Monday, February 6, 2012

Archive for the ‘Haber’ Kategori için Arşiv

Binyamin Netanyahu’nun ziyaretinden sonra Silvio Berlusconi harekete geçti ve Libya’da NATO operasyonlarının durmasını istedi. İtalya, böylelikle Kaddafi’ye yönelik askeri operasyondan çekilen ikinci Batılı ülke oldu.

İtalya’daki İsrail yandaşlarının zayıf sebeplerinden biri de şu: Berlusconi’nin Kaddafi’ye karşı askeri operasyonun durması kararı, ABD Başkanı Obama’nın Afganistan’dan askeri çekilmeyi başlatmak kararından sonra geldi. Britanya ve Fransa’nın Libya’daki savaşı sürdürme gücü, Ağustos ayını aşmayacak ve zaman ne kadar uzasa da NATO, savaşı sonuçlandırmaya kadir değil. Roma’daki İsrail yandaşları, Libya petrolünün durması karşısında İtalya’nın uğradığı ekonomik zarardan bahsediyor. Dolayısıyla İtalya, Libya petrol rafinerilerinin yeniden faaliyete geçirilmesine, devrimcilerden önce Kaddafi’yle kurulu koalisyona dönmeye çalışacak.
İsrail iddiaları, Netanyahu’nun İtalya ziyaretiyle Libya’yı Avrupa ve İsrail güvenliğinin garantörü olarak Kaddafi kabzasına bırakma amaçlı stratejik düzenleme arasında bir ilişki olmadığı üzerinde duruyor. İsrail medyası, Netanyahu’nun İtalya ziyaretinin Filistinlilerin BM’ye gidişine destek verilmesini önlemek ve müzakerelere dönmeleri yönünde baskı yapmak için gerçekleşti. İsrail’in Filistinlilere baskı yapılmasıyla ilgilendiği doğru, ancak İsrail’in çıkarı, Mübarek’in gidişini telafi edecek Arap lider olarak Kaddafi’nin güçlendirilmesinde saklı. İtalya’nın NATO operasyonlarını eleştirmesi, Netanyahu, Berlusconi ve Kaddafi arasındaki üçlü koalisyonun siyasi zaferi olarak görülmekte.

İsrail’den maddi destek

İtalyan başbakanının açıklamaları, bazı Batılı çevrelerin Libya’daki Geçici Konsey üyelerinin çoğunun İslamcı olduğu veya İslamcı kökleri olduğu iddiasını pohpohlama çabalarıyla aynı zamana denk geldi. Resmi istatistikler, Irak ve Afganistan’da şehit olanların çoğunun Libya kökenli olduğunu gözler önüne sermiş. Hatta Libya devrimleri tarafından kaçırılan Grad füzelerinin Gazze’deki direnişçilerin eline geçtiğini iddia edenler bile çıktı.

Libya’daki devrimin süresinin uzaması, İsrail’in ve Batı’nın stratejik çıkarlarına hizmet etmiyor. Batı, genel haliyle Arap halklarına ve yabancıların egemenliğinden kurtulma eğilimlerini idare etme güçlerine güvenmiyor.

Bu nedenle İsrail, Libya halkının devrimine karşı İtalya’yı seferber etmekle yetinmeyecek, Kaddafi rejimine maddi destek ve siyasi kılıf verecektir.

İsrail çabası durmayacak, Libya devriminin tasfiyesine ve ülke halkının Kaddafi’nin yıllardır hapsettiği şişeye geri sokulmasına çalışacak. Böylelikle Arap Libya, Akdeniz’de Batı çıkarlarının bekçisi, İsrail güvenliğinin de garantörü olacak.

(Londra’da Arapça yayımlanan El Arab gazetesi, 28 Haziran 2011)

Popularity: 100% [?]

Nabucco’da Tarihi İmza

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 13 - 2009

Ankara Rixos Otel’de düzenlenen törende, anlaşmaya, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Werner Faymann, Bulgaristan Başbakanı Sergei Stanishev, Macaristan Başbakanı Gordon Bajnai, Romanya Başbakanı Emil Boc imza koydu.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve 5 ülkenin Başbakanı ortak bildiriye imza koydular.

Anlaşma, Hazar ve Ortadoğu bölgesindeki doğal gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını öngören Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi için ”dönüm noktası” kabul ediliyor.

Anlaşmayla, projeyi bir uluslararası anlaşma avantajlarını sağlayarak inşasını kolaylaştırmak, hızlandırmak ve işletme safhasında uyulacak vergilendirme gibi belli esasları karara bağlamak amaçlanıyor

PROJE ADINI VERDİ’NİN NABUCCO OPERASINDAN ALDI

Adını, İtalyan besteci Verdi’nin Nabucco Operasından alan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesinin hayata geçirilmesi yönünde bugün önemli bir adım atıldı.

Projenin geçiş ülkelerini oluşturan Türkiye, Avusturya, Bulgaristan, Macaristan ve Romanya arasında bugün imzalanan Hükümetlerarası anlaşma ile projeyi bir uluslararası anlaşma avantajlarını sağlayarak inşasını kolaylaştırmak, hızlandırmak ve işletme safhasında uyulacak vergilendirme gibi belli esasları karara bağlamak amaçlanıyor.

”Bu, kritik bir dönüm noktası, ama aynı zamanda yolun başı” olarak değerlendiriliyor. Anlaşmadan sonra her ülke gibi Türkiye de NIC (Nabucco International Company) ile Proje Destek Anlaşması (Project Support Agreement – PSA) imzalayacak. Bu anlaşmanın da metni müzakereler yoluyla ortaya konulacak. Projeye ilişkin bazı detay konular burada karara bağlanacak.

Proje Destek Anlaşması, 6 ay içinde imzalanacak.

NABUCCO PROJESİ

Avrupa doğal gaz açığının bir miktarının Türkiye üzerinden geçecek boru hatları yoluyla karşılanması amacıyla yürütülen proje, Bulgaristan üzerinden Romanya ve Macaristan’ı izleyerek Avusturya’ya ulaşacak.

Doğal gaz boru hattının inşasına 2011 yılında başlanması öngörülüyor. İlk gazın 2014′te pompalanması beklenen projede, ilk etapta 8-10 milyar metreküplük bir gaz akışı sağlanması planlanıyor. Yıllar itibariyle yıllık taşıma kapasitesinin 31 milyar metreküpe çıkarılması amaçlanıyor.

Proje öngörüsüne göre, boru hattı güzergahının yaklaşık 3 bin 300 kilometre olacak ve bunun 2 bin kilometresi Türkiye’de yer alacak.

Nabucco hattının öncelikle Azerbaycan ve Türkmenistan kaynaklarıyla doldurulması amaçlanıyor. Uzun vadede de Irak, İran, Mısır ve Rusya’nın da bu sistemi beslemesi isteniyor.

Projenin toplam maliyeti yaklaşık 7,9 milyar avroyu bulacak. Projenin ana finansman kaynağını, Avrupa Yatırım Bankası üstleniyor.

PROJENİN TARİHSEL SÜRECİ

2002 yılında ilk adımı atılan Nabucco Projesinin kronolojisi şöyle:

- Nabucco Projesi 5-13 Şubat 2002 tarihlerinde BOTAŞ’ın Bulgargaz (Bulgaristan), Transgaz (Romanya) ve OMV Erdgas (Avusturya) Şirketleri ile yaptığı görüşmeler doğrultusunda taraflara sunduğu öneri neticesinde başlatıldı.

- 10 Ekim 2002 gecesi Viyana’da Verdi’nin Nabucco Operasını izledikten sonra ortaklar ertesi gün İşbirliği Anlaşmasını imzalamak için bir araya geldi ve projeye yeni bir ad vermeyi kararlaştırdılar; Nabucco.

- Haziran 2004′te 5 ülkenin gaz şirketlerinin katılımıyla Nabucco International Company (NIC) kuruldu. BOTAŞ (Türkiye), Bulgargaz (Bulgaristan), Transgaz (Romanya), OMW Erdgas (Avusturya), MOL’un (Macaristan) yanında Şubat 2008′de Almanya’dan RWE şirketi 6. ortak olarak katıldı. 6 şirket NIC’de (Nabucco International Company) eşit hisseye sahip.

- Nabucco Projesi kapsamında proje ortaklarının her birinin kendi ülkesinde kurulması planlanan Nabucco Milli Şirketlerinin (NNC) hayata geçirilmesi ve işlerlik kazandırılmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Türkiye dışındaki yerel şirketler kuruldu, Türkiye Nabucco Milli Şirketi kurulmak üzere.

- Proje için büyük önem arz eden anlaşmalardan biri olan Ortak Girişim Anlaşması (Joint Venture Agreement – JVA) 28 Haziran 2005 tarihinde proje katılımcısı şirketler tarafından imzalandı.

- Projenin tüm ortakları tarafından Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin daha da optimum hale getirilmesi, geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini temin etmek amacıyla 26 Haziran 2006 tarihinde Viyana’da ”Bakanlar Beyanatı” imzalandı.

- Buna paralel Hükümetlerarası Anlaşma için bir metin çalışması başlatıldı. 2008 yılında, bu metin üzerinde yapılan çalışmalar, Ocak 2009′dan itibaren heyetlerarası müzakereler şeklinde sürdürüldü.

- Ocak ayında Brüksel’de yapılan ilk tur müzakereyi Viyana’da yapılan turlar izledi. Müzakereler, 22 Haziran 2009 tarihinde mutabakatla sonuçlandı ve bugün imzalanan metin ortaya çıktı.

Popularity: 2% [?]

Baskılar sonuç verdi Aziz Duveyk serbest

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 13 - 2009

İsrail tarafından, yaklaşık 3 yıldır haksız yere cezaevinde tutulan Filistin Meclis Başkanı Aziz Duveyk`i serbest bırakıldı. Duveyk`in 3 yıllık hapis cezası 6 Ağustos’ta sona erecekti.

Batı Şeria`da, Ramallah yakınındaki Ofer Askeri Mahkemesi, geçen hafta İsrail kamu savcılığının, Duveyk`in cezasının 6 ay daha uzatılması talebini geri çevirmişti.

Filistin Meclisi’nin Hamaslı Başkanı Aziz Duveyk, tutulduğu Hadarim cezaevinden Batı Şeria`ya geçmek üzere Şa`ar Efraim kontrol noktasına götürüldü.

Aziz Duveyk (60) ve 44 arkadaşı, İsrailli asker Gilad Şalit`in Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki bir askeri karakoldan, 2006 yılı haziran ayında kaçırılmasının ardından, İsrail ordusunun Batı Şeria`da Hamas milletvekilleri, yöneticileri ve diğer bazı ileri gelenlerine yönelik başlattığı tutuklama kampanyası sırasında gözaltına alınmıştı.

Bunun üzerine İHH’nın da içinde bulunduğu dünya genelindeki bir çok sivil toplum kuruluşunun da girişimi ile tutsak vekillerin serbest bırakılması için kampanya düzenlenmişti. Sadece Türkiye’den 1 milyondan fazla imzanın toplandığı kampanyalara rağmen İsrail, Filistinli 8 bakan, 27 milletvekili ve 10 siyasetçiyi bırakmamakta direnmişti.

Hamas üyesi olmak suçuyla 36 ay hapse mahkum edilen, yüksek tansiyon ve şeker hastası Duveyk`in durumunun, cezaevinde iken zaman zaman kötüleştiği bildirilmişti.

Duveyk, daha önce İsrail tarafından birçok kez tutuklanmış, İzak Rabin`in başbakanlığı döneminde 1992`de 400 Hamas üyesi ile birlikte Filistin topraklarından Güney Lübnan`a sürgüne gönderilmişti.

Duveyk, Batı Şeria`nın Nablus kentindeki El Neceh Üniversitesi`nde öğretim üyesiydi.

Duveyk ile birlikte Tutuklu Bulunan Filistinli Milletvekillerinin Listesi

A. Bakan konumundaki vekiller

1. Ömer Abdurrazık (Maliye Bakanı)

2. Semir Ebu İyşe (Planlama Bakanı)

3. Muhammed el-Berguti (Çalışma Bakanı)

4. Nayif Recup (Evkaf Bakanı)

5. Vasfi Kabha (Esirler Bakanı)

6. Halid Ebu Arefe (Kudüs İşleri Bakanı)

7. Fahri Turkman (Sosyal İşler Bakanı)

8. İsa el-Cabiri (Mahalli İdareler Bakanı)

B. 2006 seçimlerinden sonra seçilmiş olan vekiller

1. Aziz Salim Duveyik (Meclis Başkanı)- Serbest bırakıldı

2. Mahmud Remhi (Meclis Genel Sekreteri)

3. Muhammed Ebu Tayr (Kudüs)

4. Ahmed Atvan (Kudüs)

5. Vail el-Hüseyni (Kudüs)

6. Halil Reb’i (Halil)

7. Muhammed et-Tal (Halil)

8. Basim Zearir (Halil)

9. Semir el-Kadi (Halil)

10. Muhammed Mahir Bedr (Halil)

11. Muhammed Mutlak Ebu Cuheyşe (Halil)

12. Hüsni el-Burini (Nablus)

13. Yasir Mansur (Nablus)

14. Halid Süleyman Süleyman (Cenin)

15. Halid Said (Cenin)

16. İbrahim Dahbur (Cenin)

17. Riyad Reddad (Tulkarim)

18. Fethi el-Karavi (Tulkarim)

19. İmad Nevfel (Kalkilya)

20. Nasır Abdulcevvad (Sülfeyt)

21. Enver Zebun (Beytüllahim)

22. Mahmud el-Hatip (Beytüllahim)

C. Hapiste iken seçimi kazanmış ve halen içeride olan vekiller

1. Mervan Berguti (el-Fetih)

2. Ebu Ali Yata (el-Fetih)

3. Cemal Huveyl (el-Fetih)

4. Hasan Yusuf (Hamas)

5. Muhammed Cemal el-Neçe (Hamas)

6. İbrahim Ebu Salim (Hamas)

7. Azam Selheb et-Temimi (Hamas)

8. Nezzar Ramazan (Hamas)

9. Halid Tafiş (Hamas)

Popularity: 1% [?]

İngilizler Baklayı Çıkardı: Türkler ve İslam

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 12 - 2009

Londra’daki Türk Büyükelçiliği, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi aşırı sağ Britanya Ulusal Partisi’nce dağıtılan broşürlerde Türklere yönelik ırkçılık yapılması üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulundu ve polisin harekete geçmesini istedi.

Türkiye, Haziran’da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi İngiltere’de aşırı sağ Britanya Ulusal Partisince dağıtılan broşürlerde Türklere yönelik ırkçılık yapılması üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunarak broşürlerin toplatılmasını, polisin harekete geçmesini istedi. Büyükelçilik Sözcüsü Orhan Tunç da, Türkiye’nin AB’ye alınması halinde milyonlarca Türkün ülkeyi “işgal edeceği” iddia edildiği broşürler için “Irkçı olduğu, Türkiye ve Türk milletine hakaret ettiği açıktır” dedi.

Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi İngiltere’de aşırı sağ Britanya Ulusal Partisi’nce (BNP) İskoçya’da dağıtılan broşürler, Londra’daki Türk Büyükelçiliğini harekete geçirdi. The Sunday Times gazetesine göre, Glasgow sokaklarında dağıtılan bir broşürde Türkiye’nin AB üyesi olması halinde milyonlarca Türkün ülkeyi “işgal” edeceği iddia ediliyor. Vergi mükelleflerinin parasının, “Türkiye’deki milyonlarca Müslümanların, iş kapan işgalci yabancılara katılmasını sağlayacak Avrupa’nın genişlemesinde harcanmamalı” ifadesi kullanılıyor.

“DÜŞÜK ÜCRETLİ 80 MİLYON TÜRK’E İNGİLTERE’Yİ BASIP MAHVETME HAKKI VERECEK”

Avrupa seçimleri kampanyasını Türkiye düşmanlığı üzerine oturtan BNP’nin diğer bir broşürde ise seçmenler, “Diğer büyük partiler tarafından desteklenen, düşük ücretli 80 milyon Müslüman Türk’E İngiltere’yi basıp mahvetme hakkına vermeye yönelik tehlikeli hamleye” karşı çıkmaya çağrılıyor.

Bunun üzerine harekete geçen Londra Büyükelçiliği, İngiltere Dışişleri Bakanlığı nezdinde diplomatik girişimlerde bulunarak söz konusu broşürlerde ırkçı ve dini nefretini uyandırdığını belirterek söz konusu broşürlerin toplatılmasını istedi. Büyükelçilik, broşürlerin, potansiyel olarak ülkenin ırkçılığa ilişkin yasaların ihlalini oluşturabileceği için konunun polise de intikal etmesini de talep etti.

TÜRK BÜYÜKELÇİLİĞİ: “TÜRKİYE VE TÜRK MİLLETİNE HAKARET”

The Sunday Times‘e konuşan Londra Büyükelçiliği Sözcüsü Orhan Tunç da, broşürler için “Irkçı olduğu, Türkiye ve genel olarak Türk milletine hakaret eden çok kışkırtıcı bir söylem içerdiği, Britanya’da yaşayan ve ülkede doğan yüz binlerce Türk ve Kıbrıslı Türk’ü riske soktuğu açıktır” dedi.

Broşürlerin ayrıca ülkenin ırkçılık ve ırkçı ve dini nefrete ilişkin yasaların ihlalini de oluşturduğunu vurgulayan Sözcü, “Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu gibi ilgili Britanyalı makamlar, söz konusu parti hakkında yasal işlemleri başlatmayı düşünmesi gerektiğine inanıyoruz” sözlerine ekledi.

Bu arada, Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü de, broşürleri eleştirdi ve İskoçya’nın yaşlanan nüfusu nedeniyle göçe ihtiyacı olduğu uyarısını yaptı.

İngiltere Dışişleri Sözcüsü ise, Türkiye’nin şikayetini incelediklerini belirterek hükümetin “her türlü ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğü kaldırmaya kararlı olduğu”nun altını çizdi.

BNP Sözcüsü John Walker ise, broşürlerdeki ifadelerin ırkçı olduğunu kabul etmedi. Walker “Bir tehdit olarak gördüğümüz, Avrupa ve ülkemizde tırmanan İslamlaşmaya karşıyız. Eğer Türk Büyükelçiliği, bunu beğenmiyorsa, ben ne yapıyım ? bizim görevimiz, Britanya’nın çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Bu arada, BNP lideri Nick Griffin, partisinin Avrupa seçimlerinde yedi sandalye kazanabileceğini savunuyor. Diğer partilerin ise, BNP’nin bir sandalye kazanmasından korktukları belirtiliyor.

Popularity: 2% [?]

Mesut Yılmaz’ın Gizli Genelgesi

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 12 - 2009

Çin’in Türkiye’de sürgünde bir Doğu Türkistan hükümeti kurulmasını istemediğinin vurgulandığı genelgeyle, Rabiya Kadir gibi Uygur Türkü liderlerinin faaliyetleri kısıtlanıyor, gösterilerde Çin bayraklarının yakılmasının engellenmesi isteniyor

23 Aralık 1998 tarihinde dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz imzası ile yayınlanan Başbakanlık Genelgesi’yle Türkiye’deki Doğu Türkistanlılar’ın faaliyetlerine kısıtlama getirildiği ortaya çıktı. 1997 şubatında Doğu Türkistanlılar hükümete karşı ayaklanınca Çin protestoları kanlı bir şekilde bastırmıştı. O dönem Türkiye’de yine Çin’e karşı protestolar yapılıyor, Çin bayrakları yakılıyordu. Bundan rahatsız olan Çin, Türkiye’de sürgünde Doğu Türkistan hükümeti kurulacağı duyumlarını da alınca Ankara’yı uyardı.

Ecevit’e Çin gezisinde uyarı

Uygur Türkü olan Hacettepe Tarih Bölümü Doç. Dr. Erkin Ekrem genelgenin yayınlanma sürecini şöyle anlattı: ”1998 haziranında başbakan yardımcısı Bülent Ecevit, Çin’e gitti. Çinliler, Doğu Türkistan konusunda ’hassasız’ mesajı verdi. Ardından da genelge yayınlandı. Genelge, Türkiye’de faaliyet gösteren Doğu Türkistanlı muhaliflerin hareketlerini kısıtlandı. Birçok muhalif Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.”

Çin’den çekinilmiş olabilir

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Hasan Köni de, Türkiye’nin Çin’in gücünden çekinmiş olabileceğini söyledi: “ANAP-DSP koalisyonu Çin’i karşılarına almaktan çekiniyordu. Koalisyon, Türkiye’nin kendi şartlarını da düşünerek bu şekilde hareket etmiş olabilir. Çin’in gücünden çekinmiş olabilirler.”

İsa Türkiye’ye giremiyor

14 yıldır Almanya’da yaşayan ve Türkiye’ye girişi yasak olan Uygur Kongresi Genel Sekreteri Dolkun İsa’ya ulaştık. İsa, “Genelge beni ve Uygur Türkleri’ni derinden yaraladı. 2003 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde bir toplantı düzenleyecektik. İzin verilmedi. Konferansa üç gün kala Çin elçisi okulla görüşmüş. O görüşmenin ardından toplantı iptal edildi.”

Çin: Siz karışmayın

Erdoğan’ın “BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olarak Şincan’da yaşananların BM gündemine alınmasını istiyoruz” açıklamasına Çin’den ilk resmi tepki geldi. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Qin Gang, olayların “Çin’in içişleri” olduğunu belirterek bu konunun BM Güvenlik Konseyinde ele alınması için neden bulunmadığını söyledi. Nükleer silah sahibi olan Çin, BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip daimi üyesi olduğu için hangi konunun gündeme alınacağını belirleme hakkına sahip.

İŞTE O GENELGE:

Gösterilere bakanlar katılmasın Çin bayrakları yakılmasın

İşte 1998 yılında 1998/36 numaralı ‘gizli’ kaydıyla yayınlanan genelgeden çarpıcı bölümler:

* Türkiye Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC), Çin’in tek hukukî temsilcisi olarak 5 Ağustos 1971’de tanımıştır. Şincan-Uygur Özerk Bölgesi’nden göç ederek Türkiye’ye yerleşen soydaşlarımızın faaliyetleri Türkiye ile ÇHC siyasi ilişkilerinde hassas bir noktayı oluşturmaktadır.

* Doğu Türkistan vakıf ve derneklerinin faaliyetlerinin yasal sınırlar içinde kalması önem arz etmektedir.

* BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri olan ve 1 milyar nüfusu ve rekor düzeydeki kalkınma hızıyla Türkiye için büyük bir potansiyel pazar teşkil eden ÇHC ile siyasî ve ekonomik ilişkilerimiz son yıllarda hızlı bir gelişme göstermektedir.

* Anılan vakıf ve derneklerce düzenlenecek toplantılara bakanlarımız dahil kamu görevlilerimizin katılmamaları ve kutlama mesajları göndermemeleri…

* Toplantılarda Doğu Türkistan bayrağı ve ÇHC’ni rencide eden pankartlar kullanılmaması.

* Çin misyonları önünde Çin bayrağının yakılmasının ve Çin’i rencide edici pankartların kullanılmasının engellenmesi. Yukarıda belirtilen hususlara uyulması hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.

Mesut YILMAZ

Başbakan

Popularity: 2% [?]

RUS PATRİĞİ GELİRKEN BAŞPAPAZI TANIMA

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 12 - 2009
Türkiye’de yarından itibaren Rus Patriğinin gelmesi ile Heybeliada Ruhban Okulu ve Fener Rum Kilisesi’nin ekümenikliği gibi konular yeniden gündeme gelecektir

Onun için, Fener Rum Kilisesi’ni 19 yıldır takip eden bir kişi ve aynı zamanda ikinci sorunu olduğumdan dolayı bildiklerimi ayrıntıya girmeden özetle paylaşmak istiyorum…

Öncelikli olarak başpapazın kilisesi geçmişte imparatorluk, günümüzde ise emperyal bir kilisedir…

Tarihin hiçbir zamanında Vatikan gibi bir devlet olmak istememiş, bölgedeki mevcut birinci güçle ortak olarak varlığını sürdürmüştür…
Yani dün Roma, bugün ise ABD ile olduğu gibi

Bu nedenden dolayı laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bu özelliğini kaybetmiştir

- Kızgındır…

Çünkü Türkiye Cumhuriyet’i emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşı sonrası kurulmuştur!

Savaşı kaybedenler arasında doğal olarak Fener Rum Kilisesi’de vardır…

Kurtuluş Savaşından sonra, İstanbul Kilisesinin ihanetlerinden dolayı Anadolu’da bulunan çoğu Türk kökenli olan metropolitlerin 21 Eylül 1922 tarihinde aldığı bir karar ile Papa Eftim (Pavli KARAHİSARLIOĞLU) önderliğinde Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurdular…

Böylelikle Anadolu’daki Hıristiyan Türkler de, -Rusya, Yunanistan, Bulgaristan ve diğer ulusal kiliseler gibi-, 1600 yıl sonra esaretten kurtuldukların ilan etmişlerdir

Hristiyan Türkler aynı zamanda Anadolu’daki savaşın kazanılmasında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ifade ettiği gibi “bir ordu kadar” katkı sağlamıştır…

Fakat insanlık onuru olan laik Cumhuriyeti koruyamadık…Koruyamadığımız için de;

Bugün Anadolu’nun bağımsızlığı ile ortaya çıkan Papa Eftim önderliğinde kurulan Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi’ni yok saydık!
Eğer bugün, ulus devlet temellerinde kurulan laik Cumhuriyetini korumuş olsaydık, Moskova ve Bütün Rusya Patriği Kiril İstanbul’da, emperyal güçlerin oyuncağı olmayan, komşuları için tehdit oluşturmayan Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni ziyaret edecekti…

Dün laik Cumhuriyetin kurulmasına katkısı olan dedesinden öç almak isteyenler, bugün dedesi ile aynı değerleri savunan Sevgi ERENEROL’u cezalandırarak 17 aydır cezaevinde yatıramayacaklardı…

Ve Cumhuriyeti savunmaktan başka suçu olmayan Sevgi ERENEROL cezaevinde yatarken, başta sözde Cumhuriyetçiler olmak üzere, kendisini Cumhuriyetçi ve Milliyetçi sanan partiler bu durumu görmezlikten gelemeyecekti…

Laiklik karşıtı din terörünün 1600 yıldır mucidi ve odağı olan Fener Rum Kilisesi için değer mi?

Daha fazla yazmaya gerek var mı?

Son söz ise Rus Patriği Kiril’e Eğer Türkiye Cumhuriyeti’ne ziyaretin Ortodoks Hıristiyanlığın gereği ise Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni de ziyaret edersin!

Yoksa Türkiye ziyaretin ortodoksluk dinini emperyal güçlerin emrine veren kiliseye ve onun başpapazına boyun eğdiğinin kanıtı olacaktır!

02 Temmuz 2009

Saygılarımla

Noel Baba Barış Konseyi
Yönetim Kurulu Başkanı
Muammer KARABULUT

Popularity: 2% [?]

İşte Sarkozy’in gizli yüzü

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 11 - 2009

İran, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin gizli yüzünü ortaya seriyor İşte Sarkozy’nin sert konuşmalarının arkasındaki gerekçe


İran, Sarkozy’nin gizli yüzünü keşfediyor



Nicolas Sarkozy’nin gizli bir yüzü mü var? Adamın “Siyonist-Hıristiyan” çizgisine yakın muhafazakâr eğilimleri mi var? Sarkozy “İsrail Güvenliğini” korumaya karşı bu hırsı nasıl açıklayabilir? Sarkozy ve Dışişleri Bakanı Kouchner’in Yahudi köklerinin İsrail’i destekleyici dış siyasetlerinde etkisi var mı? Tüm bu sorular, Sarkozy’nin ve Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in “İran Dosyasına” karşı son derece sert çıkışlarda bulunmasından sonra Fransa’nın siyasi gündeminde yer almaya başladı Öyle ki Fransa Dışişleri Bakanlığı İran’a karşı “savaş ihtimalinden” söz etmeye başladı

İRAN’IN VURULMASI YA DA İRAN’IN NÜKLEER BOMBASI

Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner’in “Fransa, uluslararası toplumla birlikte İran’a karşı savaşa hazırlanmalıdır” demeci yayınlandı Aynı açıklamayı Başkan Nicolas Sarkozy 27/08/2007′de Paris’te yabancı ülke büyükelçileri önünde yapmıştı: “iki seçenek var, ya İran’ın vurulması ya da İran’ın nükleer bombası” Tabi Fransa Dışişleri Bakanlığının yeni eğilimlerinin arka planı ve bu eğilimlerin radikal bir şekilde değişme olasılıklarıyla ilgili bir çok soru gündeme geldi

İran’ın Paris Büyükelçiliğinde görevli Diplomat Ali Segedyan “islamonlinenet” sitesine verdiği özel demeçte, İran Diplomasisinin ülkesine yönelik Fransa’nın tutumunu dikkatle izlediğini, Fransız yetkililerin demeçlerindeki sertlik dozunun dikkat çekici ve hayret verici şekilde arttığını” söyledi Ancak Sagedyan sözlerine, Fransa’nın ABD ve İsrail’le birlikte İran’a karşı sonucu önceden kestirilemeyen bir maceraya atılacağına ihtimal vermediğini ekledi Sagedyan, İran Diplomasi Kulislerinde Fransa’nın Dış siyasetindeki son eğilimleriyle ilgili çok sayıda soru işareti oluştuğunu, yine de Fransa’nın siyasi tehditlerinde daha ileri gideceğine inanmadığını söyledi

Birçok Fransız analistin İran Dosya’sına karşı tutumu Fransa’nın tutumunu ABD-İsrail tutumuyla bağdaştırma gayretini yansıtıyor Bilhassa Sarkozy’nin önceliklerinden olan “İsrail’in güvenliğinin” garanti altına alınmasıyla ilgi konularda Zaten Sarkozy İsrail’le olan dostluğunu hiçbir dönemde gizleme ihtiyacı duymuyor Fransa’ya başkan seçilmeden önce de bu böyledir

TABERİYE’NİN KIYISINDA
Nicolas Sarkozy’nin İsrail’e olan desteği konusunda bizzat, İsrail’le verdiği destekle tanınan Sosyalist milletvekili George Freche, Sarkozy’nin Fransa başkanı seçildiğinin hemen ertesinde Fransız medyasının es geçtiği sessiz bir bomba patlattı 24/6/2007 Fransa’nın güney batısında Yahudi Kültür Merkezi’nin düzenlediği törende Freche kalabalığa şöyle sesleniyordu: “Fransız halkının cumhuriyetin başına Yahudi kökenli bir başkan seçmesiyle gurur duyuyorum Freche biz Yahudiler için Yahudi kökenli olan Lion Blum başbakan oldu, Mendas Fruns başbakan oldu Ancak hiçbir zaman Yahudi bir Cumhurbaşkanımız olmadı Frenche sözlerini şöyle bitirdi:

Şimdi de işte size Yahudi bir Dışişleri Bakanı (Kouchner) Peki daha ne istiyorsunuz?

Fransa’nın şimdiki Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Yahudi bir baba ve Protestan bir anneden doğdu Sınır tanımayan doktorlar örgütünün kurucuları arasında yer aldı Haziran 2007 tarihinde Başkan Nikolas Sarkozy tarafından göreve getirilmeden önce ayrıldığı Sosyalist Partinin önde gelen üyelerinden biriydi Fransa basının es geçtiği French’in bu konuşması-ki Fransa basını ülkenin laik yapısı gereğince kişilerin dini kökeniyle ilgili kişisel bilgiler vermekten gelen olarak her zaman kaçınmıştır-çok önemli bir ayrıntı daha içeriyor:

Nicolas Sarkozy ile Bernard Kouchner 1967 yılında İsrail’in bir çok Arap toprağını işgal etmesinden birkaç gün sonra Suriye-İsrail sınırındaki Golan tepelerine yakın Taberiye Gölü kıyısında tanışmışlardı İsrail bu tarihte birçok Arap toprağını, Batı Şeria’yı ve Gazze şeridini işgal etmişti Birçok İsrailli politikacıya göre bu “zafer” Allah’ın seçilmiş halkına verilmiş ilahi bir zaferdi”
Peki, Nicolas Sarkozy, tüm dünyanın Arap topraklarını işgal eden İsrail’i kınadığı bir dönemde Taberiye Gölü kıyısında ne yapıyordu? George French tabi bu soruya cevap vermedi

Bu noktada Nicolas Sarkozy kendisinden bahsederken “Katolik Hıristiyan” olduğunu özellikle vurgulamaya çalışıyor “Yahudi” kökenlerinden bahsetmiyor bile Yahudi olduğunu hayatının geç dönemlerinde keşfettiğini belirtmekle yetindi Ancak bu onun, birçok kaynağa göre İspanyol Yahudi’si kökeninden gelen Cecilia ile evlenmesine engel değildi

TONY BLAIR’İN MİRASI

Sarkozy’nin Yahudi olup olmadığına bakmadan şunu kesin bir şekilde söyleyebiliriz: Sarkozy siyasi olarak hiçbir zaman İsrail’in yakın dostu olduğunu gizleme gereği duymadı Etrafına da İsrail’in güvenliğini şiddetle savunmaktan çekinmeyen danışmanlarla donattı Parlamenter Pierre Lalush ve Alexander Adler gibi ABD’deki neo-conların çizgisi gibi bir çizgi tutturmak isteyen ve İsrail’in güvenliğini şiddetle savunanlar

Başta İsrail’in güvenliği olmak üzere anti-semitizmle savaş, Sarkozy’yi İsrail’i destekleyen ABD’deki Yahudi lobisine en yakın kişiliklerden biri haline getirdi 2004 Ağustos’unda ABD’deki Yahudi Lobisine yakın bir Yahudi Gazetesi son derece ilginç bir rapor yayınlayarak Fransa’da “Jewish American Zionism” yani “Amerikan Yahudi Siyonizmi” hareketinin yükselişte olduğunu söyledi Bu hareketin en büyük destekleyicileri arasında şimdiki başkan Nicolas Sarkozy’nin ismi de yer almaktaydı

Filistin Halkının haklarını savunan Fransız “Euro Palestine” örgütünün koordinatörü Olivia Zamur, Sarkozy seçildikten sonra Fransa’nın Filistin sorununa yönelik Dış Politikasının değiştiğini söylüyor Zamur, Sarkozy ve Dışişleri Bakanı Kouchner Tony Blair’in ABD’de nezdinde yerini almıştır, diyor

Fransız Stratejik araştırmalar enstitüsünde Fransız siyasi analist Berah Mikail wwwislamonlinenet’e verdiği demeçte şöyle diyor: Kişisel kimlik verilerini göz ardı edersek Her ne kadar Sarkozy Fransa’sının Dışişlerinin Chirac dönemindeki siyasetinden farklı olacağını gösteren bir çok işaret olmasına rağmen Nicolas Sarkozy’nin siyasetinde radikal değişiklikler olduğunu söylememiz için henüz çok erken

De Gaulle Fransa’sının siyasetinde oluşan değişiklikle ilgili ilk “tehlike çanını çalan” kişi Le Monde Diplomatic Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Alain Gresh’tir Fransa’nın Arapların sorunlarını savunan denge politikasıyla bağlarını kesmemesi gerektiğini söyledi

KOUCHNER KİMİN DIŞİŞLERİ BAKANI?

Fransız siyasi arenada Fransa’nın Dış siyasetindeki bu yeni değişikliğe eleştiriler gelmeye başladı İlk eleştiriler bizzat iktidar partisinden geldi Eski Fransa Dışişleri Bakanı ve 2003 yılında Irak işgaline karşı meşhur Fransız tezini seslendiren Dominique De Vellepin bu değişikliği Fransa’nın Dış Siyasetinde bir “sapma” olarak nitelendirdi

Öte yandan Ulusal Sağ Cephe, Dışişleri Bakanının siyasetini eleştirerek 11 Eylül 2007′de İsrail Dışişleri Bakanlığında ilginç bir olay olduFransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in İsrailli meslektaşı Tzipi Livni ile yaptığı basın toplantısında –cephenin dediğine göre-bir gazeteci Fransız Bakana, İsrail’in Suriye hava sahasını ihlal etmesiyle ilgili Fransa’nın tutumunun ne olduğu sorması üzerine İsrail Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in önüne küçük bir not koydu, Kouchner de bunu okudu: “Bu konuyla ilgili Fransa’nın bilgisi bulunmamaktadır“Cephe burada şu yorumu yapıyor: Bernard Kouchner kimin Dışişleri Bakanı? Başka bir deyişle: Bernard Kouchner İsrail’in Dışişleri Bakanı mı oldu?

Popularity: 4% [?]

Çinde etnik vahşet

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 11 - 2009

Cinde vahşet

‘Katliamlar şiddetini artırdı’

Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde sular durulmuyor Dünya Uygur Kongresi Genel Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk Sincan’da Bir tiyatro salonunda 200 cesedin bulunduğunu bildirdi Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de 200 kişilik bir grup protesto gösterisi düzenledi AFP’nin bildirdiğine göre, Hanların yaşadığı mahalleleri ayırmak için polisin kordon altına aldığı yerin yakınlarında toplanan Uygurlar Hanları protesto ettiTaşlı sopalı göstericilerden biri, dün gece 300 kadar Hanın güvenlik kordonunu geçerek evlere saldırdığını ve bir lokantaya zarar verdiğini, hatta 50 yaşındaki bir kişiyi dövdüğünü ve bu yüzden protesto gösterisi düzenlediklerini ileri sürdü *İŞTE VAHŞETİN FOTOĞRAFLARI! ‘ÇİNLİLER, UYGUR TÜRKLERİNİN EVLERİNİ BASIYOR’ Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde başlayan ve Çin resmi rakamlarına göre 150 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların ardından dün akşam bölgede sokağa çıkma yasağı uygulanmıştı Sadece Uygur Türklerine yönelik uygulanan bu yasağı fırsat bilen Han Çinlilerinin Türklerin evlerine baskınlar yaparak katliamlara devam ettiği belirtildi *ÇATIŞMALARDAN KARELER İÇİN TIKLAYINIZ! Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar, bölgeden gelen son haberlerin çok kötü olduğunu söyledi Bölgede yaşayan halkın yurt dışındaki insanlara bir şekilde ulaşarak ‘Türklere yönelik Çin’in başlattığı katliamlar şiddetini artırdı’ bilgilerinin kendilerine ulaştığını belirtti Abdulmecit Avşar, dün gece sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen Çinlilerin, Uygur Türklerinin evlerini basarak katliam gerçekleştirdiği bilgilerinin bizzat olayları yaşayan insanlar tarafından duyurulmaya çalışılarak yardım talepleri olduğunu ifade etti Birlik Başkanı Avşar, uydu telefonundan kendilerini arayan Uygurların, olayların tırmandığını, sokağa çıkma yasağının sadece Uygur Türklerine yönelik uygulandığını söylediklerini belirtti Avşar, “Dün gece Uygur Türklerinin evlerini basan binlerce Çinli, çoluk çocuk, kadın erkek demeden insanları darp etmiş ve onlarca insanın ölümüne sebebiyet vermiştir Önceki gün akşam saatlerinde Urumçi’de de Tumoris Otel basılarak orada da Uygurlar linç edilmiş” diye konuştu Bölgedeki halkla yaptıkları konuşmalarda ilginç bilgilere ulaştıklarını anlatan Avşar, Çinli yetkililerin, televizyonlarda sürekli Uygurların kendilerini savunmak için yaptıkları gösterileri, Uygur Türklerinin adeta Çinlilere saldırıyor şeklinde vermeye çalıştığını ve Çin halkını galeyana getirdiklerini söylediğini aktardı Avşar, “Yaşanan hadiselerden ve katliamdan, televizyonlarda yanlı yayınlar yapan, halkı kışkırtan Çinli yetkililer sorumludur Anlaşılan o ki, sokağa çıkma yasağı sadece göstermelik, daha doğrusu Uygurlara yönelik Amacın Çinli yetkililer tarafından etnik çatışma bahanesiyle, Doğu Türkistan’da soykırım yapmak olduğu o kadar açık ki” şeklinde sözlerini tamamladı ”POLİS 400 UYGURU ÖLDÜRDÜ” Dünya Uygur Kongresi lideri Rabia Kader, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki çatışmalarda 400 Uygurun polis tarafından öldürüldüğünü söyledi Wall Street Journal Asia’ya makale yazan Kader, pazar gecesi Urumçi’de polis ateşi ya da dayağı yüzünden 400 Uygurun öldüğünü savundu Doğu Türkistan’daki Uygur kaynaklarına dayandırdığı makalesinde Kader, olayların başta Kaşgar olmak üzere Sincan’ın başka bölgelerine doğru yayıldığını kaydetti Kader, Çinli yetkililerin Uygurları hedef alan güvenlik önlemlerini de kınadıÇinli yetkililer, olaylarda 156 kişinin öldüğünü, 1080 kişinin yaralandığını 1400′den fazla kişinin gözaltına alındığını açıklamıştı Kader, daha önceki açıklamasında, Çin yönetiminin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki etnik çatışmalardan kendisinin sorumlu olduğu yönündeki suçlamalarını reddetmişti URUMÇİ BELEDİYESİ ŞİDDET OLAYLARININ BİLANÇOSUNU ÇIKARDI Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin Urumçi Belediyesi, 5 Temmuzda çıkan şiddet olayları ve yetkililerin duruma müdahalesiyle ilgili basın toplantısı düzenledi Urumçi Belediye Başkanı Jerla İsamudin, pazar günü başlayan olaylarda pazartesi akşamına kadar 156 kişinin hayatını kaybettiğini, 1080 kişinin yaralandığını söyledi Olaylarda 11′i polis aracı olmak üzere 60 taşıtın, 209 dükkanın ve iki binanın tahrip edildiğini belirten Belediye Başkanı, toplam 56 bin 850 metrekarelik bir alanın da ateşe verildiğini bildirdi Çin Komünist Partisi Urumçi Komitesi Sekreteri Li Cı da belediyenin olaydan sonra özel bir ekip oluşturduğunu, kentte hasar gören altyapı tesislerinin kısa zamanda yeniden hizmete sokulacağını ifade etti DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ ÇİN GANG: “ÖNLEMLER YASAL” Bu arada Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Çin Gang, Urumçi’de patlak veren şiddet olaylarına karşı alınan önlemlerin yasal ve haklı olduğunu vurgulayarak, bu önlemlerin farklı etnik gruplara mensup halk tarafından da desteklendiğini açıkladı Çin Gang, Pekin’de düzenlenen olağan basın toplantısında, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yasaların uygulanmasıyla görevli makamların bazı şüphelileri gözaltına almasının, halkın can ve mal güvenliğini korumayı amaçladığını söyledi Sözcü, hiçbir ülke gibi Çin’in de bu tür sabotaj ve şiddet olaylarına izin veremeyeceğine, aksi takdirde ülkenin hukukla yönetilen bir ülke ve hükümetin sorumlu bir hükümet olamayacağına dikkati çekti ÇİN İSLAM DERNEĞİNDEN KINAMA Öte yandan Çin İslam Derneği Başkanı imam Cın Guangyuen, Urumçi’deki olaylara karışan suçluların eylemlerini şiddetle kınadı Cın, Çin Uluslararası Radyosuna verdiği demeçte, İslam dininin barışçı bir din olduğunu vurgulayarak, 5 Temmuz olaylarının düzenleyicileri ve katılımcılarının İslam dinini temsil edemeyeceğini ve eylemlerinin milli ve dini sorunlarla ilgisi olmadığını söyledi Cın ayrıca, resmi makamların sabotaj faaliyetleriyle mücadele etmek için aldığı etkili önlemleri “kararlılıkla” desteklediklerini kaydetti ÇKP SİNCAN SEKRETERİ: “ASAYİŞ KISA SÜRE İÇİNDE NORMALE DÖNECEK” Çin Komünist Partisi Sincan Uygur Özerk Bölgesi Komitesi Sekreteri Vang Lıçüen de CCTV’de (Çin Merkez Televizyonu) yayımlanan açıklamasında, 5 Temmuz’da Urumçi’de meydana gelen ciddi sabotaj ve şiddet olaylarından sonra durumun kontrol altına alındığını belirtti Vang, Han milliyetinden bazı vatandaşların sokağa dökülmesiyle ilgili olarak, her milliyetten vatandaşa etnik çatışma yaratmak yerine, evine dönerek, asayişin bir an önce sağlanmasına katkıda bulunma çağrısı yaptı AMERİKA’DAKİ UYGUR TÜRKLERİ’NDEN ONE MINUTE YAKARIŞI Çin’in Sincan bölgesinde yaşayan Uygur Türklerine yönelik tedhit eylemleri ABD’nin başkenti Washington’da protesto edildi Çin Büyükelçiliği önünde toplanan Uygurlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan Gazze saldırıları nedeniyle Davos’ta İsrail’e gösterdiği tepkinin benzerini Çin’e de göstermesini istedi Sincan-Uygur bölgesindeki olaylar, Amerika’da yaşayan Uygurlar’ı sokağa döktü Çin Büyükelçiliği’ne yürüyen Uygurlar, attıkları slogan ve taşıdıkları dövizlerle Pekin yönetimini protesto etti “Terörist Çin”, “Özgürlük yoksa barış da yok”, diye slogan atan Uygurlar, Çin’in soykırım işlediğini iddia etti Ardından Çin Büyükelçiliği önünde toplanan Uygurlar, bir süre de burada protestolarını sürdürdü Amerikan Uygur Cemiyeti Başkanı Rabia Kadir, yaptığı açıklamada “Doğu Türkistan’da kardeşlerinin bilinçli ve planlı olarak öldürüldüğünü” belirtti Sürgünde yaşayan ve bir süre de Çin’de hapis yatan Kadir, Çin’in çıkan olayları kendisinin kışkırttığı yönündeki iddiasının gerçiği yansıtmadığını ifade etti Bir an önce akan kanın durdurulmasını isteyen Kadir, yaşananların korkunç boyutlarda olduğunu dile getirdi Amerika’da yaşayan Uygurlar, Başbakan Erdoğan’ın kendilerine sahip çıkmasını istedi Gazze saldırısı sonrası Erdoğan’ın tepkisine atıfta bulunan bir Uygur, “Türk Başbakanı’ndan şunu bekliyorum Filistinliler’e gösterdiği hassasiyeti kendi kardeşleri olan Doğu Türkistanlı kardeşlerimize de göstersin Biz de Türk’üz, biz de Müslüman’ız Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan’dan Çin hükümetine bu 0konudaki itirazlarını bildirmesini istiyoruz” dedi “ÇİN’E DE ONE MINUTE DEYİN” Başka bir Uygur da yine Gazze olaylarını örnek göstererek şöyle konuştu: “Gazze’deki katliam sırasında Yahudiler, kardeşlerimizin kafalarını kesip ağaca asmamıştı Ama Çinliler kardeşlerimizin, küçük kızlarımızın kafalarını kesip ağaca astılar” dedi Aynı Uygur, hükümetten de ikinci bir Davos çıkışı talebini dile getirerek, “Hükümetten beklediğimiz, bize sahip çıksınlar En azından bir bildiri yayınlasınlar Kınasınlar Çin’i durdurmak için Türkiye’nin az da olsa kendisini göstermesini istiyoruz Pek bir şey beklemiyoruz Biliyoruz ki hükümetin başında çok büyük şeyler var Ama yine de hükümetten tepki bekliyoruz Anlayış içinde bekliyoruz hükümeti Bizim başbakanımız, bizim cumhurbaşkanımız olmadığı için Sayın başbakanımızı kendi başbakanımız, cayın Cumhurbaşkanımızı kendi cumhurbaşkanımız biliyoruz Hani Davos’ta ‘One minute’ demiştiniz, şimdi de “One Minute”ı Çinliler’e söyleyin” diye konuştu Gösteri olaysız sona erdi Yayın tarihi: 08 Temmuz 2009 – Çarşamba Web adresi: /Dunya/2009/07/08/katliamlar_siddetini_artirdi Tüm hakları saklıdır Copyright © 2003-2009, TURKUVAZ GAZETE DERGİ BASIM AŞ

Popularity: 4% [?]