<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Haber</title>
	<atom:link href="http://www.beyazrenkler.com/category/haber/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.beyazrenkler.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 Jul 2011 11:24:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Herşey Vatan İçin  &#124; ÖNCE VATAN &#124; Bizi Kim Şehit Etti?.. &#124; 13 eve değil Türkiye&#8217;ye ateş düştü!</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/15/hersey-vatan-icin-once-vatan-bizi-kim-sehit-etti-13-eve-degil-turkiyeye-ates-dustu/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/15/hersey-vatan-icin-once-vatan-bizi-kim-sehit-etti-13-eve-degil-turkiyeye-ates-dustu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jul 2011 11:24:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>BEYAZRENKLER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[http://i.radikal.com.tr/644&#215;385/2011/07/15/fft5_mf765850.Jpeg
Diyarbakır Silvan&#8217;da çıkan çatışmada hayatını kaybeden askerlerin kimlikleri belli oldu. Acı haberi alan aileler ise kahroldu. Diyarbakır&#8217;da şehit askerler için askeri tören düzenlendi
13 eve değil Türkiye&#8217;ye ateş düştü!
Diyarbakır&#8217;daki törende duygusal anlar yaşandı
ANKARA –  14 Temmuz günü PKK ile çıkan çatışmada şehit olan ve hastanelerde yaralı olarak tedavi altına alınan personelin isimleri belli oldu. Genelkurmay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>http://i.radikal.com.tr/644&#215;385/2011/07/15/fft5_mf765850.Jpeg</p>
<p>Diyarbakır Silvan&#8217;da çıkan çatışmada hayatını kaybeden askerlerin kimlikleri belli oldu. Acı haberi alan aileler ise kahroldu. Diyarbakır&#8217;da şehit askerler için askeri tören düzenlendi<br />
13 eve değil Türkiye&#8217;ye ateş düştü!</p>
<p>Diyarbakır&#8217;daki törende duygusal anlar yaşandı</p>
<p>ANKARA –  14 Temmuz günü PKK ile çıkan çatışmada şehit olan ve hastanelerde yaralı olarak tedavi altına alınan personelin isimleri belli oldu. Genelkurmay Başkanlığı tarafından açıklanan listeye göre Şehit personelin isimleri şöyle:</p>
<p>1.Uzm.J.I.Kad.Çvş. Gökhan Yıldırım (2006-709) (Adana/Ceyhan)<br />
2.J.Uzm.Çvş. Mustafa Güney (2009-309) (Adana/Yüreğir)<br />
3.J.Uzm.Onb. Fahrettin Aksu (2009-586) (Hatay/Kırıkhan)<br />
4.J.Komd.Çvş. Mehmet Kaz (Gaziantep/Nizip)<br />
5.J.Komd.Çvş. Emrah Eker (Giresun/Dereli)<br />
6.J.Komd.Çvş. Necmettin Torun (Samsun/Alaçam)<br />
7.J.Komd.Çvş. Ufuk Başarı (Konya)<br />
8.J.Komd.Çvş. Noyan Aydın (Zonguldak/Ereğli)<br />
9.J.Komd.Onb. Aykut Delimehmetoğlu (Bursa /İnegöl)<br />
10.J.Komd.Er. Barış Çiçekdağı (Gaziantep)<br />
11.J.Komd.Er. Vefa Çelik (Ağrı)<br />
12.J.Komd Er. Ethem Okkay (Şanlıurfa/Payamlı)<br />
13.J.Komd.Er. Gökhan Kaplan (Tekirdağ/Şarköy)</p>
<p>Saldırıda yaralanan ve GATA ile Diyarbakır Asker Hastanesi&#8217;nde tedavi altında olan askerlerin isimleri ise şöyle:</p>
<p>Jandarma Uzman Onbaşı Regaip Özdemir (Trabzon/Araklı/İstanbul)(Ağır yaralı GATA)<br />
Jandarma Uzman Onbaşı Erdem Yıldız (Kars/Arpaçay) (Ağır yaralı GATA)<br />
Jandarma Uzman Çavuş Abdulvahap Turan (Adıyaman)<br />
Jandarma Uzman Çavuş Ahmet Önder (Afyon)<br />
Jandarma Uzman Onbaşı Aşkın Özel (Karaman/Burdur)<br />
Jandarma Komando Er Ahmet Eroğlu (Tokat/İstanbul)<br />
Jandarma Komando Er Faruk Kılıç (Şanlıurfa)</p>
<p>EŞİ HAMİLEYDİ<br />
Pusuda şehit olan 13 askerden, 25 yaşındaki Uzman Çavuş Mustafa Güney&#8217;in Adana Yüreğir ilçesi Çelemli beldesindeki evinde yas var.  Babası uzun süre önce vefat eden, 8 kardeşten biri olan Şehit Uzman Çavuş&#8217;un bir yıllık evli ve eşinin hamile olduğu öğrenildi.</p>
<p>6 AYLIK KIZI VARDI<br />
Şehit olan olan Erzincanlı Uzman Jandarma Çavuş Fahrettin Aksu’nun (26) ailesi haberi akşam saatlerinde aldı. Annesi fenalaşarak ambulansla hastaneye kaldırıldı. Aksu’nun 3 yıldır Diyarbakır’da görev yaptığı, bir buçuk yıl önce Hacer Aksu ile evlendiği ve Damla isminde 6 aylık bir kız çocuğu olduğu bildirildi. 4’ü kız toplam 10 kardeşin en küçüğü olan şehit Fahrettin Aksu’nun 2 yıl öncede babasını kaybettiği öğrenildi.</p>
<p>ŞEHİT Mİ OLDU? NÖBETE GİTTİ<br />
24 yaşındaki Er Ufuk Başarı&#8217;nın baba ocağı Konya&#8217;nın Doğanhisar İlçesi&#8217;ne bağlı Başköy Beldesi&#8217;ne ateş düştü.  Tek oğlunun şehit olduğunu duyan baba İsa Başarı ve eşi sinir krizi geçirdi.  Televizyonlarda şehit haberini görünce ailece bir araya geldiklerini anlatan amca Mevlüt Başarı, yeğenine ulaşmaya çalıştıklarını ancak kendilerine acı haberin evlerine gelen komutanla iletildiğini kaydetti.  Telefonla ulaşmaya çalıştıklarında askerlerin kendilerine acı haberi veremediğini dile getiren Başarı, &#8221;Askerler, oğlumuzla telefonla görüşmek istediğimizde sürekli &#8216;nöbete gitti&#8217;, &#8216;yemeğe çıktı&#8217; gibi ifadeler kullanarak acı haberi bizden gizlemeye çalışıyorlardı. Ancak eve komutan geldiğinde her şeyi anladık. Vatan sağolsun&#8221; dedi.</p>
<p>BİRLİĞE GELELİ 2 AY OLMUŞTU<br />
Diyarbakır&#8217;ın Silvan İlçesi kırsalında pusu kuran PKK&#8217;lı teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit olan Er Aykut Delimehmetoğlu&#8217;nun Bursa İnegöl&#8217;deki baba ocağı ateş düştü.  İnegöl Jandarma Bölük Komutanlığı&#8217;ndan bir heyet, beraberinde sağlık ekipleri ile birlikte Er Aykut Delimehmetoğlu&#8217;nun İnegöl Süleymani Mahallesi&#8217;nde oturan aileye acı haberi verdi.</p>
<p>5 aylık asker olan Delimehmetoğlu&#8217;nun 2 ay önce dağıtımının Diyarbakır&#8217;daki pusuya düşürülen birliğe çıktığı belirtildi. Baba Beytullah Delimehmetoğlu ve ailesi çocuklarının şehit haberiyle yıkıldı. Acı haberi duyan yakınları şehit evine taziye ziyaretinde bulundu.</p>
<p>35 GÜN SONRA TERHİS<br />
Jandarma Komando Çavuş Mehmet Kaz&#8217;ın (21), şehit haberini alan yakınları sinir krizi geçirdi.</p>
<p>Şehidin ailesinin İstanbul&#8217;da oturduğu, haberi alan annesi İslim Kaz&#8217;ın Nizip ilçesine geldiği, Hollanda&#8217;da bulunan tır şoförlüğü yapan babası Doğan<br />
Kaz&#8217;ın da oğlunun şehit olduğu haberini aldıktan sonra Türkiye&#8217;ye gelmek için uçakla yola çıktığı öğrenildi.</p>
<p>Jandarma Komando Çavuş Mehmet Kaz&#8217;ın terhisine 35 gün kala şehit olduğu, 3 kız kardeşi bulunduğu ve bekar olduğu belirtildi.</p>
<p>15 GÜN SONRA EDİRNE&#8217;YE GİDECEKTİ<br />
Uzman çavuş Gökhan Yıldırım&#8217;ın (25), şehit haberi Adana&#8217;daki baba evine sabah saatlerinde verildi.  Şehit uzman çavuşun evine Türk bayrağı asılırken, Yüreğir Belediyesi tarafından evin önüne taziye çadırı kuruldu. Baba Yıldırım, oğlunun 5 yıldır görev yaptığını, 1 Ağustos tarihinde de ilişik keserek, Edirne&#8217;de göreve başlayacağını anlattı.  Baba yıldırım son konuşmalarını şöyle anlattı: &#8220;25 Temmuzda izine gelir, 15-20 gün memlekette kaldıktan sonra Edirne&#8217;ye giderim demişti. Onu bekliyorduk. Ancak, dün çatışma haberlerini televizyondan takip ettik. Sabaha kadar aradık, ancak bir türlü telefonları cevap vermedi. Endişelerimiz arttı. Bugün sabah namazının ardından da askerler gelerek acı haberi verdi. Vatan sağ olsun. Yapacağımız bir şey yok. Hepimiz o yolun yolcusuyuz.&#8221;</p>
<p>Anne Yıldız Yıldırım ise &#8221;Komşular sizi oğlumun, delikanlımın düğününe çağıracaktım, şimdi cenazesine çağırıyorum. Yiğidim niye acele ettin, daha düğününü yapacaktık, damatlıkla görecektim seni&#8230; &#8216;Annem 10 gün sonra yanındayım&#8217; demiştin böyle mi yanıma gelecektin&#8221; diye konuştu.</p>
<p>&#8220;OPERASYONA ÇIKIYORUZ&#8221;<br />
Jandarma Komando er Barış Çiçekdağı&#8217;nın ailesine acı haberi, sabah askeri yetkililer verdi. Sokağın girişine dev bir Türk Bayrağı asılırken, sokaktaki diğer evler de Türk Bayrakları ile donatıldı. Acılı ailenin evinin önüne Şahinbey Belediyesi tarafından taziye çadırı kuruldu.  Yaşananların son olmasını istediklerini ifade eden baba Halil Çiçekdağı, &#8221;Vatan sağ olsun, başka bir şey diyemiyoruz&#8221; dedi. Halil Çiçekdağı, şehit olan Barış Çiçekdağı&#8217;nın en büyük oğlu olduğunu, onun dışında bir kızı ve bir oğlu daha olduğunu söyledi. Barış&#8217;ın askerlikte 4 ayını bitirdiğini, kendisiyle iki gün önce telefonla görüştüklerini belirten Halil Çiçekdağı, &#8221;Operasyona çıkacaklarını söylemişti. Kader ne diyeyim&#8230; Ne diyeyim yiğidime, ne diyeyim yavruma, ne diyeyim&#8221; diye gözyaşı döktü.</p>
<p>&#8220;YAVRUM KAYBOLDU&#8221;<br />
Komando Piyade Çavuş Noyan Aydın&#8217;ın (24) Zonguldak&#8217;ın Ereğli ilçesine bağlı Dedeler köyündeki evi yasa boğuldu.  İki yıllık üniversite mezunu, askere gitmeden önce bilgisayar teknik servisinde çalışan, babası İsmail Noyan&#8217;ın 1989&#8242;da inşaat işçiliği yaptığı zaman geçirdiği kaza sonucu yaşamını yitirdiğinde 6 aylık olduğu bildirilen şehidin annesi Ayşe ile kardeşlerinden Türkan, sinir krizi geçirdi. Acılı anne ve kız kardeşe sağlık görevlileri müdahale etti. Şehidin diğer kardeşi Abu Dabi&#8217;de çalıştığı bildirilen Orhan&#8217;ın da acı haberi alır almaz memleketine gelmek üzeri yola çıktığı öğrenildi.  Şehit çavuşun 7 aylık asker olduğu ve Bilecik&#8217;teki acemi birliğinden sonra Diyarbakır&#8217;a gönderildiği öğrenildi.  Evin bahçesinde taziyeleri kabul eden anne Ayşe, &#8221;Yavrum kayboldu. İki dalım bölündü. Nasıl canını verdin o memlekette biricik yavrum. Bir taneydin<br />
kayboldun&#8221; sözlerini haykırarak tekrarlayıp ağlıyor.</p>
<p>KIZKARDEŞİ KANSER TEDAVİSİ GÖRÜYOR<br />
Diyarbakır&#8217;ın Silvan İlçesi&#8217;nde teröristler tarafından şehit edilen 13 askerden 20 yaşındaki Jandarma er Vefa Çelik&#8217;in Ağrı&#8217;daki evinde, acı haberle birlikte ateş düştü.  Ağrı&#8217;nın 100&#8242;üncü Yıl Mahallesinde oturan Hüsna-Numan Çelik&#8217;in 8 çocuğundan biri olan Vefa Çelik, dört ay önce vatani görevini yapmak için uğurlanmıştı. Acı haber aileye Askerlik Şubesi Başkanlığı tarafından bildirildi. Oğlu Vefa&#8217;nın şehit olduğu haberini alan anne Hüsna Çelik, fenalık geçirdi. Kocası Numan Çelik&#8217;in kanser olan kızının tedavisi için Ankara&#8217;da bulunduğunu belirten Hüsna Çelik, evlerinin önünde bekletilen ambulansa alındı ve sakinleştirici verildi.</p>
<p>DİYARBAKIR&#8217;DA BÜYÜK OPERASYON<br />
Diyarbakır&#8217;ın Silvan ilçesinde 13 askerin şehit olmasının ardından başlatılan, hava destekli operasyon devam ediyor.  Silvan&#8217;ın Bayrambaşı Beldesi Dolapdere Köyü kırsal kesiminde arazi arama tarama faaliyeti yürüten güvenlik güçleri ile PKK&#8217;lılar arasında çıkan ve 13 askerin şehit, 6 askerin de yaralandığı hain saldırı sonrası operasyonlar yoğunlaştırıldı. Özellikle Silvan, Hazro ve Kulp üçgeninde yoğunlaştırılan operasyona bölgeyi iyi tanıyan köy korucuları da operasyona katılıyor.  (ANKA, AA)</p>
<p>http://www.beyazrenkler.com/forum/index.php/topic,16707.msg18047/topicseen.html#msg18047</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=158&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/15/hersey-vatan-icin-once-vatan-bizi-kim-sehit-etti-13-eve-degil-turkiyeye-ates-dustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zevahiri, selefi Bin Ladin&#8217;den daha zeki..CİHAD EL HAZİN-Londra’da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/zevahiri-selefi-bin-ladinden-daha-zeki-cihad-el-hazin-londra%e2%80%99da-arapca-yayimlanan-hayat-gazetesi/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/zevahiri-selefi-bin-ladinden-daha-zeki-cihad-el-hazin-londra%e2%80%99da-arapca-yayimlanan-hayat-gazetesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 11:24:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>BEYAZRENKLER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[Zevahiri, selefi Bin Ladin&#8217;den daha zeki..CİHAD EL HAZİN
 Usame Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra, Kaide terör örgütünün yeni lideri Eymen Zevahiri oldu.
Usame Bin Ladin öldürüldüğü zaman bazı Arap siyasi partileri ve örgütlerinin liderleri, onu direnişçi ve şehit olarak nitelemişti. Ladin bir terörist; örgütün askeri komutasının seçtiği halefi Eymen Zevahiri de başka bir terörist. Hatta belki de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zevahiri, selefi Bin Ladin&#8217;den daha zeki..CİHAD EL HAZİN</p>
<p> Usame Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra, Kaide terör örgütünün yeni lideri Eymen Zevahiri oldu.</p>
<p>Usame Bin Ladin öldürüldüğü zaman bazı Arap siyasi partileri ve örgütlerinin liderleri, onu direnişçi ve şehit olarak nitelemişti. Ladin bir terörist; örgütün askeri komutasının seçtiği halefi Eymen Zevahiri de başka bir terörist. Hatta belki de teröre başvurmakta ve aynı yolda yürümekte, selefinden daha fazla hazır ve daha eskidir. Bin Ladin, Afganistan’da Sovyetler’e karşı mücahit olarak başlamıştı. O zamanlar amacı, yabancı güçleri Arap Yarımadası’ndan çıkarmaktı. Sonra herkese karşı eylem yapınca teröriste dönüştü. Aslında Kaide eylemleri, ‘Yahudi ve Hıristiyanlardan’ daha çok Müslüman öldürdü.</p>
<p>Mısır gençliğine uysalar&#8230; </p>
<p> Zevahiri, insanlar adını ilk kez duyduğundan bu yana teröristti. Enver Sedat suikastından sonra tutuklanmış ve üç yıl hapis yatmıştı, ancak esas suçlama silah taşımasıyla alakalıydı. Çünkü soruşturmayı yürütenler, Sedat suikastındaki ilişkisini ispatlayamadı. Cezaevinden çıktı ve Mısır ekonomisinin direği yabancı turistleri hedef alan Cihat örgütü kanalıyla Mısır’da teröre başvurdu. Sonra Mısır’ı terk etti ve 1998’de Ladin’in yanında yer aldı. O yıl Tanzanya ve Nairobi’deki ABD büyükelçilikleri patlamalarının sorumlusu olmakla suçlandı. Zevahiri Mısır’da turistleri öldürme eylemleri düzenlerken, turistlerin fuhuş ve AİDS’i yaymak amacıyla geldiklerini iddia ediyordu. Bir tur otobüsandeki emekli olmuş ve içlerinden birinin yetmiş yaşını aşmış Yunan turistleri öldürürken bile gerekçesi buydu; ki Yunanistan daima Mısır’ın yanında yer almıştı.</p>
<p>Her ülkedeki ve özellikle Mısır’daki Arap devrimlerinin sebepleri biliniyor. Kaide ve benzer terör örgütleriyle tek ilişkisi, terörün varlık sebebini ortadan kaldırması. Mısır gençleri, barışçıl araçlarla değişimi yönetebileceklerini ispatladılar. Müslümanlarla birlikte yabancıları öldürmeye, Zevahiri’nin terörü meşrulaştırmak için her gün yaptığı gibi, yüzsüzce yalanlar söylemeye gerek duymadılar. Kaide’ye para ve silahla destek olanlara diyorum ki; Kaide’nin düşmanlarının kaç katı Müslüman öldürdüklerini, Irak ve diğer ülkelerde Müslümanlar arasında iç savaşı patlattıkları suçlamasını inkâr edemeyecekler. Zevahiri gibi teröristlere değil de Mısır gençlerine uysalar, vatanlarına daha iyi hizmet etmiş olurlardı.</p>
<p>Kolay kolay avlanmayacak </p>
<p> Gençlerin devrimleriyle birlikte Kaide, amaçlarını tüketti ve kullanma süresi sona erdi. Yalnız Zevahiri, profesyonel bir terörist ve eylemleri organize etmekte Bin Ladin’den daha fazla kapasitesi var. Örgütün Afganistan ve Pakistan’da büyük destek aldığı, Arap Yarımadası ve Körfez’de sempati gördüğü, sürekli olarak mali destek aldığı inkâr edilemez. İlgili ülkeler, bu desteği durdurmak için araçlar bulmalı. </p>
<p>Terörü bitirmenin ilk ve temel adımı bu.</p>
<p>Zevahiri’nin Bin Ladin’in karizmasına ihtiyaç duyması sebebiyle büyük bir eylem veya son aylarda aldığı ağır darbelerden sonra, örgüte hayat verecek eylemler yapması uzak değildir. Zevahiri, selefinden daha zeki ve terörde daha usta. Bu nedenle avlanması zor olacak. Amerikalılar onu eşleri, hizmetçileri ve ziyaretçileriyle büyük bir evde bulamayacaktır. </p>
<p>(Londra’da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 18 Haziran 2011)</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=147&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/zevahiri-selefi-bin-ladinden-daha-zeki-cihad-el-hazin-londra%e2%80%99da-arapca-yayimlanan-hayat-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;den özür dilemek İsrail&#8217;in çıkarına olacak- Dünya Basını-World Newspapers &#124; Dünya Basını &#124; Asya Basını &#124; İsrail Basını-ZVI BARiEL.. Haaretz Daily Newspaper Israel, Israeli News Source</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/turkiyeden-ozur-dilemek-israilin-cikarina-olacak-dunya-basini-world-newspapers-dunya-basini-asya-basini-israil-basini-zvi-bariel-haaretz-daily-newspaper-israel-israeli-news-source/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/turkiyeden-ozur-dilemek-israilin-cikarina-olacak-dunya-basini-world-newspapers-dunya-basini-asya-basini-israil-basini-zvi-bariel-haaretz-daily-newspaper-israel-israeli-news-source/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 11:19:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>BEYAZRENKLER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Basını]]></category>
		<category><![CDATA[Haaretz Daily Newspaper Israel]]></category>
		<category><![CDATA[Israeli News Source]]></category>
		<category><![CDATA[ZVI BARiEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[Ortadoğu kaleydoskobu, bir kez daha 180 derece dönerek yeni bir resim ortaya çıkarıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Türk muadili Tayyip Erdoğan’a partisinin seçim zaferi vesilesiyle gönderdiği kutlama mektubu, bunun veçhelerinden biri. Geçen yıl boyunca ve son haftalarda dozu giderek artan biçimde İsrail ve Türkiye’den iyiniyet elçileri, iki ülke arasındaki ilişkileri onarmaya çalışıyor. 
Suriye’deki olaylar da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu kaleydoskobu, bir kez daha 180 derece dönerek yeni bir resim ortaya çıkarıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Türk muadili Tayyip Erdoğan’a partisinin seçim zaferi vesilesiyle gönderdiği kutlama mektubu, bunun veçhelerinden biri. Geçen yıl boyunca ve son haftalarda dozu giderek artan biçimde İsrail ve Türkiye’den iyiniyet elçileri, iki ülke arasındaki ilişkileri onarmaya çalışıyor. </p>
<p>Suriye’deki olaylar da söz konusu çabaya katkıda bulundu, zira bu nedenle Türkiye’yle Suriye arasındaki ilişkiler ciddi biçimde soğudu ve Türk Dışişleri Bakanlığı’yla Başbakanlığı, ülkenin bölgedeki politikaları açısından yeni hesaplar yapmaya başladı.<br />
Türkiye, insani yardım kuruluşu IHH’ye, dikkatlerin Suriye’den başka yöne kaymasını önlemek için Gazze’ye yeni yardım filosuna katılmaması ‘tavsiyesinde bulunarak’, bir başka önemli adım attı. Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a artık ‘can dostum’ demiyor ve Suriye’deki göstericilerin acımasızca ezilmesini ‘barbarlık’ olarak niteliyor. </p>
<p>Ve Esad’ın devrilmesini talep etmiyor olsa da Suriye rejiminin sonunun geldiğine inanıyor. Haaretz’e konuşan üst düzey bir Türk yetkili, “Suriye, sadece Türkiye’ye karşı bir tehdit haline gelmiyor. Suriye, Kürt azınlığa da saldırmaya karar verirse, çok ciddi bir sorunla karşılaşabiliriz” diyor. </p>
<p>‘Sıfır sorun’un başarısızlığı</p>
<p>Son iki yılda Türkiye’yle ekonomik ilişkiler geliştiren İran da Türk medyasında Suriyelilerin öldürülmesinin faal işbirlikçisi olarak niteleniyor ve Türkiye, komşularıyla ‘sıfır sorun’ politikasını uygulama arzusunun başarısızlığını idrak ediyor. Türkiye İran, Irak ve Suriye’yle yeni bir Ortadoğu politikasını destekleyebilecek stratejik bir eksen oluşturmayı istediyse bile, bu ortakların birer hayal kırıklığı olduğunu fark ediyor. Irak hükümeti dağılmanın eşiğinde; İran’da cumhurbaşkanıyla (ruhani lider Ali Hameney’in de dahil olduğu) karşıtları arasında bir siyasi savaş hüküm sürüyor, Suriye Erdoğan’ın krizi sona erdirme girişimlerini kaba biçimde geri çeviriyor. Perşembe günü, Türkiye’ye kaçan Suriye vatandaşlarının geçtiği sınırın Suriye tarafındaki Türk bayrağı yarıya indirildi.</p>
<p>Daha iyi bir Ortadoğu yönündeki büyük planlarından Ankara’ya tek kalan, Filistin içinde yaşanan ihtilaf. Çarşamba günü Türkiye, birer gün arayla Hamas lideri Halid Meşal ve Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’ı ağırladı, fakat Türkiye’nin gruplar arasındaki anlaşmazlıkları çözüp yeni bir Filistin hükümeti kurulmasına yardımcı olup olamayacağı meçhul. </p>
<p>İsrail Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık’taki birçok insan, Türkiye’nin durumu karşısında ellerini ovuşturuyor. Üst düzey bir dışişleri yetkilisinin şunu dediğini bizzat duydum: “Erdoğan seçimleri kazanmış olabilir, fakat dünyada darmadağın olmuş durumda.” Gerçek bir sevinç sebebi.</p>
<p><strong>Fakat Türkiye, sabun köpüğü değil. </strong></p>
<p>Eğer dış politikayı yürütmek bir başarı testiyse, Ortadoğu’daki krizleri çözmeyi beceremeyen ve Afganistan’dan arkasında kaos bırakarak çekilmeye hazırlanan ABD’den daha başarısız olduğu söylenemez. Giderek bozulan küresel statüsünün kaygan zemini üzerinde art arda darbeler yiyip sendeleyen İsrail’in de başka ülkeleri dış politika üzerinden yargılayacak son ülke olduğu muhakkak. Türkiye, en azından inisiyatif alıyor.</p>
<p>Ve İsrail, Gazze’deki başarısız politikasına ve son Gazze filosuna yönelik trajik muamelesine rağmen, en azından Türkiye’yle iyi ilişkilerini, Ankara İran’la ilişkiler kurarken bile, güçlendirebilirdi. Türkiye’nin hiçbir ülkenin İsrail’le ilişkilerini kesmesi yönünde baskı yapmasına izin vermediği hatırlanmalı. Şimdi bile kaleydoskobu nasıl okuyacağını biliyor ve kendisini doğru tarafta konumlandırıyor. </p>
<p>Kırılan parçalar toplanmalı<br />
Türkiye’yle ilgili cılız sondajlar yapmak yerine, ciddi bir adım atmanın ve kırılan parçaları toplamanın tam zamanı. Türkiye vatandaşlarını öldürdüğü için özür dilemek, İsrail için dünyanın sonu olmayacak. Özür, suçu kabul etmek anlamına gelmez –neticede İsrail’de bile söz konusu askeri operasyonun doğruluğuna dair farklı fikirler var.</p>
<p>Mavi Marmara’daki olayları araştıran ortak BM komisyonu, iki haftaya kadar raporunu açıklayacak. Türk temsilci Özdem Sanberk ve İsrailli temsilci Yosef Ciechanover, iki ülkenin tekrar bağlantı kurmasına imkân verecek adil ve esnek bir rapor ortaya çıkması için ellerinden geleni yapıyor. Raporu beklemeye gerek yok. İsrail’in bu konuda kamuoyuna bir açıklama yapması mümkün ve tavsiye edilir. Kabahat daha sonra tartışılabilir. </p>
<p>(26 Haziran 2011)</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=145&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/turkiyeden-ozur-dilemek-israilin-cikarina-olacak-dunya-basini-world-newspapers-dunya-basini-asya-basini-israil-basini-zvi-bariel-haaretz-daily-newspaper-israel-israeli-news-source/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Irak halkının söz hakkı yok</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/27/irak-halkinin-soz-hakki-yok/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/27/irak-halkinin-soz-hakki-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2010 19:45:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>BEYAZRENKLER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[
Irak’a komşu ülkeler Bağdat’tan  yeni siyasetçilerinden ne istiyor? ABD, kendisinin askeri ve siyasi desteğiyle iktidara gelen bu siyasilerden ne istiyor? Bu ülkelerin çıkarları nerede buluşuyor ve nerede ayrılıyor?
Bugün Irak’ta gündemde olan bu soruların hepsi de en önemli meseleyi dışarıda tutuyor: Yabancı güçlerin yaptığı anlaşmalarla araya getirilen Irak hükümetinden, bizzat Iraklıların kendileri ne istiyor? Iraklılar bugün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: bold; font-style: inherit; font-size: 14px; font-family: Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 20px; clear: left; padding: 0px; border: 0px initial initial;"><img class="aligncenter" title="kuvetyr" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2010/10/26/fft5_mf577811.Jpeg" alt="" width="70" height="20" /></p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 14px; font-family: Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 20px; clear: left; padding: 0px; border: 0px initial initial;">Irak’a komşu ülkeler Bağdat’tan <a name="aspx1"></a> yeni siyasetçilerinden ne istiyor? ABD, kendisinin askeri ve siyasi desteğiyle iktidara gelen bu siyasilerden ne istiyor? Bu ülkelerin çıkarları nerede buluşuyor ve nerede ayrılıyor?<br />
Bugün Irak’ta gündemde olan bu soruların hepsi de en önemli meseleyi dışarıda tutuyor: Yabancı güçlerin yaptığı anlaşmalarla<a name="aspx1"></a> araya getirilen Irak hükümetinden, bizzat Iraklıların kendileri ne istiyor? Iraklılar bugün iradeleri olmayan gruplardan ibaret. Seçimler sırasında rollerini yerine getiriyorlar ve sonra kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan bir oyunu izlemek için evlerinin yolunu tutuyorlar.<br />
Şu an dış güçler, kendi aralarında koordinasyon kurmuş olmasalar da Irak’ta şartların sakinleşmesi gerektiği konusunda hemfikir. Mısır ve Ürdün, Başbakan Nuri el Maliki’den herkesin katıldığı bir hükümet kurmasını talep etti. Suriye ve Türkiye’den de benzer söylemler duyuldu. Fakat Türkler ve Suriyeliler buna ek olarak Kürtlerin taleplerine karşılık verilmemesi için uyarıda da bulundu. Zira bu iki ülke Kürtlerin devletlerini derinleştirmesini ve Irak’ın komşuları için bir tehlike oluşturmasını istemiyor. İran’da da Maliki’ye destek verildiği açık; Tahran Mukteda Sadr’ı Maliki’yi desteklemeye ikna etmek için Şii liderle yakınlığını kullandı.</p>
<p><strong>Lübnan’a benzeyebilir </strong><br />
ABD’nin de, Irak’ın komşularının talepleriyle fazla çelişmeyen bir çözümü vardı. Washington, Irak’ın bölünmesi projesinin sahibi olan Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı birçok kez Bağdat’a gönderdi. Biden, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin yetkilerinin genişletilmesi ve Allavi’nin geniş yetkilerle bu konseyin başına getirilmesi karşılığında Maliki’nin başbakan olmasını önerdi. Yani Washington da Irak’ta ulusal ortaklık hükümetini destekliyor. Maliki’nin de Allavi’nin de ABD’yle iyi ilişkileri var. Maliki Washington’la stratejik güvenlik anlaşması imzalamıştı. Allavi de ABD’nin ‘sivil’ valisi Paul Bremer’in döneminde başbakandı. Kendisi laik ve liberal olarak niteleniyor.<br />
Irak’ta nihayet bir hükümet kurulacak ve katkıda bulunan her ülkenin bu hükümette bir payı olacak. Belki de bu ülkelerin her biri, Lübnan’daki gibi siyaseti tıkayan üçte birlik paylara sahip olacak. Gerçekten de Lübnan Ortadoğu’da demokrasi için eşsiz bir model değil mi? (Londra’da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 23 Ekim 2010)</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=130&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/27/irak-halkinin-soz-hakki-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin ulusal füze projesi de masada</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/16/turkiye%e2%80%99nin-ulusal-fuze-projesi-de-masada/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/16/turkiye%e2%80%99nin-ulusal-fuze-projesi-de-masada/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Oct 2010 17:59:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=126</guid>
		<description><![CDATA[ABD’nin önderliğinde geliştirilen ve NATO ittifakının, kasım ayında onaylaması beklenen, ‘Füze Kalkanı Projesi’, Ankara’yı, yakın müttefikleri ABD ve İran’ın arasında bıraktı. Ankara, hem NATO ve ABD’nin önerilerini geri çevirmeyeceği hem de İran ya da bir başka ülkenin hedefi haline gelmeyeceği ince bir pazarlık yürütüyor.
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün, dün yaptığı açıklama ise, Türkiye’nin ulusal füze [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’nin önderliğinde geliştirilen ve NATO ittifakının, kasım ayında onaylaması beklenen, ‘Füze Kalkanı Projesi’, Ankara’yı, yakın müttefikleri ABD ve İran’ın arasında bıraktı. Ankara, hem NATO ve ABD’nin önerilerini geri çevirmeyeceği hem de İran ya da bir başka ülkenin hedefi haline gelmeyeceği ince bir pazarlık yürütüyor.</p>
<p>Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün, dün yaptığı açıklama ise, Türkiye’nin ulusal füze sistemi projesini, NATO’nun ‘Füze Kalkanı Projesi’ pazarlıklarına dahil ettiğini ortaya koydu.</p>
<p>Gönül, dün gazetecilerin soruları üzerine, Türkiye’nin projeyle ilgili önem verdiği hususlardan birinin de, “Mevcut füze sistemini nasıl etkileyeceği, maliyet bakımından nasıl fayda sağlayacağı” olduğunu söyledi.</p>
<h4>Türkiye’nin ulusal füze sistemi</h4>
<p>İhale süreci devam eden projeye göre Türkiye, 4 milyar dolar olarak hesaplanan 12 uzun menzilli hava savunma füze sistemi satın almak istiyor. Bu ihalede Çin, Fransız ve Rus firmalarının yanı sıra Amerikan Lockheed Martin ve Raytheon firmaları, Patriot 2 ve Patriot 3 füzelerinin karışımı bir sistemle yarışıyor. Türkiye Füze Kalkanı çerçevesinde radarların topraklarında konuşlanmasına izin verirse, ulusal füze sistemi projesinin maliyeti de düşebilecek. Füze Kalkanı sisteminin Türkiye’nin de aralarında olduğu bazı Avrupa ülkelerine yerleştirilmesi maliyetinin önemli bir bölümünü ABD karşılayacak. NATO ülkelerinin sisteme bağlanmasının maliyeti 10 yılda ödenmek üzere yaklaşık 200 milyon dolar olarak hesaplanıyor.</p>
<h4>Türkiye kilit konumda</h4>
<p>İttifakta kararlar oybirliğiyle alındığı için Türkiye’nin getirdiği önerilerin kabul edilmemesi Füze Kalkanı Projesi’nin uygulanmasını zorlaştırabilecek. Bu nedenle de Türkiye, ittifakın Füze Kalkanı Projesi’ni de içine alan yeni konseptinin kabulünde kilit rol oynuyor. Diğer yandan Türkiye’nin İran’ı karşısına almayacak formülü de ittifaka kabul ettirmesi gerekiyor.</p>
<h4>Rusya ikna edilmedi</h4>
<p>Önceki gün Brüksel’de yapılan NATO zirvesi sırasında Vecdi Gönül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Amerikalı mevkidaşları Robert Gates ve Hillary Clinton’la görüşerek, Ankara’nın Füze Kalkanı Projesi çerçevesinde radarlara ev sahipliği yapması üzerinde durdular. Çözülemeyen tek sorun olarak radarların nereye yerleştirileceği konusu kaldı. Türkiye projeye dahil olmazsa, ABD’nin radarları yerleştirmeyi düşündüğü alternatif ülkelerden biri de Bulgaristan.</p>
<p>Diğer yandan NATO, Füze Kalkanı Projesi’ne davet ettiği Rusya’dan henüz bir yanıt almadı.</p>
<p>Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, dün gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Füze Kalkanı Projesi’yle ilgili konunun karşılıklı müzakere edildiğini belirterek, “Bunu çekince şeklinde değil, müzakerenin şartları olarak mütalaa etmek lazım” dedi. Vecdi Gönül, Füze Kalkanı Projesi’nin Türkiye’ye kurulup kurulmayacağının henüz belli olmadığını belirterek, NATO’nun hiçbir ülkeyi hedef alan bir teşkilat olmadığını söyledi.</p>
<h4>Güneydoğu’yu içersin</h4>
<p>Diplomatik kaynaklara göre Türkiye, Füze Kalkanı Projesi’nde, tehdit olarak algılanan ülkelerin ne ölçüde bu kapsama girdiğinin de net bir şekilde ortaya konmasını istiyor. Türkiye ancak koşullarının yerine getirilmesi halinde NATO bünyesinde kurulmak istenen sisteme sıcak bakıyor.</p>
<p>Diğer yandan Türkiye’nin NATO’dan, anti balistik füze sisteminin İran ile sınırının olduğu Güneydoğu bölgesini kapsaması için de güvence istediği belirtiliyor.</p>
<h3 style="font-size: 13pt; color: #000000; text-align: left;"><span style="text-decoration: underline;">Gönül: İsrail odası yok</span></h3>
<p>Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda, TSK personelinin Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmasına ilişkin protokol imza töreninin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.</p>
<p>Bir gazetecinin Yüksek Askerî Şûra’da ihraç edilen bin 700 askerin uyum yasası beklediğini ifade ederek, bu konu ile ilgili Milli Savunma Bakanlığı’nın bir çalışma yapıp yapmadığını sorması üzerine Gönül, uyum yasalarının Başbakanlıkça hazırlandığını, kendilerinin de katkıda bulunduğunu belirtti.</p>
<h4>Tek tip askerlik</h4>
<p>Tek tip askerlik konusundaki soru üzerine de Gönül, bu konudaki çalışmaların devam ettiğini bildirdi. Gönül, konuyla ilgili Genelkurmay Başkanlığınca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verilecek brifingin tarihinin belli olup olmadığı sorusuna da Genelkurmay’ın Başbakan’a müsait olduğunda brifingi arz edeceği yanıtını verdi.</p>
<h4>İsrail odası</h4>
<p>Bir milletvekilinin, Genelkurmay’da “İsrail odası” olduğu konusunda bir sorusu bulunduğunu da hatırlatan Gönül, Genelkurmay’da “İsrail odası” diye bir oda bulunmadığını kaydetti.</p>
<p>Milli Savunma Bakanı Gönül, “Genelkurmay’ın İsrail ile ilgili herhangi bir elektronik istihbarat, herhangi bir özel, tek İsrail’e mahsus teşkilatı da yoktur. Vaktiyle bunlar gizlilik taşıyan bilgiler olduğu için kısa cevap verilmişti. Şimdi bunu açıkça söylemekte fayda görüyorum” dedi.</p>
<h3 style="font-size: 13pt; color: #000000; text-align: left;"><span style="text-decoration: underline;">ABD: Türkiye’ye baskı yapmadık</span></h3>
<p>ABD Savunma Bakanı Robert Gates, ABD’nin Avrupa’ya kurmayı planladığı füze savunma sistemi için Türkiye’ye baskı yapmadıklarını ve bu konuyu görüşmeye devam ettiklerini söyledi.</p>
<p>Gates, NATO dışişleri ve savunma bakanları toplantısının ardından bir gazetecinin konuyla ilgili sorusu üzerine Türk meslektaşlarıyla füze savunması dahil birçok konuyu tartıştıklarını belirtti.</p>
<p>Gates, “Bu konuda (Füze savunması sistemi) Türklere baskı uygulamadığımızı, müttefiklerimizden biriyle devam eden görüşmeler yaptığımızı söyleyebilirim” dedi.</p>
<p>NATO’nun 19-20 Kasım’daki Lizbon zirvesinde onaylanacak yeni stratejik konseptinin de ele alındığı söz konusu görüşmede, bu konuda iki ülke arasındaki diyalogun sürmesinin faydalı olacağı kabul edildi. Yaklaşık yarım saat süren 4’lü görüşmede Irak, Lübnan ve Balkanlar’daki son gelişmeler de ele alındı.</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=126&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/16/turkiye%e2%80%99nin-ulusal-fuze-projesi-de-masada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sana ne? / Ahmet Altan</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/16/sana-ne-ahmet-altan/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/16/sana-ne-ahmet-altan/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Oct 2010 17:21:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[Galiba beni en çok öfkelendiren tavır, güçlülerin güçsüzler karşısındaki o aldırmaz ve insafsız küstahlığı.
Kılıçdaroğlu’nun, Hürriyet gazetesinde Fatih Çekirge’yle yapmış olduğu konuşmayı okuduğumda da aynı öfkeyi hissettim.
Başörtüsü ile türbanın farkını anlatıyordu.
Saçı tümden örterse “türban” olurmuş, saçın bir kısmı gözükürse “başörtüsü” olurmuş falan filan&#8230;
Bu adam altmış yaşını geçmiş.
Koskoca bir partinin başkanı olmuş.
Zihinsel gündemini bu laflar mı oluşturur böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Galiba beni en çok öfkelendiren tavır, güçlülerin güçsüzler karşısındaki o aldırmaz ve insafsız küstahlığı.</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun, <em>Hürriyet</em> gazetesinde Fatih Çekirge’yle yapmış olduğu konuşmayı okuduğumda da aynı öfkeyi hissettim.</p>
<p>Başörtüsü ile türbanın farkını anlatıyordu.</p>
<p>Saçı tümden örterse “türban” olurmuş, saçın bir kısmı gözükürse “başörtüsü” olurmuş falan filan&#8230;</p>
<p>Bu adam altmış yaşını geçmiş.</p>
<p>Koskoca bir partinin başkanı olmuş.</p>
<p>Zihinsel gündemini bu laflar mı oluşturur böyle birinin?</p>
<p>Çekirge diyor ki, Anayasa tartışmalarını bu fark belirleyecekmiş.</p>
<p>Yani, üniversiteye giden kızın saçı gözükecek mi gözükmeyecek mi?</p>
<p>Buna öfkelenmemek mümkün mü?</p>
<p>Sana ne kardeşim?</p>
<p>İster saçını açar, ister açmaz, sana ne?</p>
<p>İnsanların saçına başına karışma hakkını kim kime verebilir?</p>
<p>Orduna, polisine, mahkemene, anayasana, her neyineyse işte, ona güvenip insanların yaşama biçimine karışmaktan, onlara müdahale etmekten, “şunu giyemezsin, bunu yapamazsın” demekten daha zorba, daha küstah bir tavır olabilir mi?</p>
<p>Bu nasıl bir küstahlık?</p>
<p>Yeryüzünün her yanında üniversiteler dünyanın en özgür yeridir, gençler istedikleri gibi giyinirler, istedikleri gibi fikirlerini söylerler, partiler yaparlar, üniversite kampusunun etrafındaki lokantalarda canları isterse içki içerler, evlerinde, odalarında sevişirler, ibadet ederler, en saçma konuları bile istedikleri gibi tartışırlar, kızlar isterlerse şortlarını giyer sabah koşularına çıkar, isterlerse başlarını bağlar ibadethaneye giderler.</p>
<p>Onların nasıl yaşadığıyla, nasıl giyindiğiyle, nasıl düşündüğüyle ilgilenmez kimse.</p>
<p>Onların nasıl çalıştığıyla, derslerini ne kadar bildiğiyle, ne kadar yaratıcı olduğuyla ilgilenir hocalar.</p>
<p>Üniversitelerde çocukların özgürlüklerine müdahale etmezler, aksine onlara özgürlüğü öğretirler, özgürce düşünebilmelerini sağlarlar, özgürlüğün kapısını ardına kadar açarlar.</p>
<p>Onların zihinsel gelişmeleri ve özgürlükleri engellenmesin diye hocalar onların en saçma fikirlerini bile ciddiyetle dinler, zaman zaman zirzopluklarına gülüp geçerler.</p>
<p>Üniversite öyle bir yerdir.</p>
<p>Çocukların nasıl giyindiklerine karışılan bir yer değildir.</p>
<p>“Dediğimi yapmazsan seni burada okutmam” diyerek zorbalık yapılan bir yerden özgür düşünceli insanlar çıkabilir mi?</p>
<p>Burası zorba bir ülke.</p>
<p>Küstah bir yönetim var burada.</p>
<p>Herkese, her şeye karışıyorlar.</p>
<p>Sadece üniversiteli kızların başörtüsüne değil, Alevi çocukların derslerine, Kürtlerin anadiline, dindarların ibadetine de karışıyorlar.</p>
<p>Her şeyi devlet kendi belirlemek istiyor.</p>
<p>Zorbalık budur işte.</p>
<p>Küstahlık budur.</p>
<p>Halkın hiçbir kesimi bu ülkede özgür değildir.</p>
<p>Devleti yönetenler her türlü saçmalığı yapabilirler buna karşılık.</p>
<p>Arapça “seçmeli ders” olabilir ama Kürtçe seçmeli ders olamaz.</p>
<p>Niye?</p>
<p>Başörtülü kız üniversiteye giremez.</p>
<p>Niye?</p>
<p>Alevi’nin ibadethanesine ibadethane denilemez.</p>
<p>Niye?</p>
<p>Yasaklar devletin içinde olmalı, devlet görevlilerinin cinayet işlemesi, darbe hazırlaması, çete kurması, yolsuzluk yapması, hukukun dışına çıkması yasaklanmalıyken, bunları serbest bırakıp halkın hayatına karışmış devlet burada.</p>
<p>Ve, buna inatla devam etmek istiyor.</p>
<p>Bu zorbalık sizi öfkelendirmiyor mu?</p>
<p>Güçlünün küstahlığı sizi kızdırmıyor mu?</p>
<p>Koca koca adamların “kızların saçının ne kadarı görünsün” diye tartışması size saçmalığın zirvelerinden biri olarak gözükmüyor mu?</p>
<p>Kız çocuklarını bir “saçmalığa” kurban etmek tepenizi attırmıyor mu?</p>
<p>Bu ülkedeki herkes, fikrinde, inancında, giyiminde, eğitiminde, özel yaşamında özgür olma hakkına sahiptir.</p>
<p>Yeter bu kadar zorbalık, yeter bu kadar saçmalık.</p>
<p>Ezilenler, birbirlerine uygulanan yasakları desteklemek yerine artık bu yasakların tümüne hep birlikte karşı çıkıp, var güçleriyle Ankara’ya haykırmalılar:</p>
<p>Sana ne benim inancımdan, düşüncemden, dilimden, giyimimden?</p>
<p>Sana ne?</p>
<p><strong><br />
ahmetaltan111@gmail.com</strong></p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=123&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2010/10/16/sana-ne-ahmet-altan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel Kibir Çetesi ve Ahlak Devrimi</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2010/05/25/kuresel-kibir-cetesi-ve-ahlak-devrimi/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2010/05/25/kuresel-kibir-cetesi-ve-ahlak-devrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 00:37:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Basını]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=114</guid>
		<description><![CDATA[Bir önceki yazımızda Anti-Kapitalist olmanın, sade yaşamanın ve zalimlere meyletmemenin imanın şartlarından olduğunun altını çizmiştik.
Kapitalizm’in işleyiş mantığını ve Küresel Kapitalist sistemin örgütlenme yapısını bilmek Tevhid ehli herkes için gerekli bir durum olduğunu da belirtmiştim.
Şimdi bir özet verelim;
Yeryüzünde doğal kaynaklar tüm insanların hizmetine bahşedilmişken, Doğa ve insan uyumlu bir yaratılışla var iken insanlar arasında bir kesim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki yazımızda Anti-Kapitalist olmanın, sade yaşamanın ve zalimlere meyletmemenin imanın şartlarından olduğunun altını çizmiştik.</p>
<p>Kapitalizm’in işleyiş mantığını ve Küresel Kapitalist sistemin örgütlenme yapısını bilmek Tevhid ehli herkes için gerekli bir durum olduğunu da belirtmiştim.</p>
<p>Şimdi bir özet verelim;</p>
<p>Yeryüzünde doğal kaynaklar tüm insanların hizmetine bahşedilmişken, Doğa ve insan uyumlu bir yaratılışla var iken insanlar arasında bir kesim bu eşit koşulları bozan bir biriktirme ve özel mülkiyet edinme ihtirasına sahiptir…</p>
<p>Biriktirme/mal yığma ve mülkiyeti kendi tekeline alma hırsı, bazı insanları diğer insanların haklarını gaspetmeye sevketmektedir.</p>
<p>Mülk’ün sadece Allah’a ait olduğu ve adil bir paylaşımla paylaşılabileceğini kabul etmek istemeyenler, sınıflı toplumu meşrulaştırmak için hukuk karşısında eşitliği, mülkiyet ve emek karşısında ise adaleti hiçbir zaman içlerine sindiremediler…</p>
<p>Bunun için mal yığmak ve özel mülkiyet tutkusu, şatafatlı bir yaşam tarzına, lüksün kutsanmasına ve ille de başkalarından üstü olma kibrine de yol açıyor.</p>
<p>Bunu bugün kim yapıyor? Bugün tüm dünyayı adına Küresel sermaye denen sayıları yirmiyi aşmayan aile yönetiyor. Bu ailelerin başında da <strong>Rothschild Ailesi ve Rockfeller ailesi</strong> geliyor. Bu aileler silah sanayii’ni, ilaç sanayi ve medyayı ellerinde tutuyor. <strong>Warburg</strong> ve <strong>Morgan</strong> aileleri de diğer tefeci Yahudi aileleri arasında.  Dünya’da çokuluslu şirketler olarak tanınan ve sermayeleri pek çok ülkeden kat ve kat fazla olan bu şirketler sermayelerine sermaye katmak için, mallarına mal yığmak için kendi ekonomi-politikalarını da dünyaya dayatıyorlar. Silah-Gıda/sağlık-Medya alanlarına hükmeden dünya sermayesi bu alanların hepsini kendi çıkarları doğrultusunda kontrol etmekte, dünyadaki “meşruiyet sınılarını” ve “standart”ları belirlemektedirler. Kavramların çerçevelerini onlar belirlemekte, Dünya kamuoyu denen şeyi onlar yönlendirmektedir. Küresel sermaye’nin istişare zemini olan <strong>“Bilderberg”</strong> ve pek çok kurum ve tartışma platformu çok katmanlı bir çıkar yapılanmasından oluşuyor.</p>
<p>Küresel kibir çetesinin belli başlı örgütlenmeleri şunlar: <strong>CFR (Council on Foreign Relations: Dış İlişkiler Konseyi), Bilderberg Group), ve Üçlü Komisyon (Trilateral Commission)</strong></p>
<p>CFR kuruluşundan bu yana Rockfeller ailesinin destek ve finansmanıyla gelişti. 1954&#8242;te  CFR güdümünde örgütlenmenin Avrupa ayağı olarak Bilderberg örgütü kuruldu. 1973&#8242;te üç büyük tekelci sermaye odağı CFR tarafından birleştirilmesi için Kuzey Amerika, Avrupa ve Japon sermayelerini içine alan Üçlü Komisyon kurulur. Hiyerarşinin yukardan aşağıya CFR-Üçlü Komisyon-Bilderberg Grubu şeklinde oluştu.</p>
<p>FED kamusal Amerikan Merkez Bankası olarak bilinir. Ama aslında ABD&#8217;deki küresel sermaye tarafından kontrol edilen özel bir kurumdur.  Bankanın hissedarlarına baktığımızda ABD ekonomisinin kimin elinde olduğunu daha net anlayabiliriz: FED’in kurucu ortakları şöyle: <strong>“Rothchild Banks of London and Berlin”, “Lazard Brothers of Paris”, Israel Moses Sieff Banks of Italy, Warburg Bank of Hamburg Germany and Amsterdam, Kuhn Loeb Bank of New York, Lehman Brothers Bank of New York, Goldman Sachs Bank of New York, Chase Manhattan Bank of New York (Rockfeller tarafından kontrol edilmekte). </strong>Son zamanlardaki yaklaşık 203 bin payın 36 bini Rockfeller&#8217;ın, 36 bini de Morgan&#8217;ın olduğunu da unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla küresel mal yığıcılar finans sektörünü doğrudan ellerinde bulundurmaktadırlar.</p>
<p>Birbirileriye çok karmaşık ortaklık ilişkileriyle bağlanmış olan küresel sermaye elitlerinin ideolojisini <strong>“Para için sadece çıkarını gözet”</strong> felsefesi şekillendirmektedir. Bu sebeple Kapitalizm’i ayakta tutan ahlaksızlık onların temel karakteri durumundadır. Tek ölçüsü “çıkar ve kazanç” olan bir ekonomi-politik beraberinde pragmatizmi de getiriyor. Örneğin Küresel sermaye çıkarına uyduğu sürece tüm tarafları destekler. Demokratlar, Cumhuriyetçiler, Müslümanlar, Ateistler, İslamcılar, Laikler hatta Solcular ya da sağcılar… Önemli olan çıkara uyup uymayan yönlerin ağır basıp basmamasıdır… bahsini ettiğimiz ya da edemediğimiz isimlerin çıkara ters düşmesi ise doğrudan düşman ilan edilmesine yeter… Ahlakı, sosyal adaleti, doğallığı savunanlar marjinal, terörist olarak yaftalanırken, <strong>Monsanto </strong>gibi GDO Tekelcileri tarımı ifsad etmesi ya da <strong>BAE Silah firmasının</strong> milyonlarca insanın ölümünü teşvik için kargaşalar çıkarması terörizm değildir!</p>
<p>Küresel Sermaye tekelcileri, BM, NATO, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslar arası örgütleri de kontrol altında tutmaktadır.</p>
<p>İşte bu sebeple <strong>Mc Donald’s, Coca Cola, Monsanto, BP vb</strong>. tekellerin işlevi eko-politiktir. Para için siyaset yapan siyaseti para için kontrol eden ve her şeyden önemlisi hayatı para ve siyaset merkezinde bir felsefe/tarz ile yeniden şekillendiren bir yapıdır Kapitalizm. Kur’an’ın şirk dediği, zulüm dediği, istikbar dediği Din’in bugünkü örgütlü halidir Kapitalist dünya görüşü ve yaşam tarzı…</p>
<p><strong>“Herkesin biraz firavun olduğu tıkır tıkır işleyen sistem”</strong></p>
<p>Kapitalizmin efendileri medya aygıtı yoluyla kendi standartlarını ve normlarını kitlelere benimsetirler. “life style” Tüketim toplumu inşa etmek için moda/kozmetik/sağlık/tarım alanlarında alışkanlıklar/davranış biçimleri üretirler ve dayatırlar. Sistem “tıkır tıkır” işler: Üretilen malın satılması için önce o mala ihtiyaç duyulması sağlanır. İhtiyaç sanısı için de medya/sinema/bilişim aygıtları kullanılır. “İhtiyaçlar” çoğaldıkça ürünler daha çok satılır<strong>. Satışın aktif kalması için yeni ihtiyaç-yeni ürün-daha çok satış zinciri korunur. </strong>  Bunun için tıkır tıkır işleyen sistem, bilim’i de ahlak değil satış merkezinde kullanır. Örneğin silah ticaretinde son model silah üretiminde, GDO çalışmalarında olduğu gibi. Böylece sistem bahsini ettiğimiz bir grup ailenin ve dolayısıyla onların ideolojisi olan Siyonizmin hizmetindedir. Tarım, sağlık, eğitim, savunma, iletişim gibi pek çok insani alan ahlaktan yoksunlaştırılarak çıkar merkezinde birer silaha dönüştürülür. İşin ilginci bu silah, kullanılan kurbanın da gönüllü olarak katıldığı bir kurban ayininin bir parçası olmaktadır. Herkesi biraz firavun yaparak köleleştiren bir sistem olarak işlev görmektedir.  Herkesin firavun olmaya özendirildiği ama elbette birbirleri üzerine basmaları sonucunda yığıunların ezilerek bahsi geçen tekelci sermayenin her zaman en üstte kalmaya devam ettiği bir sistem…</p>
<p>Kapitalist elitlerin küresel yapılanmasının ideolojik yansıması ise <strong>“İsrail”</strong>dir. Faiz üzerine kurulu küresel ekonominin dinsel karşılığı Siyonizm etiğidir. Siyonist dünya görüşü seküler ırkçı bir ideolojiden öte seçkin/seçilmiş toplumun dünya egemenliğidir. Bu sebepledir ki Faizi temel ilke edinen Yahudi sermayesi bugün tüm dünya ekonomisini “Hristiyan Siyonistlerle” işbirliği içinde yönetmektedir.</p>
<p>Peki tüm bu malumat ne ifade ediyor? Ortada çok net bir Küresel kibir çetesi var. Bu kibirleriyle mal yığdıkça yığan bu kodaman ailelerinin yol açtığı sonuç ise politikada Emperyalizm ekonomide Neo-Liberalizm ve gıda/sağlıkta Açlıktır. Yani Küresel ifsad ekolojik yıkım…</p>
<p>Bizzat Küresel sermayenin kontrolünde olan Dünya Bankası ve Dünya kalkınma raporu verilerine göre bile sonuçlar gayet iç karartıcıdır;</p>
<p>Dünya nüfusunun yarısı, yani 3 milyardan fazla insan günde 2 dolardan daha az, 1,5 milyar insan da 1 dolardan daha az bir gelirle “yaşıyor”. Buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 10’u, dünya toplam gelirinin yüzde 70’ini alıyor.</p>
<p>800 milyon insan aç yaşıyor. Yılda 11 milyon çocuk açlıktan ölüyor.</p>
<p>Afganistan’da günlük ortalama gelir 44 cent, Etiyopya ve Kongo’da ise 27 cent.</p>
<p>Doğu Asya ve Pasifik ülkelerinde yaşayan 267,1 milyon kişi, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde yaşayan 17,6 milyon kişi, Latin Amerika ve Karayipler’de yaşayan 60,7 milyon kişi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşayan 6 milyon kişi, Güney Asya’da yaşayan 521,8 milyon kişi, Sahra altı Afrika’da yaşayan 301,6 milyon kişi, günde 1 dolardan daha az gelirle yaşamını sürdürüyor.</p>
<p>Şimdi tüm bu tabloya bakarak ne yapmalı diye sorarsak kendimize o zaman devrimin teolojisini kurmanın vaktidir derim ben…</p>
<p>Devrimin teolojisi, Anti-Kapitalist İman’ın başka bir dünya mümkün diye haykıran tüm ezilmişlere bir cevabı bir önerisi var. Öncelikli olarak Devrimin Dini İslam, özgürlük merkezinde bir teoloji ve yola çıkış öneriyor. Devrim, ancak bahsini ettiğimiz küresel çetenin hayat felsefesi olan Modernite ile hesaplaşmayı gerekli kılar. Yani anti-kapitalizmin yolu ancak ve ancak modernitenin kavramlarıyla yolunu ayırt etmesiyle, kulların kullara kul olmadığı adil ve yaşanılabilir bir dünyayı mümkün kılacaktır.</p>
<p>Başkaya’nın da farkına vardığı gibi, <em>“Ekonomik, sosyal, ekolojik, etik velhasıl insanlık krizi bu rotada devam ederse, vakitlice aracın yönü değiştirilmezse, insanlığın da bir geleceği olmayabilir. Kapitalizmin beş yüzyıllık tarihi insanlığı uçurumun eşiğine getirmiş durumda. İlerlemeci, modernleşmeci, kalkınmacı paradigma iflas etmiş bulunuyor. Bu aşamadan sonra ölüyü, giydirip-kuşandırıp koltuğa oturtarak diriymiş gibi göstermenin bir âlemi ve kıymet-i harbiyesi yok. Dünyanın yoksullarına, yeryüzünün lânetlilerine gösterilen yolun sonu yok. Dünyanın geri kalanının da emperyalist ülkeler gibi &#8216;zengin&#8217; olması mümkün değil. Kaldı ki, insanlığın yeni bir zenginlik tanımına, daha doğrusu zenginlik diye bir kelimenin sözlüklerde yer almadığı bir dünya yaratmaya ihtiyacı var.”</em></p>
<p>Modernite ile hesaplaşabilenler, özel mülkiyetten, ulustan ve kutsallarından, sekülarizmden, kapitalizmden ve küresel sermayenin “meşru standartları”ndan özgürleşebilir. Sade yaşayan,  malına mal katmanın derdinde olmayan, paylaşan, kardeşini kendi nefsine tercih eden, fakiri ve yetimi gözeten,  çıkarı değil <strong>“ahlakı ve paylaşımı”</strong> önceleyen yeni bir hayat tarzı…</p>
<p> </p>
<p>Bülent Şahin ERDEĞER</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=114&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2010/05/25/kuresel-kibir-cetesi-ve-ahlak-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizim &#8220;Cübbeli&#8221;  Neden Sevimli?</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2009/08/09/107/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2009/08/09/107/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 22:44:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[cüppeli ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[fatih altaylı]]></category>
		<category><![CDATA[habertürk]]></category>
		<category><![CDATA[ismail ağa]]></category>
		<category><![CDATA[teketek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=107</guid>
		<description><![CDATA[Habertürk televizyonunda Teketek isimli programı yapan Fatih Altaylı “Cübbeli Ahmet” olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’yü pek sevmiş görünüyor. İki kez canlı yayında sabahlara kadar konuşturdu “Cübbeli Ahmet”i. Yetmedi, bu programları birkaç kez de tekrar yayınladı.
“Cübbeli Ahmet”, görüşleri ve bakışaçısı itibariyle tipik bir Taliban mollası. Yani Afganistan’da Taliban (talebeler) olarak bilinen hareketin üyesi bir medrese öğrencisinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Habertürk televizyonunda Teketek isimli programı yapan Fatih Altaylı “Cübbeli Ahmet” olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’yü pek sevmiş görünüyor. İki kez canlı yayında sabahlara kadar konuşturdu “Cübbeli Ahmet”i. Yetmedi, bu programları birkaç kez de tekrar yayınladı.</p>
<p>“Cübbeli Ahmet”, görüşleri ve bakışaçısı itibariyle tipik bir Taliban mollası. Yani Afganistan’da Taliban (talebeler) olarak bilinen hareketin üyesi bir medrese öğrencisinden farksız. Dümdüz. Yöntemsiz. Çoğunlukla takiyyeci. Bir fahişeyi ayakkabısından uyuz köpeğe su içirdiği için cennete göndermeye çok istekli, ama Şiileri cehenneme gönderirken gözleri ışıl ışıl, istekli ve hevesli.</p>
<p>Dinî konulara, İslam düşünce veya fıkıh tarihindeki zahiriler gibi bakıyor, mesela Şatıbi’nin yetkinlikle anlattığı “hükümlerin hikmeti” meselesine çok uzak, fıkıh usülü konusunda yetersiz ve 14. yüzyılda Taftazani’nin kaleme aldığı metinlerle oluşan Sünnilik anlayışının hayli sert bir temsilcisi. Her ne kadar kendisini “Ehl-i Sünnet” adı altında sahabe ve tabiine bağlamaya çalışsa da Sünniliği Taftazani’den öteye geçmiyor. Zaten geçse kendisini bir anda çelişkiler yumağının içinde buluverecek. O nedenle daha geriye gitmeyi hiç tercih etmiyor.</p>
<p>“Cübbeli Ahmet”, konuşmalarında görüldüğü gibi, aslında bir talebe. Fakat o acelecilik ve yüzeyselliğine rağmen büyük hükümler vermede de hayli cesur.</p>
<p>Fıkıh tarihi boyunca hiçbir şey tartışılmamış, hiç usül tartışması olmamış, hadisler konusunda hiçbir ihtilaf olmamış gibi davranması da yine yolun çok başındaki talebe safiyetiyle ilgili. Ya da farklılıkları bildiği halde polemik yapıyor.</p>
<p>“Cübbeli Ahmet”in görüşüne göre bir rivayetin sahih olarak bilinen hadis kitaplarında geçmesi hükme dayanak oluşturması için yeterli. Buhari, Müslim diyor hadisin sıhhatini kanıtlamak için. Bilinen şeyler ama, yine de soralım: Muvatta ne olacak? Ya İbn Hanbel’in Müsned’i?</p>
<p>Bu konudaki tartışmaların hiçbirinden haberdar değil mi acaba? Olmayabilir. Çünkü onun geldiği gelenek öyle tartışmayı ve ihtilafları pek sevmez. Kafası karışmasın diye öğrenmek de istemez.</p>
<p>Dini konularda da, bilimsel alan sayılabilecek konularda da pek çok şey anlatıyor ve bütün bunları sahih olduğunu söylediği kitaplardaki rivayetlere dayandırıyor. Büyük hükümler veriyor, ama onlara çok zayıf hadisleri de delil kullanıyor olabilir. Çünkü aktardığı rivayetlerin değerlendirmelerini aktarmıyor. Hatta “zayıf hadis” değerlendirmesi yapıldığını söylediği bir hadisten bahsederken “zayıf mı şişman mı” karşıtlığını kurarak bu konudaki tutumunu belli ediyor. Yani hadisin zayıflığı ancak bu şekilde (zayıf-şişman) komikliğin konusu olabilir ona göre. İyi de koca bir hadis külliyatı ne olacak? Cerh tadiller, rical ilmi, ahad-mütevatir ayrımı vs.</p>
<p>Dayanak olarak kullandığı hadislerin ahad olmaları durumunda çıkardığı hükümler için yeterince güvenilir mi olduğunu hiç tartışmıyor. Ama galiba bundan da önemlisi sürekli hükümler çıkarıyor ama yeri geldiğinde kendisinin mütevazi bir mukallit olduğunu söylüyor.</p>
<p>Karmakarışık bir durum yani.</p>
<p>Şiilik konusunda da bir hayli bilgisiz olduğu anlaşılıyor. Şia kaynaklarına hiç bakmadığı belli. Belki de onları necis, kitaplarını da abdest bozacak boyutta necaset görüyordur! Ama okumasa da, bilmese de Şiiler hakkında çok cesur hükümler veriyor. Tıpkı Afganistanlı emsali Taliban gibi. Oradakiler Şiilerin çoluk çocuk katledilmelerine de fetva vermiş ya, belki “Cübbeli Ahmet” de böyle düşünüyordur ama maslahata binaen bunu açıklamıyordur.</p>
<p>Şiilerin sahabenin önemli bir kısmını tekfir ettiğini, onlardan hadis almadığını, bu yüzden dinin yarısının gittiğini söylüyor mesela. Halbuki Şii ve Sünni hadis yöntemleri üzerine yapılmış onlarca eser olmasına rağmen. Demek ki bir tekine bile bakmamış.</p>
<p>Şiilere kadar gitmeyelim, Sahih hadis kitaplarında fıkıh, sosyal hayat, dini ibadetler vs üzerine binlerce hadis varken İmam Malik’in aynı konu başlıkları üzerine telif ettiği Muvatta’da kaç hadis var? Sahih hadis kitaplarındakinin yüzde biri bile değil. Ne oldu o zaman, dinin tamamı mı gitti?</p>
<p>Şiileri sadece ehli beyt ve onun çevresindeki sahabeden din almakla suçlayan “Cübbeli Ahmet”, İmam Malik’in sadece Medine’nin amelini delil kabul ettiğini bilmiyor mu? Bilmeyebilir, çünkü kendisinin Afganistan’daki emsali talebeler de “molla” sayılmalarına rağmen cehalet konusunda birbiriyle yarışan talebeler.</p>
<p>İslam’ın kendi iç tartışması açısından “Cübbeli Ahmet”in yaklaşımları hakkında söylenebilecek bazı şeyler var kuşkusuz. Fakat Habertürk ve Fatih Altaylı açısından durum pek anlaşılır gibi değil.</p>
<p>Felsefeden hoşlanmayan, hükümlerin hikmeti gibi çok mühim bir konuya uzak yakın alakası olmayan, zahiren ne gördüyse onu temel alan bir fundamentaliste neden bu ilgi?</p>
<p>Habertürk’teki kan kaybı nedeniyle rating kurtarmanın aracı olarak mı kullanıyor “Cübbeli Ahmet”i, yoksa 28 Şubat günlerindekine benzer operasyonlardan birinin başlangıcında mıyız?</p>
<p>Altaylı “Cübbeli Ahmet”i neden bu kadar sevimli gösteriyor? 28 Şubat müdahalesi sırasında yaptıklarıyla övünen Altaylı, uykuya yatmış Ergenekoncu olarak mı yapıyor bunları? Bu yöndeki komplo teorilerine prim vermemiz gerekir mi acaba?</p>
<p>Böyle sormamızın sebebi şu ki, “Cübbeli Ahmet”i pek sevimli bulan Altaylı’nın televizyonunda onun Afganistanlısı için ağız dolusu küfredilmediği kalıyor bir tek çünkü.</p>
<p>“Cübbeli Ahmet”i saf görmemek gerek. Eğer Altaylı yeni bir 28 Şubat operasyonu içindeyse “Cübbeli Ahmet” bundan bihaber değil anlaşılan. Çünkü birinci konuşmasında yurtdışındayken hakkında dava açıldığını, ceza alacağını bile bile Türkiye’ye döndüğünü, başkaları gibi yurtdışında kalmayı tercih etmediğini söylemişti hani, ikinci konuşmasında bu beyanına hemen açıklama getirme ihtiyacı duydu: &#8220;Ben Şevki Yılmaz’ı kasdetmiştim. Ceza almıştı da Türkiye’ye dönmemişti. Bazıları Fethullah Hoca’yı kasdettiğimi sanmış, öyle değil!&#8221;</p>
<p>Polisin Fethullah Hoca’nın elinde olduğunun bu kadar konuşulduğu ve Ergenekon işinde nerelerden nelerin çıkarıldığını görünce beyanına bu acaip izahı getirmesi anlaşılır bir şey. Ama biz konuşmanın harareti sırasında Fethullah Hoca’nın yurtdışında bulunmasına gönderme yaptığını bilmeye devam edeceğiz. Göndermeyi bu nedenle yaptı ama bu sahada pabucun pahalı gittiğini hatırlayınca çark etti, hiç kıvırmaya gerek yok! Şevki Yılmaz’ın kasdedilecek nesi var yoksa?</p>
<p>Bir de mantık kuruyor: Ben ceza almış Şevki Yılmaz’ı kasdettim, Fethullah Hoca ceza almış değil ki!</p>
<p>Tabii, hepimiz de yuttuk bu izahı!</p>
<p>Bu “Cübbeli Ahmet” meselesini iyi takip etmek gerek. Altından ilginç bir şeyler çıkabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Kaynak</strong>: www.fikritakip.com</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=107&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2009/08/09/107/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan İle Türkiye Arasında Neden Antlaşma Yapılmıyor</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/15/azerbaycan-ile-turkiye-arasinda-neden-antlasma-yapilmiyor/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/15/azerbaycan-ile-turkiye-arasinda-neden-antlasma-yapilmiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 10:49:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye ile Azerbaycan, doğalgaz konusunda anlaşamıyor. SOCAR Başkanı Rövneg Abdullayev başkanlığındaki heyetin, 10 Temmuzda Türkiye&#8217;de yaptığı müzakereler yine sonuçsuz kaldı. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Şahdeniz-1 ve Şahdeniz-2 transit geçişleriyle ilgili müzakerelerin halen sürdüğünü ve henüz bir anlaşmaya varılmadığını bildirdi.
Rusya ile Azerbaycan arasındaki doğalgaz anlaşmasından sonra fiyatla ilgili teklifte herhangi bir değişiklik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px;">Türkiye ile Azerbaycan, doğalgaz konusunda anlaşamıyor. SOCAR Başkanı Rövneg Abdullayev başkanlığındaki heyetin, 10 Temmuzda Türkiye&#8217;de yaptığı müzakereler yine sonuçsuz kaldı. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Şahdeniz-1 ve Şahdeniz-2 transit geçişleriyle ilgili müzakerelerin halen sürdüğünü ve henüz bir anlaşmaya varılmadığını bildirdi.</p>
<p>Rusya ile Azerbaycan arasındaki doğalgaz anlaşmasından sonra fiyatla ilgili teklifte herhangi bir değişiklik olup olmadığı şeklindeki soruyu cevaplandıran Bakan Yıldız, Türkiye&#8217;nin, Rusya ile doğalgaz anlaşmasından önce kendi tekliflerini öne sürdüğünü söyledi ve &#8220;Yine söz konu teklifler üzerinde duruyoruz. Çünkü teklif ettiğimiz fiyat, hem projenin altyapısıyla ilgili dengeyi koruyor, hem de her iki ülkenin çıkarlarına uygun.&#8221; dedi.</p>
<p>Türk Bakan, ülkeler arasındaki müzakerelerin, her iki tarafın çıkarlarına uygun bir şekilde sonuçlanacağına inandığını söylese de, şimdilik bu konuda anlaşmaya varılacağa benzemiyor. Konunun çıkmaza girmesi, çeşitli çevrelerde, ekonomik çıkarlarla ilişkilendirilse de uzmanlar, siyasi bir karar da verilebileceğini düşünüyor. Buna sebep olarak Azerbaycan ile Türkiye&#8217;nin kardeş ülkeler olması ve ilişkilerde &#8220;bir millet iki devlet&#8221; prensibinin öncelikli olması gösteriliyor.</p>
<p>Bir milletin iki devleti, doğalgaz konusunda neden anlaşamıyor? Buna engel olan ekonomik mi, yoksa siyasi çıkarlar mı?</p>
<p>Azerbaycan Demokrat Partisi Genel Başkanı Serdar Celaloğlu&#8217;na göre, siyasi çıkarlar daha ön planda: &#8220;Burada, son dönemlerde Rusya&#8217;nın aktifleşmesi ve Güney Kafkasya&#8217;da etkisini artırmasının rolü büyük. Yani Rusya, ciddi bir alternatif olarak Türkiye&#8217;nin Azerbaycan&#8217;daki çıkarlarıyla yarışıyor. Ne yazık ki bu rekabeti Rusya kazanıyor. Rusya&#8217;nın kazanması şu faktörlerle açıklanabilir. Birincisi, iktidarımız Rusya yanlısı. İkincisi, Rusya, bölgede daha üstün bir konuma sahip. Bu, bir taraftan Karabağ sorununun çözümünde Rusya&#8217;nın önemli rolüyle ilgiliyse, diğer taraftan Azerbaycan&#8217;ı etkileme imkânı Türkiye&#8217;ye kıyasla Rusya&#8217;nın daha çok. Bunun nedeni, para kazanmak için ülkeden ayrılan Azerbaycan vatandaşlarının, Türkiye&#8217;nin bu fırsatı kendilerine vermemelerinden dolayı, daha çok Rusya&#8217;yı tercih etmesi. Üçüncüsü, potansiyel açıdan Rusya, Türkiye&#8217;den daha güçlü. Dördüncüsü ise Türkiye, Azerbaycan ile ilgili olarak ekonomik politika dışında hiçbir politika yürütmedi. Türkiye&#8217;nin, Azerbaycan politikasıyla ekonomisi arasındaki çelişkisi, kaybetmesine neden oldu. Türkiye&#8217;nin, yabancı ülkeler gibi Azerbaycan&#8217;da sadece ekonomik çıkar gütmesi ve buradaki siyasi süreçlere aktif bir şekilde müdahale etmemesi, elinde Azerbaycan iktidarını etkileyecek siyasi bir aracın olmamasına neden oldu. Şimdi Türkiye, elleri boş bir şekilde Rusya ile rekabet hâlinde. Hâlbuki Rusya&#8217;nın, Azerbaycan iktidarını etkilemek için imkânı çok. Türkiye, sadece Azerbaycan ve Türk halklarının genetik yakınlığına güveniyor. Ne yazık ki bu tür yakınlık, ekonomi gibi alanlarda etkili olmuyor. İki kardeş bile, çıkarları aynı olmadığı zaman kavga ediyor. Burada, Türkiye&#8217;nin, Karabağ sorunu ve Ermenistan ile ilişkiler açısından yeni bir politika tercih etmesinin de rolü var. Azerbaycan iktidarı, haklı olarak bu konuda ciddi bir tutum ortaya koydu. Öyle görünüyor ki, Türkiye, Azerbaycan&#8217;ın çıkarlarına uygun bir şekilde geri adım atmıyor. Bu durumda, doğalgaz Azerbaycan için siyasi bir araç olarak büyük önem taşımaya başlıyor. Türkiye, önceleri yürüttüğü yanlış politika sonucunda, Azerbaycan&#8217;da bazı konularda çıkarlarını koruma hususunda kaybetti.&#8221;</p>
<p>Ümit Partisi Genel Başkanı İgbal Ağazade ise bunun, tamamen ekonomik bir konu olduğunu ve müzakerelerin uzamasının, ticari çıkarlarla ilgili olduğunu düşündüğünü belirterek şunları söyledi: &#8220;Azerbaycan-Türkiye siyasi ilişkilerinde, tarafların birbirine ekonomik baskı yapacak düzeyde olduğunu düşünmüyorum. Her iki taraf da ekonomik çıkarını düşünüyor. Türkiye, doğalgazı düşük fiyata almak istiyor, Azerbaycan ise yüksek fiyata satmak. Bence, konuyu bu şekilde değerlendirmek daha doğru olur. İki kardeş arasında bile ticaret konusunda herkesin kendi çıkarı vardır. Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan arasında doğalgaz anlaşmasının gerçekleşmesi konusunda oluşan gerginliği siyasi gerginlik olarak görmüyorum.&#8221;</p>
<p>Müsavat Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gabil Hüseyinli de anlaşmaya ekonomik çıkarların engel olduğu kanısında: &#8220;Azerbaycan, daha önce Türkiye&#8217;ye doğalgazı düşük fiyata satıyordu. Şimdi ise fiyatı yükseltmek istiyor. Bu nedenle Nabucco Projesi için kriter oluşturmak istiyor. Fakat Türkiye, fiyat artışı konusunda ısrarcı davranıyor. Doğalgazı, önceki fiyatından çok az fiyata almak istiyor. Örneğin 160 dolara. Hâlbuki dünya pazarlarında doğalgazın fiyatı, transit fiyatına göre 300 doların üzerinde. Bu durumda ülkeler arasında anlaşma sağlanamıyor.&#8221;</p>
<p>Siyasi amaçlara gelince Hüseyinli, anlaşmanın sağlanmasına engel olacak ciddi bir siyasi neden görmediğini ifade ederek şunları söyledi: &#8220;Azerbaycan ile Türkiye arasında bugüne kadar Nabucco Projesi konusunda siyasi anlaşmazlıklar da vardı, fakat AB&#8217;nin, ilgili kurumlarının çabalarıyla söz konusu sorun ortadan kalktı. Bence pazar ilişkilerinde kardeşlik prensipleri göz önünde bulundurulmamalı. Zaten önceleri daha düşük fiyata satılıyordu, şimdi de satılacaktır. Rusya&#8217;ya 350 dolara satılıyorsa, Türkiye&#8217;ye 230-250 dolar civarında düşünülüyor. Yani piyasa değerinden en az 50 veya 100 dolar daha az. Transit harcamalarını da düşünürsek, 20-30 dolar da buradan düşürülebilir. Türkiye&#8217;nin bize gösterdiği siyasi ve askerî destek, uluslararası teşkilatlarda tutumumuzu savunması, özellikle Ermenistan&#8217;ın ablukada tutulmasına yardımcı olması göz önünde bulundurularak, Türkiye&#8217;ye indirim yapılmalı.&#8221;</p>
<p>Yeni Müsavat Gazetesi</p>
<p></span></p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=95&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/15/azerbaycan-ile-turkiye-arasinda-neden-antlasma-yapilmiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇİC Fahri Konsolos&#8217;tan Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/14/cic-fahri-konsolostan-basin-aciklamasi/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/14/cic-fahri-konsolostan-basin-aciklamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 19:31:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[medet ünlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[
Doğu Türkistanlı kardeşlerimize uygulanan soykırımı ve kardeşlerimiz üzerinde uygulanan zulmü, Çeçen Halkı ve ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA DEVLETİ adına lanetle kınıyoruz.
BASIN  AÇIKLAMASI
Son birkaç gündür İslam dünyasının ayrılmaz parçalarından olan Türk dünyasının en önemli merkezlerinden, Doğu Türkistan’da bir insanlık dramı yaşanmaktadır.
Çin devleti tarafından yaşatılan bu zulmün hiçbir gerekçesi ve haklı tarafı yoktur.Kendilerini savunma hakkı elinden alınmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;" align="justify"><img class="aligncenter" src="http://www.timeturk.com/images/news/40820.jpg" alt="http://www.timeturk.com/images/news/40820.jpg" /></p>
<p align="justify">Doğu Türkistanlı kardeşlerimize uygulanan soykırımı ve kardeşlerimiz üzerinde uygulanan zulmü, Çeçen Halkı ve ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA DEVLETİ adına lanetle kınıyoruz.</p>
<p><strong>BASIN  AÇIKLAMASI</strong></p>
<p align="justify">Son birkaç gündür İslam dünyasının ayrılmaz parçalarından olan Türk dünyasının en önemli merkezlerinden, Doğu Türkistan’da bir insanlık dramı yaşanmaktadır.<br />
Çin devleti tarafından yaşatılan bu zulmün hiçbir gerekçesi ve haklı tarafı yoktur.Kendilerini savunma hakkı elinden alınmış tamamı sivil olan Uygur kardeşlerimize reva görülen bu tutum açık bir terördür.<br />
1 milyon 824 bin 318 km kare toprağa sahip bulunan, kasım 1933’ te ve kasım 1944 yıllarında iki kez bağımsızlığını ilan eden ve bu bağımsızlığı bir çok ülke tarafından tanınmış olduğu halde Çin’in emperyal gücü ve sınırsız nüfus yapısıyla bu bağımsızlık gerçeği boğdurulmuştur.<br />
Bu günkü Çin sınırları içerisinde, yer altı ve yerüstü zenginlikleriyle bütün bir Çin’i besleyen Doğu Türkistan’ın niçin bu zulme maruz kaldığını anlamamız için Çin’in sömürü düzenini görmemiz gerekiyor. Çin’in ekonomik veya siyasi gerekçelerle Doğu Türkistan üzerinde tahakküm etme iradelerinin meşru olmadığını biliyor ve hangi sebeple olursa olsun Doğu Türkistanlı kardeşlerimize uygulanan soykırımı ve kardeşlerimiz üzerinde uygulanan zulmü, Çeçen Halkı ve ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA DEVLETİ adına lanetle kınıyoruz.<br />
Kim tarafından uygulanırsa uygulansın hiçbir emperyalist emel toplumların kendi iradeleri ile oluşan “yaşama hakları”ndan daha önemli olamaz. Bu temel yaklaşımla hiçbir ülke haksız olarak güçlerine dayalı “Devlet terörü” uygulayamaz.<br />
Benzer zulmü ve acıları 18 yıldır yaşayan Çeçen Halkı, Doğu Türkistan’ da uygulanan vahşet ve insanlık suçunu çok iyi bilen ve anlayan konumdadır.<br />
Müslüman Çeçen Halkı ve Doğu Türkistan’ın yiğit evlatları kardeştir. Acıları, acımızdır. Haklı davalarımızdan ve bağımsızlık taleplerimizden’ de asla vazgeçmeyiz.<br />
Her şeye rağmen Çeçenler Ruslaşmadılar,Çin Devleti’nin uyguladığı asimilasyon çalışmalarına rağmen, Doğu Türkistan da Çinlileşmeyecek ve inanıyoruz ki özgürlüklerine kavuşacaklardır.</p>
<p><strong>ALLAH  (CC)  onlarında  bizimde  yar  ve  yardımcımız  olsun.</strong></p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=91&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/14/cic-fahri-konsolostan-basin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

