Sayfa: [1]
Yazdır
Gönderen Konu: Lizbon'dan sonraki birlik ve Türkiye --CÜNEYT YÜKSEL -AVRUPA BİRLİĞİ  (Okunma Sayısı 553 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
BEYAZRENKLER
Administrator
Jr. Member
*****

Reputation: 2505
Mesaj Sayısı: 993



« : 17 Ekim 2009, 08:53:18 »


16/10/2009 08:45

AB'nin siyasi bir birlik olmak üzere attığı adım, AB'ye olduğu kadar Türkiye-AB ilişkilerine de iyi bir gelişme olarak yansıyacaktır. Lizbon Antlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle, AB siyasi birlik olmanın gerektirdiği sorumlulukları üstlenmiş olmanın bilinciyle hareket edecektir



AB Antlaşması ile Avrupa Topluluğu’nu kuran antlaşmayı değiştiren Lizbon antlaşması


Sağlığı olmayan bir beden, fiziksel olarak işlevlerini yerine getirebilir ama ünlü hukukçu ve Ütopya’nın yazarı Thomas More’un deyimiyle “ölü duyarsızlığı içindedir”. AB’yi sadece işlevlerini yerine getiren, zamanla duyarsızlığa itebilecek bu yapıdan Lizbon Antlaşması kurtarabilecek midir? Lizbon Antlaşması, kendi içinde dahi küreselliğe ilişkin farklı görüşleri olan AB’nin küresel bir oyuncu olmasını sağlayabilecek midir? Antlaşma bu yapıyı AB Anayasası’ndaki onaya ilişkin tıkanıklığı aşacak bir kabul süreci ile daha da pekiştirmiştir.

 İlk olarak Macaristan’ın onayladığı Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girebilmesi için tüm üye devletlerce onaylanması gerekmektedir.

Anayasal düzenlemesi nedeniyle Lizbon Antlaşması’nı referanduma sunması gereken tek devlet olan İrlanda’da seçmenler kabul oyu verdiler. Polonya’nın da 10 Ekim’de antlaşmayı imzalamasının ardından, Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinin önündeki tek engel olarak Çek Cumhuriyeti’nin onayı kaldı. Çek Cumhurbaşkanı, parlamentosunun kabul ettiği antlaşmayı, bazı senato üyelerin anlaşmanın iptali istemiyle Çek Yüksek Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun sonucuna kadar bekleyeceğini açıkladı. Buna rağmen onaylanmasında bir engelle karşılaşılmayacağı ve kabul edileceği beklenen Lizbon Antlaşması, 6(2) maddesi gereğince, her bir 27 üye devletin onay belgesini İtalyan Hükümetine teslim etmesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Karanlık odadaki kedi
Karanlık odada siyah kediyi aramak zordur, hele ki o kedi o odada yoksa... Avrupa Birliği genişleme sürecinde o odayı karanlık hale getiren etkenlerden biri de, AB’nin belirsiz siyasal süreci oldu. Lizbon Antlaşması ile bu karanlık siyasal süreci aydınlığa dönüştürmek üzere AB’nin kurumsal reform dosyası yeniden açıldı. 

Avrupa Birliği siyasi bir birlik midir? Asıl tartışma budur. AB liderlerini sihirli değneği kullanmak üzere harekete geçiren de budur. Bu çerçevede 18-19 Ekim’de düzenlenen AB devlet ve hükümet başkanları zirvesinde üzerinde uzlaştıkları ‘Avrupa Birliği Antlaşması ile Avrupa Topluluğu’nu Kuran Antlaşmayı Değiştiren Lizbon Antlaşması’ 13 Aralık 2007 tarihinde imzalanmıştır. Lizbon Antlaşması, 29 Ekim 2004 tarihinde imzalanan ve 2005 yılında Fransa ve Hollanda’da referandumla reddedilen Avrupa İçin Anayasa Oluşturan Anlaşma’nın (Avrupa Birliği Anayasası) yerini almak üzere hazırlanmıştır. Anayasal Antlaşmanın aksine, Lizbon Antlaşması AB’nin kurucu antlaşmalarını derleyerek tek bir metin haline getirmek yerine bunları değiştirmek suretiyle yeni bir katman yaratmaktadır.

AB’ye ve işleyişine ilişkin en kapsamlı değişiklikleri içeren bir metin olarak değerlendirilebilir. Avrupa Topluluğu ve Topluluk ifadeleri ‘Avrupa Birliği’ ifadesi ile değiştirilerek AB’ne tüzel bir kişilik kazandırdığı savı da literatürde sıkça tartışılmaktadır.

Lizbon Antlaşması’nın getirdiği yeniliklerin başında, iki buçuk yıllık bir süre için görevde kalacak olan ve devletlerin oy birliğiyle atayacakları daimi bir AB Konseyi Başkanı gelmektedir. Altı ayda bir değişen dönüşümlü başkanlık sistemini kaldırmayı ve dönem başkanlığında sürekliliği sağlamayı hedefleyen üçer ülkenin katılımıyla oluşturulacak 18 aylık AB Dönem Başkanlığı sistemi de yeni antlaşma ile düzenlenecek olup, AB Konseyi Başkanının, Devlet ve Hükümet Başkanları zirvelerine başkanlık etmesini öngörmektedir. Lizbon Antlaşması’nda AB’nin dünya politikasında ağırlıklı bir şekilde yer almasına yardımcı olabilecek düzenlemelere de yer verilmiştir.

 Örneğin, dış ve güvenlik politikasında tek ses olabilmeye katkı sağlayacak şekilde, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği oluşturulmuştur. Nitekim çift şapkalı (double-hatted) bir makam olan Yüksek Temsilcilik, Dışişleri ve Güvenlik Yüksek Temsilciliği ile Dış ilişkilerden sorumlu komisyon üyesinin yetki ve görevlerinin kendisinde birleştirmektedir.

Komisyon üye sayısı

AB Komisyonu’nun üye sayısına ilişkin azalma, bir diğer yeniliktir. Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 2014 yılına kadar, beş yıllık dönemlerle her devletten bir temsilciyle çalışacak olan Komisyonun, 2014 yılından itibaren üye devletlerin üçte ikisinden gelen komiserlerden oluşacağı öngörülmektedir. Lizbon Antlaşması’nda AB’nin diğer kurumlarından biri olan Avrupa Parlamentosu’nun şu an 785 olan üye sayısı, 750 olarak belirlenmiştir. Devletler en az 5, en fazla 96 üye ile temsil edilecek ve devletleri Parlamento’da temsil edecek üye sayısına ilişkin nihai kararı AB Konseyi verecektir. Lizbon Antlaşması’nda Parlamento’ya yönelik getirilen yeniliğin üye sayısından öte, karar alma sürecinde Parlamento’nun rolünü artıran ortak karar (co-decision) usulüne ilişkin alanının genişletilmesi olduğu ifade edilebilir. 
         
Avrupa Parlamentosu’nun yapısı ve rolüne getirilen değişiklikler yanında, ulusal parlamentolara verilen önem de sarı kart (‘yellow card’), turuncu kart (‘orange card’), ikincillik ilkesinin kontrolü, geçiş hükümleri gibi çeşitli mekanizmalarla arttırılmış olup, AB’nin demokratik meşruiyetine katkıda bulunulmuştur.

Lizbon Antlaşması, 2014 yılından itibaren aşamalı olarak yürürlüğe girmesi öngörülen yeni nitelikli çoğunluk sistemi (çifte çoğunluk) uyarınca AB nüfusunun en az % 65’ini oluşturacak şekilde üye devletlerin en az % 55’inin karar alınabilmesi için onay vermesi şartını getirmektedir. Bu yenilik, AB’nin nüfusça büyük dört devletinden (Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya) üçünün bir araya gelerek bir kararı onaylamayarak geçerlilik kazanmasını engellemelerinin önüne geçilmesini amaçlamaktadır. Böyle bir düzenleme sonucunda Türkiye’nin AB’ye üyeliğine muhalif kalan devletlerin her kararının geçerlilik kazanmayabileceği açıktır.

Yardım yükümlülüğü

Üye devletlerden birinin silahlı saldırıya maruz kalması halinde BM Şartının 51. maddesine uygun olarak diğer üye devletlere saldırıya maruz kalan üyeye yardımda bulunma yükümlülüğü Lizbon Antlaşması ile getirilen yeniliklerden bir diğeridir. Bu yükümlülüğün, üye ülkelerin güvenlik ve savunma politikalarının kendine özgü karakterine zarar vermeyecek şekilde uygulanacağı da hükme bağlanmıştır.

Lizbon Antlaşması ile ayrıca, medeni ve siyasal haklar ile sosyal haklara yer veren önemli bir hak ve özgürlük belgesi olan ve fakat hukuki bağlayıcılığı tartışmalara neden olmuş olan Temel Haklar Şartı da bağlayıcı hale getirilmektedir.
Birliğe katılıma ilişkin hükümler içeren Lizbon Antlaşması’nın yeni 34. maddesine göre ise; “üye devletlerce kabul edilen özgürlük, demokrasi, insan hakları ile temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü” ilkelerine saygı duyan başvurabilir” ifadesi, “insan onuruna saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıklarda yer alan bireylerin haklarını içerecek şekilde insan haklarına saygı” değerlerine saygı duyan ve bunları uygulamayı taahhüt eden başvurabilir” olarak değiştirilecektir. Bununla birlikte, “Oydaşmayla karar alacak olan Konseye başvurusunu yapar” ifadesi “Başvuruyla ilgili olarak Avrupa Parlamentosu ve ulusal parlamentolara bilgi verilir. Başvuran devlet, oydaşmayla karar alan Konseye başvurusunu yapar” olarak, ‘uygun görüş (assent)’ ifadesi ‘rıza (consent)’ ve ‘mutlak coğunluk’ ifadesi ‘çoğunluk’ olarak değiştirilecektir. ‘Konsey’in üzerinde anlaşmaya vardığı yeterlilik (eligibility) koşulları dikkate alınır’ cümlesinin ise paragrafın sonuna eklenecektir.

Türkiye’nin önceliği
Reform, reform, reform... Türkiye’nin önceliği budur. Türkiye bu önceliğinin bilincindedir. Lizbon Antlaşması da, bu gayretini sürdüren Türkiye’nin AB’ye üyeliğine yönelik adımlarına siyasal oluşuma ilişkin çalışmalarını bahane olarak gösteren muhaliflerin gerekçelerini desteksiz kılan bir anahtar rolündedir. Türkiye’nin üyeliğini genişleme süreci ve siyasi yapılanmadaki eksiklik nedeniyle engellemeye çalışıp süreci uzatanların argümanları Lizbon Antlaşması ile zayıflamakta ve hatta ortadan kalkmaktadır.       

Avrupa Komisyonu’nun önerisiyle 2008 yılının “Avrupa Kültürlerarası Diyalog Yılı” olması kararlaştırıldı. Genişleme sürecinde Avrupa değişim süreci geçirmekte. Avrupalılar; farklı kültür, dil, din ve etnik kökenden insanlarla etkileşim içine girmekte. Kültürlerarası diyalog, Avrupa halklarının gerek kendi içinde gerekse başka kültürlerle yakınlaşması için en temel araç olarak değerlendirilmektedir. Sayısız medeniyete ev sahipliği yapan bir coğrafyada birçok farklı kültür, din ve milleti ortak paydalarda buluşturan Türkiye, kültürler arası diyalog konusunda önemli bir konumdadır. Dolayısıyla, Türkiyesiz bir AB’de bu diyaloğun bir ayağının her zaman eksik kalacağı çok açıktır.

Lizbon Antlaşması sonrası AB, Türkiye için daha müsait. Çünkü AB’nin kendisi Antlaşma sonrası genişlemeye daha müsait. Antlaşma AB’yi, birleşmeyi engellemeyecek büyüklükte genişlemeye açan bir belgedir. Nitekim Lizbon Antlaşması’nda AB bayrağı, marşı gibi ortak unsurlara yapılan göndermelere yer verilmemiş; devletleşmeye doğru gidişe ilişkin eleştirilere cevap verir şekilde simgesel atıflarda bulunulmamıştır.

AB’nin siyasi bir birlik olmak üzere attığı adım, AB’ye olduğu kadar Türkiye-AB ilişkilerine de iyi bir gelişme olarak yansıyacaktır. Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle, AB siyasi birlik olmanın gerektirdiği sorumlulukları üstlenmiş olmanın bilinciyle hareket edecektir. Türkiye’nin üyeliği ve Türkiye-AB ilişkileri hakkında hukuken olduğu gibi siyaseten de daha istikrarlı bir tutum sergilemek zorunda kalacaktır. Aksi takdirde, beraberinde gelecek sorumlulukların gerçekçi karşılanmadığı, kağıt üzerindeki bir siyasal entegrasyon süreci AB’yi o karanlık odaya sonsuza dek hapsedebilir.     

Küresel bir oyuncu olmak isteyen bir AB, bu hedefine ancak Türkiye’nin tam üyeliğiyle ulaşabilecektir. Lizbon Antlaşması bu hedefe yönelik bir siyasal süreçtir. AB’ye tam üye olmaya kararlı Türkiye, o karanlık odada aydınlığa açılan bir kapı; Avrupa’da da ışıldayan bir yıldız olacaktır.

Cüneyt Yüksel: Yard. Doç. Dr., AB Uyum Komisyonu Üyesi; Yazı, Müzakere Sürecinde Türkiye’nin Dergisi olan Yeni Yıldız Dergisi’nden alınmıştır


Kayıtlı
Sayfa: [1]
Yazdır
 
Gitmek istediğiniz yer: