Sırp nüfusunun sürekli azalmasının bir başka asıl nedeni de bölgenin ekonomik şartlarının
kötü olmasıdır. Kosova, Yugoslavya’nın en az gelişmiş bölgesiydi. Kosova’nın Slovenya ile gelişmişlik
karşılaştırması 1952’de 1’e karşı 4.1 iken 1984’te 1’e karşı 6.1 olmuştur (Karatay, 1998a: 102). Kişi başına
düşen milli gelir diğer bölgelerle karşılaştırıldığında kat kat düşüktü. 1946’da Kosova’ya göre 3 kat fazla
olan Slovenya’daki ortalama gelir, 1964’te 5 katına çıkmıştı (Malcolm, 1999: 382). Yine bu kötü
ekonominin bir sonucu olarak Arnavutlar arasında işsizlik 1971’de % 18.6 iken 1981’de % 27.5’e
(Demirtaş Coşkun, 2001: 77) 1990’da da % 60’a kadar yükselmiştir. Bu da göstermektedir ki; Kosova’da
ekonomik durum çok kötüydü ve halen de kötüdür. İşsiz kalan Sırplar daha iyi bir ekonomik hayat için
aileleriyle Sırbistan’a göçmüşlerdir (Lauwers ve Smis, 2000: 48). Ama Sırbistan’ın ileri sürdüğü savın aksine
Kosova’dan dışarıya olan Sırp göçü ve Sırp nüfusun azalmasının temel nedeni Arnavut baskısı, soykırımı
değil ekonomik zorluklardır (Ülger, 1999: 168). Arnavut baskısı olmadığı görüşü için II. Dünya Savaşı
yıllarını ve kısmen de KKO’nun çok etkin olduğu yılları istisna tutmak gerekir.
Bu ekonomik zorluk neden Arnavutları değil de daha çok Sırpları göçe zorlamıştır? Bu durum şu
şekilde izah edilebilir. Arnavut ve Sırplar gettolaşmış bir halde yaşamaktaydılar. Ve iki halk arasındaki
düşmanlık son zamanlarda o kadar artmıştır ki, birbirlerini işe alma gibi durumlar pek söz konusu değildi.
Bu, iki halkın “öteki” olana karşı bir dayanışması olarak da açıklanabilir. Ancak Kosova’da çoğunluk olan
Arnavutlar aynı zamanda iş dünyasının da hakimiydi. Ve bunlar işe almada Arnavutları tercih etmişlerdir.
Bu durumda iş dünyasındaki pastadan pay alamayan Sırplar ise işsizlikten ve bahsedilen öteki nedenlerden
dolayı başta Sırbistan olmak üzere diğer bölgelere göç etmek durumunda kalmışlardır.
Tüm bunların yanında Kosova’dan olan Sırp göçünün tamamen doğal, kendiliğinden kaynaklandığını
ileri sürmek yanlış olacaktır. 1999’daki NATO’nun Kosova müdahalesi esnasında da Sırplar Kosova’yı terk
etmişlerdir.18 Yukarıda da belirtildiği gibi, sistematik olmamakla birlikte Arnavut baskılarının bölgedeki Sırp
nüfusun azalmasında payı vardır. Zaten Kosova’yı bir nüfus eliyle Arnavutlaştırma ülküsünde olan
Arnavutların Sırplar ve diğer halklar üzerinde hiçbir baskıda bulunmadığını ve/veya bulunmayacağını
düşünmek zordur. II. Dünya Savaşı esnasında, işgal altında olan Kosova Arnavutları Büyük Arnavutluk’un
tesis edileceği düşüncesinden dolayı işgalcilerin yanında yer almışlar ve Sırplara karşı kısa süreli bir
üstünlüğe sahip olmuşlardır. Bu dönemde Arnavutlar özellikle Sırplara karşı birtakım baskı ve şiddet
eylemlerine girişmişlerdir. Bu eylemler neticesinde örneğin 1941’de 100 bin, Nisan 1942’de 70 bin Sırp göç
ettirilmiştir. Sırp kaynaklarına göre de 10 bin Sırp öldürülmüştür (Judah, 1997: 131). Yakın bir örnek olarak
17-18 Mart 2004 tarihleri arasında Mitroviça’da başlayıp kısmen tüm Kosova’ya yayılan olaylar
zikredilmeye değerdir. Bu olaylarda Arnavutların Sırp mallarına ve evlerine saldırmaları neticesinde 4.000
Sırp Kosova’yı terk etmiştir (Türbedar, 2004: 59-60).
Özetle Kosova nüfusu ezici farkla Arnavut yoğunlukludur. Bu husus onlara, “Arnavutların bu bölgenin
sahibi ve hakimi oldukları veya olması gerektikleri” inancını vermektedir.
B. Sırpların Güven Noktası: Hukuksal İlkeler ve 1244 BM Güvenlik Konseyi Kararı (Hukukî
Sav)
Sırplar, Kosova’yı öncelikle hukukî ilkeleri öne sürerek kazanmaya ve elinde tutmaya çalışmıştır.
Bunların başında ülkesel bütünlük, sınırların değişmezliği gibi ilkeler gelmektedir. İlaveten çeşitli
uluslararası hukuk kararları da Sırbistan’ın elini güçlendirmektedir.
Uluslararası toplumun ve BM’nin geleneksel görüşü devletlerin ülkesel bütünlüklerinden yana olmuştur.
Devletlerin iradeleriyle ve anlaşmayla sınırların değişmesi örnekleri mevcuttur. Çekoslovakya’nın anlaşarak
Çek Cumhuriyeti ve Slovakya; Sırbistan-Karadağ Cumhuriyeti’nin halkoylamasıyla Sırbistan ve Karadağ
olarak ikiye ayrılmaları bu kapsamdadır. Ancak zor yoluyla ayrılmalara sıcak bakılmamaktadır. BM ve
uluslararası toplum güç yoluyla sınırların değişmesine çoğu zaman karşı çıkmıştır. Örneğin Irak’ın Kuveyt’i
ilhak ederek Ortadoğu’da sınırları değiştirme girişimi şiddetli tepki görmüştür. Bu tür gönülsüz bölünmeler
ülke içinde huzursuzluklara ve insanî ihlallere neden olabileceği gibi bölgesel ve uluslararası sorunlara da
18 Harekat esnasında Arnavutlar da Kosova’dan dışarıya göç etmişlerdir.
Halis AYHAN
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
83
neden olabilmektedir. BM’nin ülkesel bütünlükçü tavrından Sırbistan memnun görünmekte ve güç
almaktadır.
Sırbistan’ın ikinci hukukî güven noktası uluslararası bir belgedir. BM’nin yukarıda bahsedilen
tutumunun bir uzantısı, sonucu olarak aldığı 1244 Kararı, Sırbistan’ın elinde büyük bir kozdur. Kosova’da
bilhassa 1998-99 yıllarında yaşanan şiddetli çatışmalardan sonra NATO Kosova’ya askerî müdahalede
bulunmuş, akabinde de Kosova’nın yönetimini BM’ye devretmiştir. 10 Haziran 1999’da da BM Güvenlik
Konseyi 1244 Sayılı Kararı alarak, Kosova’nın Yugoslavya’ya/Sırbistan’a bağlı bir bölge olduğunu kabul
etmiştir.19
III. SAVLARIN GÜNÜMÜZDEKİ GEÇERLİLİĞİ
Kosova bugün itibariyle her iki halkın üzerinde mücadele ettiği bir alan olma özelliğini sürdürmektedir.
Halkların Kosova üzerindeki savları canlılığını korumaktadır.
Tarihî hak konusunda her iki halk da bu topraklardaki haklarından yeri geldikçe bahsetmekten geri
kalmamaktadır. Sırplar, “eski Sırbistan”, “Sırpların Kudüs’ü” gibi ifadelerle, dinî kurumların varlığı gibi
gerekçelerle Kosova’yı sahiplenmektedirler. Arnavutlar ise tarihî hak meselesini Kosova’ya ilk gelme,
sürekli burada var olma gibi gerekçelere dayanmaktadırlar.
Bugün itibariyle Arnavutlar büyük miktarda, Sırpların ise bir kısmı Kosova’da yaşamakta ama bölge
bağımsızlığa kadar geçen sürede Sırbistan sınırları içerisinde bulunmaktaydı. Sırpların Kosova üzerinde fiilî
olmasa da hukukî egemenliği vardı. Arnavutlar bölgede çoğunluk oldukları için fiilî bir egemenliğe ve
avantaja; Sırplar ise Kosova’nın Sırbistan’ın uluslararası sınırları içinde yer almış olması nedeniyle Kosova
üzerinde dolaylı bir egemenliğe ve avantaja sahip olmuştur. Sorunun kilit noktası da buradadır. Her iki halk
aynı topraklar üzerinde hak iddia etmektedir.
Sırbistan, Kosova bağımsız olduktan sonra bile bu ülke/toprak üzerindeki tarihi haklarını savunmaya
devam etmektedir. Bağımsızlığın üzerinden bir yıl geçtikten sonra Kosova’nın bağımsızlığının
meşruluğunu/uluslararası hukuka uygunluğunu sorgulamak ve aksini ispat amacıyla Sırbistan 2009’da
Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) başvurmuştur. Davanın görüşmelerinde Sırbistan tarihî hak savını
dile getirmiştir. Sırbistan’ın Paris Büyükelçisi Dusan Batakoviç, Kosova’yı “Sırbistan’ın tarihi beşiği” olarak
nitelemiştir (Dünya Bülteni, 2009).
Vatan meselesi de iki halkın duyarlılıklarının had safhaya çıktığı bir alandır. Arnavutlar bilhassa
bugünkü niceliksel ve egemenik güçlerine dayanırken; Sırplar “medeniyetlerinin beşiği”ni (Johnstone, 2004:
273) terk etmek istememektedirler. Örneğin yukarıda da bahsedildiği üzere Miloseviç’in “Kosova’nın
Sırpların kalbindeki vatan” (Malcolm, 1999: 400) olduğuna ilişkin ifadesine ilaveten Sırbistan
Cumhurbaşkanı Boris Tadiç’in “Kosova, Sırbistan’ın geçmişi ve kültürel köklerinin bulunduğu yerdir
(Prizrenliler, 2007).” söylemleri bunun kanıtıdır.
İşgal hakkındaki görüşler de yukarıda ifade edildiği minvaldedir. Göçler işgal savının önemli bir
unsurudur. Gerek Arnavutların ve Sırpların Kosova dışına göç etmeleri ve/veya ettirilmeleri gerekse
Kosova’ya olan Arnavut ve Sırp göçü sorunun şiddetini artırmıştır. Örneğin Kosova’dan 1690’da ve daha
da kapsamlı olarak 1730’da Sırp göçleri olmuştur. Bunun yanında Yugoslavya’nın dağılması sürecinde
Hırvatistan’dan Kosova’ya göçler olmuştur. Rusinow (2003) gibi kimi yazarlara göre “Kosova sorunu”nu
doğuran asıl etken bu göçler olmuştur (Rusinow, 2003: 123). Günümüzde işgal teziyle ilgili olarak
UAD’daki savunmasında Kosovalı yetkililer, “Kosova’nın hiçbir zaman Sırbistan’ın bir parçası olmadığı”
tezini savunmuştur (Radikal, 2009).
Nüfus olarak Kosova’nın ezici çoğunluğu Arnavutlardan müteşekkildir. Arnavut nüfusu artık,
bağımsızlık öncesi etnik temizlik, yok edilme, göç ettirilme gibi nüfus azaltıcı muamelelere maruz
kalmadığından dolayı daha çok artmaktadır. Kosova’yı tamamen kendileri yönetmekte ve demografik
üstünlüklerini idarî alana aksettirmişlerdir.
19 (BM, 1999). S/RES/1244 (1999), 10 Haziran 1999, 4011. Toplantı. Kararın Başlangıç kısmında geçen, “… Reaffirming the
commitment of all Member States to the sovereignty and territorial integrity of the Federal Republic of Yugoslavia …” ifadesi
Kosova’nın Yugoslavya’nın toprak bütünlüğünü bozamayacağını belirtmektedir. Buradaki Yugoslavya, Sırbistan ve Karadağ’dan
oluşan ülkeyi ifade etmektedir. Zira devletin adı “Yeni Yugoslavya”dır. Kosova, Sırbistan’ın sınırları içinde olduğundan Sırbistan
toprak bütünlüğü çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Arnavut ve Sırp Savları Bağlamında Kosova’nın Sahipliği Sorunu
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
84
Hukukî sav mevzusunda ise Sırplar, bağımsızlığını BM üyesi 64 devletin tanımış (Kosovothanksyou,
2009) olmasına rağmen, halâ Kosova’yı kendisine tekrar bağlama gayretindedir. Bunu da daha çok hukukî
yolla gerçekleştirme girişimindedir. Bu doğrultuda UAD’a başvurmuştur. Kosova’nın hukuken Sırbistan’a
bağlı olduğunu, barış zamanı bir devletten tek yanlı bağımsızlık ilan ederek uluslararası hukuka aykırı
davrandığı, bu nedenle ayrılmanın yasal olmadığını ileri sürmektedir (Balkanhaber, 2009).
SONUÇ
Kosova meselesinde çözüm reçetesinin geçmişteki değil, bugünkü koşullardan çıkarılması daha yerinde
olacaktır. Çünkü çoğu zaman geçmişi okuyarak bugünü yorumlamak araştırmacıyı yanıltacağı gibi bu
davranış tarzı soruna tuz biber ekmekten farksız olmaktadır. Özellikle mevzubahis olan Kosova olunca
belki de geçmişe hiç değinmemek en doğrusudur. Kosova’nın yakın geçmişinde, Arnavutlarla Sırplar
arasında var olan kin, nefret, düşmanlık duygu ve eylemleri yatmaktadır.20 Kosova için geçmişi kurcalamak
pandoranın kutusunu açmaktır. Zira buradaki ihtilaf daha çok eski düşmanlıklar üzerine kuruludur
(Campbell, 1999: 149).
Balkanları şekillendiren en önemli etmenlerden biri milliyetçiliktir. Balkan milliyetçiliği halklar
arasındaki çatışmaların temelini oluşturmuştur. Milliyetçilik tarih sahnesine çıktığından beri Balkanlarda
başrol oynamıştır. Farklı halkların varlığından kaynaklanan milliyetçiliğe uygun ortamda, bu farklılık bazı
şartlar gerçekleştiğinde çatışmaların gerekçesini oluşturabilecektir.
Genel olarak Balkanlarda özelde de Kosova’da Arnavutların ve Sırpların birbirlerini “öteki” olarak
görmeleri ve bu zihniyeti devam ettirdikleri müddetçe çatışma hep hissedilir olacaktır. Kosova sorununun
çözümünde yapılması gereken en önemli işlerden birisi halkların birbirlerine karşı besledikleri “öteki”lik
zihniyetine son verdirebilmektir. Bu yapıldığı takdirde Kosova ve Sırbistan daha güvenli ve barışçıl bölgeler
olacaktır.
İki halkın birbirini öteki olarak görmelerine yol açan unsurları ortadan kaldırabilecek yollardan birisi
Kosova’nın ortak yaşam alanı olarak kabul edilmesidir. Yukarıda bahsedilen her iki halkın sav ettiği ‘tarihî
hak’, ‘vatan’ ve ‘işgal’ anlayışlarına son verilmelidir. Kosova, sadece, bir halkın elde etmeye çalıştığı bir
mücadele alanı olmamalıdır. İkinci olarak, Kosova’daki Arnavutların Arnavutluk’tan, Sırpların ise
Sırbistan’dan yönlendirilme ve savunulma yaklaşımlarının son bulması halinde iki halkın birbirleriyle
ilişkilerinde yumuşama olabilecektir. Halkların anavatanlarına güvenme ve dayanma anlayışları son bulursa
veya en aza indirgenirse, barışçıl bir şekilde bir arada yaşama ihtimalleri de artabilecektir. Üçüncü olarak,
demokrasi geliştirilmelidir. Demokrasi ayrılmanın panzehiridir. Her hakkını aldığına ve diğerleriyle eşit
olduğuna inanan bireylerin/halkların olduğu bir toplumda çatışma ve ayrılma gibi ihtimaller fazlaca yoktur.
Kosova bağımsız olmuştur. Demokrasi artık Kosova’nın kendi içindeki Sırplara ve diğer farklı halklara
tanınmalıdır ki Kosova Cumhuriyeti de yeni bölünmelere maruz kalmasın. Son bir çözüm önerisi olarak,
çatışmaların ve milliyetçiliğin daha çok fakir bölge ve halklarda rağbet gördüğü gerçeğinden hareketle
Kosova ekonomisinin iyileştirilmesi gereklidir. Zenginlik de ayrılmanın panzehiri olarak görülebilir. Tüm
bu etmenler yeni ayrışmaları önleyebilecek veya gerek Kosova ile Sırbistan’ın gerekse Kosova’daki
Arnavutlarla Sırpların (aynı zamanda diğer azınlıkların) bir arada yaşamasına olumlu katkılarda
bulunacaktır.
20 İki halk arasındaki düşmanlık 19. yüzyılda başlayıp yakın tarihte şiddetini artıran bir olgudur. Bu yüzyıla kadar Arnavutlar ve
Sırplar arasında etnik bir çatışma yaşanmamış, tersine bir birliktelik söz konusu olmuştur. I. Kosova Savaşı’nda müttefik olarak
savaşmışlardır. Avusturya bölgeyi işgal edince hem Sırplar hem de Müslüman olanları da dahil Arnavutlar işgalcilerin yanında yer
alarak Osmanlı yönetimine son vermek için ayaklanmışlardır. Bu bölgedeki Arnavut ve Sırpların yakın işbirliği ve iki topluluk
arasında evlilik geleneği olduğu gibi atalarının ortak olduğuna ilişkin efsanelere bile rastlanmıştır. Kesin sınırlarla ayrılmış bir etnik
ayrıma rastlanmamıştır. Ancak bu birliktelik 19. yüzyıldan itibaren bozulmuş, dahası birbirine karşıt bir hale dönüşmüştür.
Arnavut-Sırp ilişkilerini gerginleştiren nedenlerin kilometre taşları şunlardır: 1) 19. yüzyılda Balkanlarda Slav Hıristiyan devletleri
boy gösterip yayılırken konunun politikleşmesi ve Sırp fikriyatının Kosova Savaşı’nı kültleştirmesi, 2) Rusya gibi güçlerin, Sırplara
desteğinden dolayı, Arnavutlar arasında bir kuşku ve düşmanlık havası oluşturmaları, 3) Osmanlı’nın Kırım Savaşı’ndaki politikası
ve Rus karşıtı (ve genel olarak da Ortodoks karşıtı) Çerkezlerin bölgeye yerleştirilmesi, 4) Sırpların Müslümanları bölgeden
sürmesi, 5) Sırbistan’ın bölgeyi işgal etmesi ve baskıcı politikaları (Malcolm, 1999: 14-16), 6) II. Dünya Savaşı yıllarının tarihsel
düşmanlığın oluşması ve/veya pekişmesinde nadide bir yere sahip olması.
Halis AYHAN
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 23 / 2010
85
KAYNAKÇA
Alkan, Necmettin (Kış 2002). “Kosova Meselesi’nin Tarihi, Kültürel ve Siyasi Altyapısı”, A