Friday, September 3, 2010

Archive for the ‘Dünya Basını’ Kategori için Arşiv

Küresel Kibir Çetesi ve Ahlak Devrimi

Posted by ruindil Tarih Mayıs - 25 - 2010

Bir önceki yazımızda Anti-Kapitalist olmanın, sade yaşamanın ve zalimlere meyletmemenin imanın şartlarından olduğunun altını çizmiştik.

Kapitalizm’in işleyiş mantığını ve Küresel Kapitalist sistemin örgütlenme yapısını bilmek Tevhid ehli herkes için gerekli bir durum olduğunu da belirtmiştim.

Şimdi bir özet verelim;

Yeryüzünde doğal kaynaklar tüm insanların hizmetine bahşedilmişken, Doğa ve insan uyumlu bir yaratılışla var iken insanlar arasında bir kesim bu eşit koşulları bozan bir biriktirme ve özel mülkiyet edinme ihtirasına sahiptir…

Biriktirme/mal yığma ve mülkiyeti kendi tekeline alma hırsı, bazı insanları diğer insanların haklarını gaspetmeye sevketmektedir.

Mülk’ün sadece Allah’a ait olduğu ve adil bir paylaşımla paylaşılabileceğini kabul etmek istemeyenler, sınıflı toplumu meşrulaştırmak için hukuk karşısında eşitliği, mülkiyet ve emek karşısında ise adaleti hiçbir zaman içlerine sindiremediler…

Bunun için mal yığmak ve özel mülkiyet tutkusu, şatafatlı bir yaşam tarzına, lüksün kutsanmasına ve ille de başkalarından üstü olma kibrine de yol açıyor.

Bunu bugün kim yapıyor? Bugün tüm dünyayı adına Küresel sermaye denen sayıları yirmiyi aşmayan aile yönetiyor. Bu ailelerin başında da Rothschild Ailesi ve Rockfeller ailesi geliyor. Bu aileler silah sanayii’ni, ilaç sanayi ve medyayı ellerinde tutuyor. Warburg ve Morgan aileleri de diğer tefeci Yahudi aileleri arasında.  Dünya’da çokuluslu şirketler olarak tanınan ve sermayeleri pek çok ülkeden kat ve kat fazla olan bu şirketler sermayelerine sermaye katmak için, mallarına mal yığmak için kendi ekonomi-politikalarını da dünyaya dayatıyorlar. Silah-Gıda/sağlık-Medya alanlarına hükmeden dünya sermayesi bu alanların hepsini kendi çıkarları doğrultusunda kontrol etmekte, dünyadaki “meşruiyet sınılarını” ve “standart”ları belirlemektedirler. Kavramların çerçevelerini onlar belirlemekte, Dünya kamuoyu denen şeyi onlar yönlendirmektedir. Küresel sermaye’nin istişare zemini olan “Bilderberg” ve pek çok kurum ve tartışma platformu çok katmanlı bir çıkar yapılanmasından oluşuyor.

Küresel kibir çetesinin belli başlı örgütlenmeleri şunlar: CFR (Council on Foreign Relations: Dış İlişkiler Konseyi), Bilderberg Group), ve Üçlü Komisyon (Trilateral Commission)

CFR kuruluşundan bu yana Rockfeller ailesinin destek ve finansmanıyla gelişti. 1954′te  CFR güdümünde örgütlenmenin Avrupa ayağı olarak Bilderberg örgütü kuruldu. 1973′te üç büyük tekelci sermaye odağı CFR tarafından birleştirilmesi için Kuzey Amerika, Avrupa ve Japon sermayelerini içine alan Üçlü Komisyon kurulur. Hiyerarşinin yukardan aşağıya CFR-Üçlü Komisyon-Bilderberg Grubu şeklinde oluştu.

FED kamusal Amerikan Merkez Bankası olarak bilinir. Ama aslında ABD’deki küresel sermaye tarafından kontrol edilen özel bir kurumdur.  Bankanın hissedarlarına baktığımızda ABD ekonomisinin kimin elinde olduğunu daha net anlayabiliriz: FED’in kurucu ortakları şöyle: “Rothchild Banks of London and Berlin”, “Lazard Brothers of Paris”, Israel Moses Sieff Banks of Italy, Warburg Bank of Hamburg Germany and Amsterdam, Kuhn Loeb Bank of New York, Lehman Brothers Bank of New York, Goldman Sachs Bank of New York, Chase Manhattan Bank of New York (Rockfeller tarafından kontrol edilmekte). Son zamanlardaki yaklaşık 203 bin payın 36 bini Rockfeller’ın, 36 bini de Morgan’ın olduğunu da unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla küresel mal yığıcılar finans sektörünü doğrudan ellerinde bulundurmaktadırlar.

Birbirileriye çok karmaşık ortaklık ilişkileriyle bağlanmış olan küresel sermaye elitlerinin ideolojisini “Para için sadece çıkarını gözet” felsefesi şekillendirmektedir. Bu sebeple Kapitalizm’i ayakta tutan ahlaksızlık onların temel karakteri durumundadır. Tek ölçüsü “çıkar ve kazanç” olan bir ekonomi-politik beraberinde pragmatizmi de getiriyor. Örneğin Küresel sermaye çıkarına uyduğu sürece tüm tarafları destekler. Demokratlar, Cumhuriyetçiler, Müslümanlar, Ateistler, İslamcılar, Laikler hatta Solcular ya da sağcılar… Önemli olan çıkara uyup uymayan yönlerin ağır basıp basmamasıdır… bahsini ettiğimiz ya da edemediğimiz isimlerin çıkara ters düşmesi ise doğrudan düşman ilan edilmesine yeter… Ahlakı, sosyal adaleti, doğallığı savunanlar marjinal, terörist olarak yaftalanırken, Monsanto gibi GDO Tekelcileri tarımı ifsad etmesi ya da BAE Silah firmasının milyonlarca insanın ölümünü teşvik için kargaşalar çıkarması terörizm değildir!

Küresel Sermaye tekelcileri, BM, NATO, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslar arası örgütleri de kontrol altında tutmaktadır.

İşte bu sebeple Mc Donald’s, Coca Cola, Monsanto, BP vb. tekellerin işlevi eko-politiktir. Para için siyaset yapan siyaseti para için kontrol eden ve her şeyden önemlisi hayatı para ve siyaset merkezinde bir felsefe/tarz ile yeniden şekillendiren bir yapıdır Kapitalizm. Kur’an’ın şirk dediği, zulüm dediği, istikbar dediği Din’in bugünkü örgütlü halidir Kapitalist dünya görüşü ve yaşam tarzı…

“Herkesin biraz firavun olduğu tıkır tıkır işleyen sistem”

Kapitalizmin efendileri medya aygıtı yoluyla kendi standartlarını ve normlarını kitlelere benimsetirler. “life style” Tüketim toplumu inşa etmek için moda/kozmetik/sağlık/tarım alanlarında alışkanlıklar/davranış biçimleri üretirler ve dayatırlar. Sistem “tıkır tıkır” işler: Üretilen malın satılması için önce o mala ihtiyaç duyulması sağlanır. İhtiyaç sanısı için de medya/sinema/bilişim aygıtları kullanılır. “İhtiyaçlar” çoğaldıkça ürünler daha çok satılır. Satışın aktif kalması için yeni ihtiyaç-yeni ürün-daha çok satış zinciri korunur.   Bunun için tıkır tıkır işleyen sistem, bilim’i de ahlak değil satış merkezinde kullanır. Örneğin silah ticaretinde son model silah üretiminde, GDO çalışmalarında olduğu gibi. Böylece sistem bahsini ettiğimiz bir grup ailenin ve dolayısıyla onların ideolojisi olan Siyonizmin hizmetindedir. Tarım, sağlık, eğitim, savunma, iletişim gibi pek çok insani alan ahlaktan yoksunlaştırılarak çıkar merkezinde birer silaha dönüştürülür. İşin ilginci bu silah, kullanılan kurbanın da gönüllü olarak katıldığı bir kurban ayininin bir parçası olmaktadır. Herkesi biraz firavun yaparak köleleştiren bir sistem olarak işlev görmektedir.  Herkesin firavun olmaya özendirildiği ama elbette birbirleri üzerine basmaları sonucunda yığıunların ezilerek bahsi geçen tekelci sermayenin her zaman en üstte kalmaya devam ettiği bir sistem…

Kapitalist elitlerin küresel yapılanmasının ideolojik yansıması ise “İsrail”dir. Faiz üzerine kurulu küresel ekonominin dinsel karşılığı Siyonizm etiğidir. Siyonist dünya görüşü seküler ırkçı bir ideolojiden öte seçkin/seçilmiş toplumun dünya egemenliğidir. Bu sebepledir ki Faizi temel ilke edinen Yahudi sermayesi bugün tüm dünya ekonomisini “Hristiyan Siyonistlerle” işbirliği içinde yönetmektedir.

Peki tüm bu malumat ne ifade ediyor? Ortada çok net bir Küresel kibir çetesi var. Bu kibirleriyle mal yığdıkça yığan bu kodaman ailelerinin yol açtığı sonuç ise politikada Emperyalizm ekonomide Neo-Liberalizm ve gıda/sağlıkta Açlıktır. Yani Küresel ifsad ekolojik yıkım…

Bizzat Küresel sermayenin kontrolünde olan Dünya Bankası ve Dünya kalkınma raporu verilerine göre bile sonuçlar gayet iç karartıcıdır;

Dünya nüfusunun yarısı, yani 3 milyardan fazla insan günde 2 dolardan daha az, 1,5 milyar insan da 1 dolardan daha az bir gelirle “yaşıyor”. Buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 10’u, dünya toplam gelirinin yüzde 70’ini alıyor.

800 milyon insan aç yaşıyor. Yılda 11 milyon çocuk açlıktan ölüyor.

Afganistan’da günlük ortalama gelir 44 cent, Etiyopya ve Kongo’da ise 27 cent.

Doğu Asya ve Pasifik ülkelerinde yaşayan 267,1 milyon kişi, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde yaşayan 17,6 milyon kişi, Latin Amerika ve Karayipler’de yaşayan 60,7 milyon kişi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşayan 6 milyon kişi, Güney Asya’da yaşayan 521,8 milyon kişi, Sahra altı Afrika’da yaşayan 301,6 milyon kişi, günde 1 dolardan daha az gelirle yaşamını sürdürüyor.

Şimdi tüm bu tabloya bakarak ne yapmalı diye sorarsak kendimize o zaman devrimin teolojisini kurmanın vaktidir derim ben…

Devrimin teolojisi, Anti-Kapitalist İman’ın başka bir dünya mümkün diye haykıran tüm ezilmişlere bir cevabı bir önerisi var. Öncelikli olarak Devrimin Dini İslam, özgürlük merkezinde bir teoloji ve yola çıkış öneriyor. Devrim, ancak bahsini ettiğimiz küresel çetenin hayat felsefesi olan Modernite ile hesaplaşmayı gerekli kılar. Yani anti-kapitalizmin yolu ancak ve ancak modernitenin kavramlarıyla yolunu ayırt etmesiyle, kulların kullara kul olmadığı adil ve yaşanılabilir bir dünyayı mümkün kılacaktır.

Başkaya’nın da farkına vardığı gibi, “Ekonomik, sosyal, ekolojik, etik velhasıl insanlık krizi bu rotada devam ederse, vakitlice aracın yönü değiştirilmezse, insanlığın da bir geleceği olmayabilir. Kapitalizmin beş yüzyıllık tarihi insanlığı uçurumun eşiğine getirmiş durumda. İlerlemeci, modernleşmeci, kalkınmacı paradigma iflas etmiş bulunuyor. Bu aşamadan sonra ölüyü, giydirip-kuşandırıp koltuğa oturtarak diriymiş gibi göstermenin bir âlemi ve kıymet-i harbiyesi yok. Dünyanın yoksullarına, yeryüzünün lânetlilerine gösterilen yolun sonu yok. Dünyanın geri kalanının da emperyalist ülkeler gibi ‘zengin’ olması mümkün değil. Kaldı ki, insanlığın yeni bir zenginlik tanımına, daha doğrusu zenginlik diye bir kelimenin sözlüklerde yer almadığı bir dünya yaratmaya ihtiyacı var.”

Modernite ile hesaplaşabilenler, özel mülkiyetten, ulustan ve kutsallarından, sekülarizmden, kapitalizmden ve küresel sermayenin “meşru standartları”ndan özgürleşebilir. Sade yaşayan,  malına mal katmanın derdinde olmayan, paylaşan, kardeşini kendi nefsine tercih eden, fakiri ve yetimi gözeten,  çıkarı değil “ahlakı ve paylaşımı” önceleyen yeni bir hayat tarzı…

 

Bülent Şahin ERDEĞER

Popularity: 2% [?]

İngilizler Baklayı Çıkardı: Türkler ve İslam

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 12 - 2009

Londra’daki Türk Büyükelçiliği, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi aşırı sağ Britanya Ulusal Partisi’nce dağıtılan broşürlerde Türklere yönelik ırkçılık yapılması üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulundu ve polisin harekete geçmesini istedi.

Türkiye, Haziran’da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi İngiltere’de aşırı sağ Britanya Ulusal Partisince dağıtılan broşürlerde Türklere yönelik ırkçılık yapılması üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunarak broşürlerin toplatılmasını, polisin harekete geçmesini istedi. Büyükelçilik Sözcüsü Orhan Tunç da, Türkiye’nin AB’ye alınması halinde milyonlarca Türkün ülkeyi “işgal edeceği” iddia edildiği broşürler için “Irkçı olduğu, Türkiye ve Türk milletine hakaret ettiği açıktır” dedi.

Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi İngiltere’de aşırı sağ Britanya Ulusal Partisi’nce (BNP) İskoçya’da dağıtılan broşürler, Londra’daki Türk Büyükelçiliğini harekete geçirdi. The Sunday Times gazetesine göre, Glasgow sokaklarında dağıtılan bir broşürde Türkiye’nin AB üyesi olması halinde milyonlarca Türkün ülkeyi “işgal” edeceği iddia ediliyor. Vergi mükelleflerinin parasının, “Türkiye’deki milyonlarca Müslümanların, iş kapan işgalci yabancılara katılmasını sağlayacak Avrupa’nın genişlemesinde harcanmamalı” ifadesi kullanılıyor.

“DÜŞÜK ÜCRETLİ 80 MİLYON TÜRK’E İNGİLTERE’Yİ BASIP MAHVETME HAKKI VERECEK”

Avrupa seçimleri kampanyasını Türkiye düşmanlığı üzerine oturtan BNP’nin diğer bir broşürde ise seçmenler, “Diğer büyük partiler tarafından desteklenen, düşük ücretli 80 milyon Müslüman Türk’E İngiltere’yi basıp mahvetme hakkına vermeye yönelik tehlikeli hamleye” karşı çıkmaya çağrılıyor.

Bunun üzerine harekete geçen Londra Büyükelçiliği, İngiltere Dışişleri Bakanlığı nezdinde diplomatik girişimlerde bulunarak söz konusu broşürlerde ırkçı ve dini nefretini uyandırdığını belirterek söz konusu broşürlerin toplatılmasını istedi. Büyükelçilik, broşürlerin, potansiyel olarak ülkenin ırkçılığa ilişkin yasaların ihlalini oluşturabileceği için konunun polise de intikal etmesini de talep etti.

TÜRK BÜYÜKELÇİLİĞİ: “TÜRKİYE VE TÜRK MİLLETİNE HAKARET”

The Sunday Times‘e konuşan Londra Büyükelçiliği Sözcüsü Orhan Tunç da, broşürler için “Irkçı olduğu, Türkiye ve genel olarak Türk milletine hakaret eden çok kışkırtıcı bir söylem içerdiği, Britanya’da yaşayan ve ülkede doğan yüz binlerce Türk ve Kıbrıslı Türk’ü riske soktuğu açıktır” dedi.

Broşürlerin ayrıca ülkenin ırkçılık ve ırkçı ve dini nefrete ilişkin yasaların ihlalini de oluşturduğunu vurgulayan Sözcü, “Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu gibi ilgili Britanyalı makamlar, söz konusu parti hakkında yasal işlemleri başlatmayı düşünmesi gerektiğine inanıyoruz” sözlerine ekledi.

Bu arada, Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü de, broşürleri eleştirdi ve İskoçya’nın yaşlanan nüfusu nedeniyle göçe ihtiyacı olduğu uyarısını yaptı.

İngiltere Dışişleri Sözcüsü ise, Türkiye’nin şikayetini incelediklerini belirterek hükümetin “her türlü ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğü kaldırmaya kararlı olduğu”nun altını çizdi.

BNP Sözcüsü John Walker ise, broşürlerdeki ifadelerin ırkçı olduğunu kabul etmedi. Walker “Bir tehdit olarak gördüğümüz, Avrupa ve ülkemizde tırmanan İslamlaşmaya karşıyız. Eğer Türk Büyükelçiliği, bunu beğenmiyorsa, ben ne yapıyım ? bizim görevimiz, Britanya’nın çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Bu arada, BNP lideri Nick Griffin, partisinin Avrupa seçimlerinde yedi sandalye kazanabileceğini savunuyor. Diğer partilerin ise, BNP’nin bir sandalye kazanmasından korktukları belirtiliyor.

Popularity: 14% [?]