Sayfa: [1]
Yazdır
Gönderen Konu: Avro pokeri -Sinan Özdemir-Dünya Bülteni / Brüksel  (Okunma Sayısı 117 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
BEYAZRENKLER
Administrator
Jr. Member
*****

Reputation: 2505
Mesaj Sayısı: 993



« : 05 Mayıs 2010, 16:29:34 »


Yunanistan'a yardım meselesi özellikle Avro etrafonda AB ülkeleri arasında ciddi tartışmaya yol açtı.



Yunanistan’a AB yardımı yılan hikayesine döndü. Aylardır bu konu tartışılıyor. Her defasında “tamam kriz aşıldı dediğimizde” bir süre sonra aşılamadığını gördük. Bunun bir bedeli yok değil. Her ne kadar kriz yalnızca Yunanistan’ı ilgilendiriyor gibi görünse de tüm avro bölgesini ilgilendiriyor. Domino etkisiyle tüm Avrupa’ya yayıla bileceği biliniyor. Hafta içinde avro bölgesi borsaları düşüşte idi. Özellikle kredi derecelendirme kuruluşları Yunanistan’ın notunu indirmesinden sonra avro bölgesine dönük saldırılar arttı. Spekülatörler avro’nun yıkmaya kararlı görünüyor ve onun için avro’nun geleceği bahis konusu olabiliyor. Yani bir avro pokerinden söz edebiliriz.

OECD Genel Sekreteri Angela Guria yaşanan krizi şu cümlelerle özetliyor : “ Salgın yayılmaya başladı. Ebola virüsü gibi. Çektiğiniz acıyı fark ettiğinizde yapmanız gereken tek şey bir bacağınızı kesmek”.

Yunanistan’ın avro bölgesinden çıkarılması kast ediliyor. Böylesi bir çıkarılma veya ayrılma AB sözleşmelerinde öngörülmemesine rağmen gerçekleşmesi Yunanistan için ekonomisinin bu defa avro karşısında tamamen yıkılması anlamına gelecektir. Alınan borçların devalüe edilmiş bir drahme (eski Yunanistan para birimi) ile ödenmesinin güç hale geleceği ve borçlarını azaltmak şöyle dursun gittikçe altından kalkılmaz hale gelecektir.

Yunanlıların bankalardaki paralarını güvence altına almak düşücesiyle çekmeye kalkışmaları ve bunlar yaşanırken bankaların finansmanlarını sağlayamamaları Yunan bankalarını iflasın eşiğine getirir. Bu durum AB üyesi Yunanistan’ın avro bölgesine tekrar dönüşünü zora sokacaktır. Onun için Yunanistan’ın avro bölgesinden çıkarılmaksızın bir çözüme ulaşması avro bölgesi için daha avantajlı.

Bu durum Almanya için de geçerli. Almanya’da tekrar Deutsche Mark’a dönülmesini savunanlar veya krizden etkilenmemek için aslında bir süreliğine Almanya’nın avro bölgesinden çıkmasını taleb edenler bunun bedelini ödemeye hazır mı ? Ayrılma senaryosunu savunanlara göre Almanya’nın avro’dan DM’ye dönmesi herşeyi eskisi gibi güzelleştirecek, rahatlatacak ve kaybettiğini düşündükleri imajını yeniden kazanacak. Gerçekte Almanya’nın tekrar DM dönmesi avro kaşısında bir revalüasyon yapmaya zorlayacaktır. Yüzde 30’luk bir revalüasyon ile DM avro karşısında güçlü olacaktır ama bu durum komşularının Almanya’ya dönük ihracatlarını artırmaya yarayacaktır. Onların ihracatı artarken Alman ekonomisinin üzerinde yükseldiği ihracatı frenlenmiş olacak.

Fransa gibi borçların yapılandırılmasından önce kalkınmayı önceleyen devletler için bu olumlu bir gelişme olur. Almanya’nın dünya piyasalarında rekabet etmesini güçleştirecek ve bu durum işsizliğin artmasına sebep olurken sosyal devlet yapısının beslendiği ihracat bu değişimden olumsuz olarak etkilenecektir. Almanya’daki sigorta ve bankalar da revalüe edilmiş bir DM’den etkilenecektir. Öyleki yüzde 30 revalüe edilmiş bir DM avro karşısında Avrupa piyasalarında bulunan varlıklarını 200 milyar avro zarara sokacak ve bu durum tekrar Almanya’nın bankalarına dönük bir kurtarma operasyonu gerçekleştirmesini zorunlu kılacaktır. Avro sayesinde Avrupa piyasalarından bu güne kadar ihracat fazlası sayesinde 600 milyar avro topladığı göz önünde bulundurulursa çıkmaktan çok kalmasının faydasına olduğu görülüyor.

Avro’yu kullanan ülkelerin hükümet ve devlet başkanlarının 27 Nisan’da Brüksel’de toplanması bekleniyordu ancak topl(a)namadı. Toplantının Almanya’da 9 Mayıs’ta Kuzey Ren-Vestfalya bölgesinde gerçekleşecek seçimlerden bir gün sonra yani 10 Mayıs’ta gerçekleşmesi bekleniyor. Aralık 2009’dan bu yana toplantıların toplanıp dağılmanın ötesinde pratik her hangi bir sonuç vermemiş olması hem Komisyonu hem AB Konsey Başkanı’nı elini zayıflatıyor. Hafta içinde İMF Başkanı Khan ve Merkez Bankası Başkanı Trichet Merkel’i yardım konusunda seçimlerden önce adım atmasını sağlamak için ikna etmeye çalıştılar ancak toplantı sonuçsuz kaldı. Merkel Vestfalya seçimlerini bir ölüm kalım seçimi olarak görüyor çünki bu seçimleri kaybetmesi durumunda Bundesrat’ta (Alman Federal Konseyi) dengeler aleyhine değişecek.

Ne var ki Merkel seçimlerden sonra yeşil ışık yaksa da muhalefet ve bazı hukukçular hükümetin bu yönde vereceği bir kararı Alman Anyasa Mahkemesi’ne götüreceklerini duyurdular. Çünki Yunanistan’a yapılacak her hangi bir yardım Maastrich Sözlşemesi’ne ters düşüyor. Konunun mahkemeye taşınması Almanya’nın AB’yi ilgilendiren bir takım dosyalarda karar vermesini bir süre engelleyebilir. Ancak gidişatın o yöne doğru kaydığını da görmek gerekiyor. Onun için yapılacak yardımın sübvansiyon (destekleme) olarak görülmemesi gerekiyor. Gelecek günler Almanya’yı AB ve avro konusunda daha ağır kararlar almaya zorlayacaktır.

Bir taraftan spekülatörler avro’nun yıkılacağını hesaplarken bazı Alman ekonomistler veya Martin Taylor gibi anglo-sakson bankacılar iki vitesli bir avro’nun mümkün olduğunu savunuyorlar. İki farklı avro’nun kullanılabileceğinin teorik alt yapısını hazırlıyorlar. İsimleri dahi bulunmuş durumda. Mali disiplini önemseyen ülkelerin kullanacağı avro’ya “neuro” ve mali disiplini olmayan devletlerin kullanacağı avro’ya “sudo” denilmesini öneriyorlar. Anlaşılacağı gibi avro bölgesinde yaşanan krize aranan çözümler avro bölgesini çoktan kendi içinde bir sınıflandırmaya tabi tutmak suretiyle “birlik ruhunun” yerini benmerkezciliğe bırakmakta olduğunu gösteriyor.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
Yazdır
 
Gitmek istediğiniz yer: