Wednesday, March 10, 2010

Archive for the ‘Haber’ Kategori için Arşiv

Bizim “Cübbeli” Neden Sevimli?

Posted by ruindil Tarih Ağustos - 9 - 2009

Habertürk televizyonunda Teketek isimli programı yapan Fatih Altaylı “Cübbeli Ahmet” olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’yü pek sevmiş görünüyor. İki kez canlı yayında sabahlara kadar konuşturdu “Cübbeli Ahmet”i. Yetmedi, bu programları birkaç kez de tekrar yayınladı.

“Cübbeli Ahmet”, görüşleri ve bakışaçısı itibariyle tipik bir Taliban mollası. Yani Afganistan’da Taliban (talebeler) olarak bilinen hareketin üyesi bir medrese öğrencisinden farksız. Dümdüz. Yöntemsiz. Çoğunlukla takiyyeci. Bir fahişeyi ayakkabısından uyuz köpeğe su içirdiği için cennete göndermeye çok istekli, ama Şiileri cehenneme gönderirken gözleri ışıl ışıl, istekli ve hevesli.

Dinî konulara, İslam düşünce veya fıkıh tarihindeki zahiriler gibi bakıyor, mesela Şatıbi’nin yetkinlikle anlattığı “hükümlerin hikmeti” meselesine çok uzak, fıkıh usülü konusunda yetersiz ve 14. yüzyılda Taftazani’nin kaleme aldığı metinlerle oluşan Sünnilik anlayışının hayli sert bir temsilcisi. Her ne kadar kendisini “Ehl-i Sünnet” adı altında sahabe ve tabiine bağlamaya çalışsa da Sünniliği Taftazani’den öteye geçmiyor. Zaten geçse kendisini bir anda çelişkiler yumağının içinde buluverecek. O nedenle daha geriye gitmeyi hiç tercih etmiyor.

“Cübbeli Ahmet”, konuşmalarında görüldüğü gibi, aslında bir talebe. Fakat o acelecilik ve yüzeyselliğine rağmen büyük hükümler vermede de hayli cesur.

Fıkıh tarihi boyunca hiçbir şey tartışılmamış, hiç usül tartışması olmamış, hadisler konusunda hiçbir ihtilaf olmamış gibi davranması da yine yolun çok başındaki talebe safiyetiyle ilgili. Ya da farklılıkları bildiği halde polemik yapıyor.

“Cübbeli Ahmet”in görüşüne göre bir rivayetin sahih olarak bilinen hadis kitaplarında geçmesi hükme dayanak oluşturması için yeterli. Buhari, Müslim diyor hadisin sıhhatini kanıtlamak için. Bilinen şeyler ama, yine de soralım: Muvatta ne olacak? Ya İbn Hanbel’in Müsned’i?

Bu konudaki tartışmaların hiçbirinden haberdar değil mi acaba? Olmayabilir. Çünkü onun geldiği gelenek öyle tartışmayı ve ihtilafları pek sevmez. Kafası karışmasın diye öğrenmek de istemez.

Dini konularda da, bilimsel alan sayılabilecek konularda da pek çok şey anlatıyor ve bütün bunları sahih olduğunu söylediği kitaplardaki rivayetlere dayandırıyor. Büyük hükümler veriyor, ama onlara çok zayıf hadisleri de delil kullanıyor olabilir. Çünkü aktardığı rivayetlerin değerlendirmelerini aktarmıyor. Hatta “zayıf hadis” değerlendirmesi yapıldığını söylediği bir hadisten bahsederken “zayıf mı şişman mı” karşıtlığını kurarak bu konudaki tutumunu belli ediyor. Yani hadisin zayıflığı ancak bu şekilde (zayıf-şişman) komikliğin konusu olabilir ona göre. İyi de koca bir hadis külliyatı ne olacak? Cerh tadiller, rical ilmi, ahad-mütevatir ayrımı vs.

Dayanak olarak kullandığı hadislerin ahad olmaları durumunda çıkardığı hükümler için yeterince güvenilir mi olduğunu hiç tartışmıyor. Ama galiba bundan da önemlisi sürekli hükümler çıkarıyor ama yeri geldiğinde kendisinin mütevazi bir mukallit olduğunu söylüyor.

Karmakarışık bir durum yani.

Şiilik konusunda da bir hayli bilgisiz olduğu anlaşılıyor. Şia kaynaklarına hiç bakmadığı belli. Belki de onları necis, kitaplarını da abdest bozacak boyutta necaset görüyordur! Ama okumasa da, bilmese de Şiiler hakkında çok cesur hükümler veriyor. Tıpkı Afganistanlı emsali Taliban gibi. Oradakiler Şiilerin çoluk çocuk katledilmelerine de fetva vermiş ya, belki “Cübbeli Ahmet” de böyle düşünüyordur ama maslahata binaen bunu açıklamıyordur.

Şiilerin sahabenin önemli bir kısmını tekfir ettiğini, onlardan hadis almadığını, bu yüzden dinin yarısının gittiğini söylüyor mesela. Halbuki Şii ve Sünni hadis yöntemleri üzerine yapılmış onlarca eser olmasına rağmen. Demek ki bir tekine bile bakmamış.

Şiilere kadar gitmeyelim, Sahih hadis kitaplarında fıkıh, sosyal hayat, dini ibadetler vs üzerine binlerce hadis varken İmam Malik’in aynı konu başlıkları üzerine telif ettiği Muvatta’da kaç hadis var? Sahih hadis kitaplarındakinin yüzde biri bile değil. Ne oldu o zaman, dinin tamamı mı gitti?

Şiileri sadece ehli beyt ve onun çevresindeki sahabeden din almakla suçlayan “Cübbeli Ahmet”, İmam Malik’in sadece Medine’nin amelini delil kabul ettiğini bilmiyor mu? Bilmeyebilir, çünkü kendisinin Afganistan’daki emsali talebeler de “molla” sayılmalarına rağmen cehalet konusunda birbiriyle yarışan talebeler.

İslam’ın kendi iç tartışması açısından “Cübbeli Ahmet”in yaklaşımları hakkında söylenebilecek bazı şeyler var kuşkusuz. Fakat Habertürk ve Fatih Altaylı açısından durum pek anlaşılır gibi değil.

Felsefeden hoşlanmayan, hükümlerin hikmeti gibi çok mühim bir konuya uzak yakın alakası olmayan, zahiren ne gördüyse onu temel alan bir fundamentaliste neden bu ilgi?

Habertürk’teki kan kaybı nedeniyle rating kurtarmanın aracı olarak mı kullanıyor “Cübbeli Ahmet”i, yoksa 28 Şubat günlerindekine benzer operasyonlardan birinin başlangıcında mıyız?

Altaylı “Cübbeli Ahmet”i neden bu kadar sevimli gösteriyor? 28 Şubat müdahalesi sırasında yaptıklarıyla övünen Altaylı, uykuya yatmış Ergenekoncu olarak mı yapıyor bunları? Bu yöndeki komplo teorilerine prim vermemiz gerekir mi acaba?

Böyle sormamızın sebebi şu ki, “Cübbeli Ahmet”i pek sevimli bulan Altaylı’nın televizyonunda onun Afganistanlısı için ağız dolusu küfredilmediği kalıyor bir tek çünkü.

“Cübbeli Ahmet”i saf görmemek gerek. Eğer Altaylı yeni bir 28 Şubat operasyonu içindeyse “Cübbeli Ahmet” bundan bihaber değil anlaşılan. Çünkü birinci konuşmasında yurtdışındayken hakkında dava açıldığını, ceza alacağını bile bile Türkiye’ye döndüğünü, başkaları gibi yurtdışında kalmayı tercih etmediğini söylemişti hani, ikinci konuşmasında bu beyanına hemen açıklama getirme ihtiyacı duydu: “Ben Şevki Yılmaz’ı kasdetmiştim. Ceza almıştı da Türkiye’ye dönmemişti. Bazıları Fethullah Hoca’yı kasdettiğimi sanmış, öyle değil!”

Polisin Fethullah Hoca’nın elinde olduğunun bu kadar konuşulduğu ve Ergenekon işinde nerelerden nelerin çıkarıldığını görünce beyanına bu acaip izahı getirmesi anlaşılır bir şey. Ama biz konuşmanın harareti sırasında Fethullah Hoca’nın yurtdışında bulunmasına gönderme yaptığını bilmeye devam edeceğiz. Göndermeyi bu nedenle yaptı ama bu sahada pabucun pahalı gittiğini hatırlayınca çark etti, hiç kıvırmaya gerek yok! Şevki Yılmaz’ın kasdedilecek nesi var yoksa?

Bir de mantık kuruyor: Ben ceza almış Şevki Yılmaz’ı kasdettim, Fethullah Hoca ceza almış değil ki!

Tabii, hepimiz de yuttuk bu izahı!

Bu “Cübbeli Ahmet” meselesini iyi takip etmek gerek. Altından ilginç bir şeyler çıkabilir.

 

 

Kaynak: www.fikritakip.com

Popularity: 47% [?]

Azerbaycan İle Türkiye Arasında Neden Antlaşma Yapılmıyor

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 15 - 2009

Türkiye ile Azerbaycan, doğalgaz konusunda anlaşamıyor. SOCAR Başkanı Rövneg Abdullayev başkanlığındaki heyetin, 10 Temmuzda Türkiye’de yaptığı müzakereler yine sonuçsuz kaldı. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Şahdeniz-1 ve Şahdeniz-2 transit geçişleriyle ilgili müzakerelerin halen sürdüğünü ve henüz bir anlaşmaya varılmadığını bildirdi.

Rusya ile Azerbaycan arasındaki doğalgaz anlaşmasından sonra fiyatla ilgili teklifte herhangi bir değişiklik olup olmadığı şeklindeki soruyu cevaplandıran Bakan Yıldız, Türkiye’nin, Rusya ile doğalgaz anlaşmasından önce kendi tekliflerini öne sürdüğünü söyledi ve “Yine söz konu teklifler üzerinde duruyoruz. Çünkü teklif ettiğimiz fiyat, hem projenin altyapısıyla ilgili dengeyi koruyor, hem de her iki ülkenin çıkarlarına uygun.” dedi.

Türk Bakan, ülkeler arasındaki müzakerelerin, her iki tarafın çıkarlarına uygun bir şekilde sonuçlanacağına inandığını söylese de, şimdilik bu konuda anlaşmaya varılacağa benzemiyor. Konunun çıkmaza girmesi, çeşitli çevrelerde, ekonomik çıkarlarla ilişkilendirilse de uzmanlar, siyasi bir karar da verilebileceğini düşünüyor. Buna sebep olarak Azerbaycan ile Türkiye’nin kardeş ülkeler olması ve ilişkilerde “bir millet iki devlet” prensibinin öncelikli olması gösteriliyor.

Bir milletin iki devleti, doğalgaz konusunda neden anlaşamıyor? Buna engel olan ekonomik mi, yoksa siyasi çıkarlar mı?

Azerbaycan Demokrat Partisi Genel Başkanı Serdar Celaloğlu’na göre, siyasi çıkarlar daha ön planda: “Burada, son dönemlerde Rusya’nın aktifleşmesi ve Güney Kafkasya’da etkisini artırmasının rolü büyük. Yani Rusya, ciddi bir alternatif olarak Türkiye’nin Azerbaycan’daki çıkarlarıyla yarışıyor. Ne yazık ki bu rekabeti Rusya kazanıyor. Rusya’nın kazanması şu faktörlerle açıklanabilir. Birincisi, iktidarımız Rusya yanlısı. İkincisi, Rusya, bölgede daha üstün bir konuma sahip. Bu, bir taraftan Karabağ sorununun çözümünde Rusya’nın önemli rolüyle ilgiliyse, diğer taraftan Azerbaycan’ı etkileme imkânı Türkiye’ye kıyasla Rusya’nın daha çok. Bunun nedeni, para kazanmak için ülkeden ayrılan Azerbaycan vatandaşlarının, Türkiye’nin bu fırsatı kendilerine vermemelerinden dolayı, daha çok Rusya’yı tercih etmesi. Üçüncüsü, potansiyel açıdan Rusya, Türkiye’den daha güçlü. Dördüncüsü ise Türkiye, Azerbaycan ile ilgili olarak ekonomik politika dışında hiçbir politika yürütmedi. Türkiye’nin, Azerbaycan politikasıyla ekonomisi arasındaki çelişkisi, kaybetmesine neden oldu. Türkiye’nin, yabancı ülkeler gibi Azerbaycan’da sadece ekonomik çıkar gütmesi ve buradaki siyasi süreçlere aktif bir şekilde müdahale etmemesi, elinde Azerbaycan iktidarını etkileyecek siyasi bir aracın olmamasına neden oldu. Şimdi Türkiye, elleri boş bir şekilde Rusya ile rekabet hâlinde. Hâlbuki Rusya’nın, Azerbaycan iktidarını etkilemek için imkânı çok. Türkiye, sadece Azerbaycan ve Türk halklarının genetik yakınlığına güveniyor. Ne yazık ki bu tür yakınlık, ekonomi gibi alanlarda etkili olmuyor. İki kardeş bile, çıkarları aynı olmadığı zaman kavga ediyor. Burada, Türkiye’nin, Karabağ sorunu ve Ermenistan ile ilişkiler açısından yeni bir politika tercih etmesinin de rolü var. Azerbaycan iktidarı, haklı olarak bu konuda ciddi bir tutum ortaya koydu. Öyle görünüyor ki, Türkiye, Azerbaycan’ın çıkarlarına uygun bir şekilde geri adım atmıyor. Bu durumda, doğalgaz Azerbaycan için siyasi bir araç olarak büyük önem taşımaya başlıyor. Türkiye, önceleri yürüttüğü yanlış politika sonucunda, Azerbaycan’da bazı konularda çıkarlarını koruma hususunda kaybetti.”

Ümit Partisi Genel Başkanı İgbal Ağazade ise bunun, tamamen ekonomik bir konu olduğunu ve müzakerelerin uzamasının, ticari çıkarlarla ilgili olduğunu düşündüğünü belirterek şunları söyledi: “Azerbaycan-Türkiye siyasi ilişkilerinde, tarafların birbirine ekonomik baskı yapacak düzeyde olduğunu düşünmüyorum. Her iki taraf da ekonomik çıkarını düşünüyor. Türkiye, doğalgazı düşük fiyata almak istiyor, Azerbaycan ise yüksek fiyata satmak. Bence, konuyu bu şekilde değerlendirmek daha doğru olur. İki kardeş arasında bile ticaret konusunda herkesin kendi çıkarı vardır. Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan arasında doğalgaz anlaşmasının gerçekleşmesi konusunda oluşan gerginliği siyasi gerginlik olarak görmüyorum.”

Müsavat Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gabil Hüseyinli de anlaşmaya ekonomik çıkarların engel olduğu kanısında: “Azerbaycan, daha önce Türkiye’ye doğalgazı düşük fiyata satıyordu. Şimdi ise fiyatı yükseltmek istiyor. Bu nedenle Nabucco Projesi için kriter oluşturmak istiyor. Fakat Türkiye, fiyat artışı konusunda ısrarcı davranıyor. Doğalgazı, önceki fiyatından çok az fiyata almak istiyor. Örneğin 160 dolara. Hâlbuki dünya pazarlarında doğalgazın fiyatı, transit fiyatına göre 300 doların üzerinde. Bu durumda ülkeler arasında anlaşma sağlanamıyor.”

Siyasi amaçlara gelince Hüseyinli, anlaşmanın sağlanmasına engel olacak ciddi bir siyasi neden görmediğini ifade ederek şunları söyledi: “Azerbaycan ile Türkiye arasında bugüne kadar Nabucco Projesi konusunda siyasi anlaşmazlıklar da vardı, fakat AB’nin, ilgili kurumlarının çabalarıyla söz konusu sorun ortadan kalktı. Bence pazar ilişkilerinde kardeşlik prensipleri göz önünde bulundurulmamalı. Zaten önceleri daha düşük fiyata satılıyordu, şimdi de satılacaktır. Rusya’ya 350 dolara satılıyorsa, Türkiye’ye 230-250 dolar civarında düşünülüyor. Yani piyasa değerinden en az 50 veya 100 dolar daha az. Transit harcamalarını da düşünürsek, 20-30 dolar da buradan düşürülebilir. Türkiye’nin bize gösterdiği siyasi ve askerî destek, uluslararası teşkilatlarda tutumumuzu savunması, özellikle Ermenistan’ın ablukada tutulmasına yardımcı olması göz önünde bulundurularak, Türkiye’ye indirim yapılmalı.”

Yeni Müsavat Gazetesi

Popularity: 20% [?]

ÇİC Fahri Konsolos’tan Basın Açıklaması

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 14 - 2009

http://www.timeturk.com/images/news/40820.jpg

Doğu Türkistanlı kardeşlerimize uygulanan soykırımı ve kardeşlerimiz üzerinde uygulanan zulmü, Çeçen Halkı ve ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA DEVLETİ adına lanetle kınıyoruz.

BASIN AÇIKLAMASI

Son birkaç gündür İslam dünyasının ayrılmaz parçalarından olan Türk dünyasının en önemli merkezlerinden, Doğu Türkistan’da bir insanlık dramı yaşanmaktadır.
Çin devleti tarafından yaşatılan bu zulmün hiçbir gerekçesi ve haklı tarafı yoktur.Kendilerini savunma hakkı elinden alınmış tamamı sivil olan Uygur kardeşlerimize reva görülen bu tutum açık bir terördür.
1 milyon 824 bin 318 km kare toprağa sahip bulunan, kasım 1933’ te ve kasım 1944 yıllarında iki kez bağımsızlığını ilan eden ve bu bağımsızlığı bir çok ülke tarafından tanınmış olduğu halde Çin’in emperyal gücü ve sınırsız nüfus yapısıyla bu bağımsızlık gerçeği boğdurulmuştur.
Bu günkü Çin sınırları içerisinde, yer altı ve yerüstü zenginlikleriyle bütün bir Çin’i besleyen Doğu Türkistan’ın niçin bu zulme maruz kaldığını anlamamız için Çin’in sömürü düzenini görmemiz gerekiyor. Çin’in ekonomik veya siyasi gerekçelerle Doğu Türkistan üzerinde tahakküm etme iradelerinin meşru olmadığını biliyor ve hangi sebeple olursa olsun Doğu Türkistanlı kardeşlerimize uygulanan soykırımı ve kardeşlerimiz üzerinde uygulanan zulmü, Çeçen Halkı ve ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA DEVLETİ adına lanetle kınıyoruz.
Kim tarafından uygulanırsa uygulansın hiçbir emperyalist emel toplumların kendi iradeleri ile oluşan “yaşama hakları”ndan daha önemli olamaz. Bu temel yaklaşımla hiçbir ülke haksız olarak güçlerine dayalı “Devlet terörü” uygulayamaz.
Benzer zulmü ve acıları 18 yıldır yaşayan Çeçen Halkı, Doğu Türkistan’ da uygulanan vahşet ve insanlık suçunu çok iyi bilen ve anlayan konumdadır.
Müslüman Çeçen Halkı ve Doğu Türkistan’ın yiğit evlatları kardeştir. Acıları, acımızdır. Haklı davalarımızdan ve bağımsızlık taleplerimizden’ de asla vazgeçmeyiz.
Her şeye rağmen Çeçenler Ruslaşmadılar,Çin Devleti’nin uyguladığı asimilasyon çalışmalarına rağmen, Doğu Türkistan da Çinlileşmeyecek ve inanıyoruz ki özgürlüklerine kavuşacaklardır.

ALLAH (CC) onlarında bizimde yar ve yardımcımız olsun.

Popularity: 29% [?]

Türkiye Partisi’nin Amblemi ile ilginç İddia

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 13 - 2009

AKP’nin önemli isimlerinden Milli Görüş kökenli eski Devlet Bakanı Abdullatif Şener, partinin kuruluşunda ve yönetiminde 6 sene boyunca görev yaptı. 2007 seçimlerinden önce milletvekili adayı olmayan Şener, önce AKP’de ki görevlerinden istifa etti. Ardından yeni bir siyasi oluşum başlattı. Şener geçtiğimiz günlerde siyasi yelpazede merkez sağda bulunan Türkiye Partisi’ni kurdu.

Türkiye Partisi’nin amblemi de Türkiye Haritası üzerinde sıkışan iki el görüntüsü içeriyor. Ancak bu amblem Bülbülderesi Mezarlığı’nda araştırmalar yapan Rüştü Karakaşlı’nın gözünden kaçmadı.

Rüştü Karakaşlı’nın Bülbülderesi Mezarlığı’nda yakaladığı Beller Ailesi’nin mezartaşı ile Türkiye Partisi’nin amblemi birbirinin aynısı. Beller ailesinin mezartaşının oldukça eski olduğu, mezarda en son 2005 yılında ölen Sevinç Er’in yattığı düşünülürse  Türkiye Partisi’nin Bülbülderesi’nde yer alan bu sembolden esinlendiği iddia ediliyor. İşte o amblem ve mezar taşı:

Yahudi Mezarlıkları’nda da var

Konu üzerine çalışma yapan Salim Meriç isimli araştırmacı da amblem ile ilgili bir başka belge üzerine çalışıyor. Meriç’in incelediği fotoğraflardan ilki Newyork,Brooklyn Yahudi mezarlığı’ndan. Mezarlıkta bulunan sembol de Türkiye Partisi’nin amblemi ile neredeyse aynı


Salim Meriç, sembol ile ilgili bilgi de verdi. Meriç Yahudi mistisizminde yer alan bu sembol ile ilgili şöyle söyledi:

Bu işaretin kaynağı Yahudilerin kutsal kitabı sayılan Tevrat’ın uzun açıklaması olan Tora’dır. Aaron’un “Harun” un soyundan gelen Kohenler ellerini özel olarak tanımlamış bir şekilde kaldırarak Yahudi halkını selamlaması emredilmiştir. Eller avuçlar birbirine girecek şekilde sarılır. Tanrı’nın himayesinin o sarılmış eller gibi göründüğünde bile kuvvetli olduğudur. Yahudilerin düşmanlarına karşı Tanrıyla girmiş oldukları anlaşmanın işaretidir. Nitekim Tevrat’ta şöyle belirtmektedir. ‘RAB’bin azarlamasından, Burnundan çıkan güçlü soluktan, Denizin dibi göründü, Yeryüzünün temelleri açığa çıktı. RAB yukarıdan elini uzatıp tuttu, Çıkardı beni derin sulardan. Beni zorlu düşmanımdan, Benden nefret edenlerden kurtardı, Çünkü onlar benden daha güçlüydü. Tevrat – Samuel Bap 22/16,17,18′”

Bakalım bu benzerliğin ardından mezar taşlarının sahipleri Türkiye Partisi’nden telif hakkı isteyecek mi?

Popularity: 35% [?]

Nabucco’da Tarihi İmza

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 13 - 2009

Ankara Rixos Otel’de düzenlenen törende, anlaşmaya, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Werner Faymann, Bulgaristan Başbakanı Sergei Stanishev, Macaristan Başbakanı Gordon Bajnai, Romanya Başbakanı Emil Boc imza koydu.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve 5 ülkenin Başbakanı ortak bildiriye imza koydular.

Anlaşma, Hazar ve Ortadoğu bölgesindeki doğal gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını öngören Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi için ”dönüm noktası” kabul ediliyor.

Anlaşmayla, projeyi bir uluslararası anlaşma avantajlarını sağlayarak inşasını kolaylaştırmak, hızlandırmak ve işletme safhasında uyulacak vergilendirme gibi belli esasları karara bağlamak amaçlanıyor

PROJE ADINI VERDİ’NİN NABUCCO OPERASINDAN ALDI

Adını, İtalyan besteci Verdi’nin Nabucco Operasından alan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesinin hayata geçirilmesi yönünde bugün önemli bir adım atıldı.

Projenin geçiş ülkelerini oluşturan Türkiye, Avusturya, Bulgaristan, Macaristan ve Romanya arasında bugün imzalanan Hükümetlerarası anlaşma ile projeyi bir uluslararası anlaşma avantajlarını sağlayarak inşasını kolaylaştırmak, hızlandırmak ve işletme safhasında uyulacak vergilendirme gibi belli esasları karara bağlamak amaçlanıyor.

”Bu, kritik bir dönüm noktası, ama aynı zamanda yolun başı” olarak değerlendiriliyor. Anlaşmadan sonra her ülke gibi Türkiye de NIC (Nabucco International Company) ile Proje Destek Anlaşması (Project Support Agreement – PSA) imzalayacak. Bu anlaşmanın da metni müzakereler yoluyla ortaya konulacak. Projeye ilişkin bazı detay konular burada karara bağlanacak.

Proje Destek Anlaşması, 6 ay içinde imzalanacak.

NABUCCO PROJESİ

Avrupa doğal gaz açığının bir miktarının Türkiye üzerinden geçecek boru hatları yoluyla karşılanması amacıyla yürütülen proje, Bulgaristan üzerinden Romanya ve Macaristan’ı izleyerek Avusturya’ya ulaşacak.

Doğal gaz boru hattının inşasına 2011 yılında başlanması öngörülüyor. İlk gazın 2014′te pompalanması beklenen projede, ilk etapta 8-10 milyar metreküplük bir gaz akışı sağlanması planlanıyor. Yıllar itibariyle yıllık taşıma kapasitesinin 31 milyar metreküpe çıkarılması amaçlanıyor.

Proje öngörüsüne göre, boru hattı güzergahının yaklaşık 3 bin 300 kilometre olacak ve bunun 2 bin kilometresi Türkiye’de yer alacak.

Nabucco hattının öncelikle Azerbaycan ve Türkmenistan kaynaklarıyla doldurulması amaçlanıyor. Uzun vadede de Irak, İran, Mısır ve Rusya’nın da bu sistemi beslemesi isteniyor.

Projenin toplam maliyeti yaklaşık 7,9 milyar avroyu bulacak. Projenin ana finansman kaynağını, Avrupa Yatırım Bankası üstleniyor.

PROJENİN TARİHSEL SÜRECİ

2002 yılında ilk adımı atılan Nabucco Projesinin kronolojisi şöyle:

- Nabucco Projesi 5-13 Şubat 2002 tarihlerinde BOTAŞ’ın Bulgargaz (Bulgaristan), Transgaz (Romanya) ve OMV Erdgas (Avusturya) Şirketleri ile yaptığı görüşmeler doğrultusunda taraflara sunduğu öneri neticesinde başlatıldı.

- 10 Ekim 2002 gecesi Viyana’da Verdi’nin Nabucco Operasını izledikten sonra ortaklar ertesi gün İşbirliği Anlaşmasını imzalamak için bir araya geldi ve projeye yeni bir ad vermeyi kararlaştırdılar; Nabucco.

- Haziran 2004′te 5 ülkenin gaz şirketlerinin katılımıyla Nabucco International Company (NIC) kuruldu. BOTAŞ (Türkiye), Bulgargaz (Bulgaristan), Transgaz (Romanya), OMW Erdgas (Avusturya), MOL’un (Macaristan) yanında Şubat 2008′de Almanya’dan RWE şirketi 6. ortak olarak katıldı. 6 şirket NIC’de (Nabucco International Company) eşit hisseye sahip.

- Nabucco Projesi kapsamında proje ortaklarının her birinin kendi ülkesinde kurulması planlanan Nabucco Milli Şirketlerinin (NNC) hayata geçirilmesi ve işlerlik kazandırılmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Türkiye dışındaki yerel şirketler kuruldu, Türkiye Nabucco Milli Şirketi kurulmak üzere.

- Proje için büyük önem arz eden anlaşmalardan biri olan Ortak Girişim Anlaşması (Joint Venture Agreement – JVA) 28 Haziran 2005 tarihinde proje katılımcısı şirketler tarafından imzalandı.

- Projenin tüm ortakları tarafından Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin daha da optimum hale getirilmesi, geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini temin etmek amacıyla 26 Haziran 2006 tarihinde Viyana’da ”Bakanlar Beyanatı” imzalandı.

- Buna paralel Hükümetlerarası Anlaşma için bir metin çalışması başlatıldı. 2008 yılında, bu metin üzerinde yapılan çalışmalar, Ocak 2009′dan itibaren heyetlerarası müzakereler şeklinde sürdürüldü.

- Ocak ayında Brüksel’de yapılan ilk tur müzakereyi Viyana’da yapılan turlar izledi. Müzakereler, 22 Haziran 2009 tarihinde mutabakatla sonuçlandı ve bugün imzalanan metin ortaya çıktı.

Popularity: 25% [?]

Baskılar sonuç verdi Aziz Duveyk serbest

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 13 - 2009

İsrail tarafından, yaklaşık 3 yıldır haksız yere cezaevinde tutulan Filistin Meclis Başkanı Aziz Duveyk`i serbest bırakıldı. Duveyk`in 3 yıllık hapis cezası 6 Ağustos’ta sona erecekti.

Batı Şeria`da, Ramallah yakınındaki Ofer Askeri Mahkemesi, geçen hafta İsrail kamu savcılığının, Duveyk`in cezasının 6 ay daha uzatılması talebini geri çevirmişti.

Filistin Meclisi’nin Hamaslı Başkanı Aziz Duveyk, tutulduğu Hadarim cezaevinden Batı Şeria`ya geçmek üzere Şa`ar Efraim kontrol noktasına götürüldü.

Aziz Duveyk (60) ve 44 arkadaşı, İsrailli asker Gilad Şalit`in Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki bir askeri karakoldan, 2006 yılı haziran ayında kaçırılmasının ardından, İsrail ordusunun Batı Şeria`da Hamas milletvekilleri, yöneticileri ve diğer bazı ileri gelenlerine yönelik başlattığı tutuklama kampanyası sırasında gözaltına alınmıştı.

Bunun üzerine İHH’nın da içinde bulunduğu dünya genelindeki bir çok sivil toplum kuruluşunun da girişimi ile tutsak vekillerin serbest bırakılması için kampanya düzenlenmişti. Sadece Türkiye’den 1 milyondan fazla imzanın toplandığı kampanyalara rağmen İsrail, Filistinli 8 bakan, 27 milletvekili ve 10 siyasetçiyi bırakmamakta direnmişti.

Hamas üyesi olmak suçuyla 36 ay hapse mahkum edilen, yüksek tansiyon ve şeker hastası Duveyk`in durumunun, cezaevinde iken zaman zaman kötüleştiği bildirilmişti.

Duveyk, daha önce İsrail tarafından birçok kez tutuklanmış, İzak Rabin`in başbakanlığı döneminde 1992`de 400 Hamas üyesi ile birlikte Filistin topraklarından Güney Lübnan`a sürgüne gönderilmişti.

Duveyk, Batı Şeria`nın Nablus kentindeki El Neceh Üniversitesi`nde öğretim üyesiydi.

Duveyk ile birlikte Tutuklu Bulunan Filistinli Milletvekillerinin Listesi

A. Bakan konumundaki vekiller

1. Ömer Abdurrazık (Maliye Bakanı)

2. Semir Ebu İyşe (Planlama Bakanı)

3. Muhammed el-Berguti (Çalışma Bakanı)

4. Nayif Recup (Evkaf Bakanı)

5. Vasfi Kabha (Esirler Bakanı)

6. Halid Ebu Arefe (Kudüs İşleri Bakanı)

7. Fahri Turkman (Sosyal İşler Bakanı)

8. İsa el-Cabiri (Mahalli İdareler Bakanı)

B. 2006 seçimlerinden sonra seçilmiş olan vekiller

1. Aziz Salim Duveyik (Meclis Başkanı)- Serbest bırakıldı

2. Mahmud Remhi (Meclis Genel Sekreteri)

3. Muhammed Ebu Tayr (Kudüs)

4. Ahmed Atvan (Kudüs)

5. Vail el-Hüseyni (Kudüs)

6. Halil Reb’i (Halil)

7. Muhammed et-Tal (Halil)

8. Basim Zearir (Halil)

9. Semir el-Kadi (Halil)

10. Muhammed Mahir Bedr (Halil)

11. Muhammed Mutlak Ebu Cuheyşe (Halil)

12. Hüsni el-Burini (Nablus)

13. Yasir Mansur (Nablus)

14. Halid Süleyman Süleyman (Cenin)

15. Halid Said (Cenin)

16. İbrahim Dahbur (Cenin)

17. Riyad Reddad (Tulkarim)

18. Fethi el-Karavi (Tulkarim)

19. İmad Nevfel (Kalkilya)

20. Nasır Abdulcevvad (Sülfeyt)

21. Enver Zebun (Beytüllahim)

22. Mahmud el-Hatip (Beytüllahim)

C. Hapiste iken seçimi kazanmış ve halen içeride olan vekiller

1. Mervan Berguti (el-Fetih)

2. Ebu Ali Yata (el-Fetih)

3. Cemal Huveyl (el-Fetih)

4. Hasan Yusuf (Hamas)

5. Muhammed Cemal el-Neçe (Hamas)

6. İbrahim Ebu Salim (Hamas)

7. Azam Selheb et-Temimi (Hamas)

8. Nezzar Ramazan (Hamas)

9. Halid Tafiş (Hamas)

Popularity: -0% [?]

İngilizler Baklayı Çıkardı: Türkler ve İslam

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 12 - 2009

Londra’daki Türk Büyükelçiliği, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi aşırı sağ Britanya Ulusal Partisi’nce dağıtılan broşürlerde Türklere yönelik ırkçılık yapılması üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulundu ve polisin harekete geçmesini istedi.

Türkiye, Haziran’da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi İngiltere’de aşırı sağ Britanya Ulusal Partisince dağıtılan broşürlerde Türklere yönelik ırkçılık yapılması üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunarak broşürlerin toplatılmasını, polisin harekete geçmesini istedi. Büyükelçilik Sözcüsü Orhan Tunç da, Türkiye’nin AB’ye alınması halinde milyonlarca Türkün ülkeyi “işgal edeceği” iddia edildiği broşürler için “Irkçı olduğu, Türkiye ve Türk milletine hakaret ettiği açıktır” dedi.

Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi İngiltere’de aşırı sağ Britanya Ulusal Partisi’nce (BNP) İskoçya’da dağıtılan broşürler, Londra’daki Türk Büyükelçiliğini harekete geçirdi. The Sunday Times gazetesine göre, Glasgow sokaklarında dağıtılan bir broşürde Türkiye’nin AB üyesi olması halinde milyonlarca Türkün ülkeyi “işgal” edeceği iddia ediliyor. Vergi mükelleflerinin parasının, “Türkiye’deki milyonlarca Müslümanların, iş kapan işgalci yabancılara katılmasını sağlayacak Avrupa’nın genişlemesinde harcanmamalı” ifadesi kullanılıyor.

“DÜŞÜK ÜCRETLİ 80 MİLYON TÜRK’E İNGİLTERE’Yİ BASIP MAHVETME HAKKI VERECEK”

Avrupa seçimleri kampanyasını Türkiye düşmanlığı üzerine oturtan BNP’nin diğer bir broşürde ise seçmenler, “Diğer büyük partiler tarafından desteklenen, düşük ücretli 80 milyon Müslüman Türk’E İngiltere’yi basıp mahvetme hakkına vermeye yönelik tehlikeli hamleye” karşı çıkmaya çağrılıyor.

Bunun üzerine harekete geçen Londra Büyükelçiliği, İngiltere Dışişleri Bakanlığı nezdinde diplomatik girişimlerde bulunarak söz konusu broşürlerde ırkçı ve dini nefretini uyandırdığını belirterek söz konusu broşürlerin toplatılmasını istedi. Büyükelçilik, broşürlerin, potansiyel olarak ülkenin ırkçılığa ilişkin yasaların ihlalini oluşturabileceği için konunun polise de intikal etmesini de talep etti.

TÜRK BÜYÜKELÇİLİĞİ: “TÜRKİYE VE TÜRK MİLLETİNE HAKARET”

The Sunday Times‘e konuşan Londra Büyükelçiliği Sözcüsü Orhan Tunç da, broşürler için “Irkçı olduğu, Türkiye ve genel olarak Türk milletine hakaret eden çok kışkırtıcı bir söylem içerdiği, Britanya’da yaşayan ve ülkede doğan yüz binlerce Türk ve Kıbrıslı Türk’ü riske soktuğu açıktır” dedi.

Broşürlerin ayrıca ülkenin ırkçılık ve ırkçı ve dini nefrete ilişkin yasaların ihlalini de oluşturduğunu vurgulayan Sözcü, “Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu gibi ilgili Britanyalı makamlar, söz konusu parti hakkında yasal işlemleri başlatmayı düşünmesi gerektiğine inanıyoruz” sözlerine ekledi.

Bu arada, Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü de, broşürleri eleştirdi ve İskoçya’nın yaşlanan nüfusu nedeniyle göçe ihtiyacı olduğu uyarısını yaptı.

İngiltere Dışişleri Sözcüsü ise, Türkiye’nin şikayetini incelediklerini belirterek hükümetin “her türlü ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğü kaldırmaya kararlı olduğu”nun altını çizdi.

BNP Sözcüsü John Walker ise, broşürlerdeki ifadelerin ırkçı olduğunu kabul etmedi. Walker “Bir tehdit olarak gördüğümüz, Avrupa ve ülkemizde tırmanan İslamlaşmaya karşıyız. Eğer Türk Büyükelçiliği, bunu beğenmiyorsa, ben ne yapıyım ? bizim görevimiz, Britanya’nın çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Bu arada, BNP lideri Nick Griffin, partisinin Avrupa seçimlerinde yedi sandalye kazanabileceğini savunuyor. Diğer partilerin ise, BNP’nin bir sandalye kazanmasından korktukları belirtiliyor.

Popularity: 43% [?]

Mesut Yılmaz’ın Gizli Genelgesi

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 12 - 2009

Çin’in Türkiye’de sürgünde bir Doğu Türkistan hükümeti kurulmasını istemediğinin vurgulandığı genelgeyle, Rabiya Kadir gibi Uygur Türkü liderlerinin faaliyetleri kısıtlanıyor, gösterilerde Çin bayraklarının yakılmasının engellenmesi isteniyor

23 Aralık 1998 tarihinde dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz imzası ile yayınlanan Başbakanlık Genelgesi’yle Türkiye’deki Doğu Türkistanlılar’ın faaliyetlerine kısıtlama getirildiği ortaya çıktı. 1997 şubatında Doğu Türkistanlılar hükümete karşı ayaklanınca Çin protestoları kanlı bir şekilde bastırmıştı. O dönem Türkiye’de yine Çin’e karşı protestolar yapılıyor, Çin bayrakları yakılıyordu. Bundan rahatsız olan Çin, Türkiye’de sürgünde Doğu Türkistan hükümeti kurulacağı duyumlarını da alınca Ankara’yı uyardı.

Ecevit’e Çin gezisinde uyarı

Uygur Türkü olan Hacettepe Tarih Bölümü Doç. Dr. Erkin Ekrem genelgenin yayınlanma sürecini şöyle anlattı: ”1998 haziranında başbakan yardımcısı Bülent Ecevit, Çin’e gitti. Çinliler, Doğu Türkistan konusunda ’hassasız’ mesajı verdi. Ardından da genelge yayınlandı. Genelge, Türkiye’de faaliyet gösteren Doğu Türkistanlı muhaliflerin hareketlerini kısıtlandı. Birçok muhalif Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.”

Çin’den çekinilmiş olabilir

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Hasan Köni de, Türkiye’nin Çin’in gücünden çekinmiş olabileceğini söyledi: “ANAP-DSP koalisyonu Çin’i karşılarına almaktan çekiniyordu. Koalisyon, Türkiye’nin kendi şartlarını da düşünerek bu şekilde hareket etmiş olabilir. Çin’in gücünden çekinmiş olabilirler.”

İsa Türkiye’ye giremiyor

14 yıldır Almanya’da yaşayan ve Türkiye’ye girişi yasak olan Uygur Kongresi Genel Sekreteri Dolkun İsa’ya ulaştık. İsa, “Genelge beni ve Uygur Türkleri’ni derinden yaraladı. 2003 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde bir toplantı düzenleyecektik. İzin verilmedi. Konferansa üç gün kala Çin elçisi okulla görüşmüş. O görüşmenin ardından toplantı iptal edildi.”

Çin: Siz karışmayın

Erdoğan’ın “BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olarak Şincan’da yaşananların BM gündemine alınmasını istiyoruz” açıklamasına Çin’den ilk resmi tepki geldi. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Qin Gang, olayların “Çin’in içişleri” olduğunu belirterek bu konunun BM Güvenlik Konseyinde ele alınması için neden bulunmadığını söyledi. Nükleer silah sahibi olan Çin, BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip daimi üyesi olduğu için hangi konunun gündeme alınacağını belirleme hakkına sahip.

İŞTE O GENELGE:

Gösterilere bakanlar katılmasın Çin bayrakları yakılmasın

İşte 1998 yılında 1998/36 numaralı ‘gizli’ kaydıyla yayınlanan genelgeden çarpıcı bölümler:

* Türkiye Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC), Çin’in tek hukukî temsilcisi olarak 5 Ağustos 1971’de tanımıştır. Şincan-Uygur Özerk Bölgesi’nden göç ederek Türkiye’ye yerleşen soydaşlarımızın faaliyetleri Türkiye ile ÇHC siyasi ilişkilerinde hassas bir noktayı oluşturmaktadır.

* Doğu Türkistan vakıf ve derneklerinin faaliyetlerinin yasal sınırlar içinde kalması önem arz etmektedir.

* BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri olan ve 1 milyar nüfusu ve rekor düzeydeki kalkınma hızıyla Türkiye için büyük bir potansiyel pazar teşkil eden ÇHC ile siyasî ve ekonomik ilişkilerimiz son yıllarda hızlı bir gelişme göstermektedir.

* Anılan vakıf ve derneklerce düzenlenecek toplantılara bakanlarımız dahil kamu görevlilerimizin katılmamaları ve kutlama mesajları göndermemeleri…

* Toplantılarda Doğu Türkistan bayrağı ve ÇHC’ni rencide eden pankartlar kullanılmaması.

* Çin misyonları önünde Çin bayrağının yakılmasının ve Çin’i rencide edici pankartların kullanılmasının engellenmesi. Yukarıda belirtilen hususlara uyulması hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.

Mesut YILMAZ

Başbakan

Popularity: 53% [?]

RUS PATRİĞİ GELİRKEN BAŞPAPAZI TANIMA

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 12 - 2009
Türkiye’de yarından itibaren Rus Patriğinin gelmesi ile Heybeliada Ruhban Okulu ve Fener Rum Kilisesi’nin ekümenikliği gibi konular yeniden gündeme gelecektir

Onun için, Fener Rum Kilisesi’ni 19 yıldır takip eden bir kişi ve aynı zamanda ikinci sorunu olduğumdan dolayı bildiklerimi ayrıntıya girmeden özetle paylaşmak istiyorum…

Öncelikli olarak başpapazın kilisesi geçmişte imparatorluk, günümüzde ise emperyal bir kilisedir…

Tarihin hiçbir zamanında Vatikan gibi bir devlet olmak istememiş, bölgedeki mevcut birinci güçle ortak olarak varlığını sürdürmüştür…
Yani dün Roma, bugün ise ABD ile olduğu gibi

Bu nedenden dolayı laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bu özelliğini kaybetmiştir

- Kızgındır…

Çünkü Türkiye Cumhuriyet’i emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşı sonrası kurulmuştur!

Savaşı kaybedenler arasında doğal olarak Fener Rum Kilisesi’de vardır…

Kurtuluş Savaşından sonra, İstanbul Kilisesinin ihanetlerinden dolayı Anadolu’da bulunan çoğu Türk kökenli olan metropolitlerin 21 Eylül 1922 tarihinde aldığı bir karar ile Papa Eftim (Pavli KARAHİSARLIOĞLU) önderliğinde Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurdular…

Böylelikle Anadolu’daki Hıristiyan Türkler de, -Rusya, Yunanistan, Bulgaristan ve diğer ulusal kiliseler gibi-, 1600 yıl sonra esaretten kurtuldukların ilan etmişlerdir

Hristiyan Türkler aynı zamanda Anadolu’daki savaşın kazanılmasında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ifade ettiği gibi “bir ordu kadar” katkı sağlamıştır…

Fakat insanlık onuru olan laik Cumhuriyeti koruyamadık…Koruyamadığımız için de;

Bugün Anadolu’nun bağımsızlığı ile ortaya çıkan Papa Eftim önderliğinde kurulan Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi’ni yok saydık!
Eğer bugün, ulus devlet temellerinde kurulan laik Cumhuriyetini korumuş olsaydık, Moskova ve Bütün Rusya Patriği Kiril İstanbul’da, emperyal güçlerin oyuncağı olmayan, komşuları için tehdit oluşturmayan Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni ziyaret edecekti…

Dün laik Cumhuriyetin kurulmasına katkısı olan dedesinden öç almak isteyenler, bugün dedesi ile aynı değerleri savunan Sevgi ERENEROL’u cezalandırarak 17 aydır cezaevinde yatıramayacaklardı…

Ve Cumhuriyeti savunmaktan başka suçu olmayan Sevgi ERENEROL cezaevinde yatarken, başta sözde Cumhuriyetçiler olmak üzere, kendisini Cumhuriyetçi ve Milliyetçi sanan partiler bu durumu görmezlikten gelemeyecekti…

Laiklik karşıtı din terörünün 1600 yıldır mucidi ve odağı olan Fener Rum Kilisesi için değer mi?

Daha fazla yazmaya gerek var mı?

Son söz ise Rus Patriği Kiril’e Eğer Türkiye Cumhuriyeti’ne ziyaretin Ortodoks Hıristiyanlığın gereği ise Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni de ziyaret edersin!

Yoksa Türkiye ziyaretin ortodoksluk dinini emperyal güçlerin emrine veren kiliseye ve onun başpapazına boyun eğdiğinin kanıtı olacaktır!

02 Temmuz 2009

Saygılarımla

Noel Baba Barış Konseyi
Yönetim Kurulu Başkanı
Muammer KARABULUT

Popularity: 50% [?]

İşte Sarkozy’in gizli yüzü

Posted by ruindil Tarih Temmuz - 11 - 2009

İran, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin gizli yüzünü ortaya seriyor İşte Sarkozy’nin sert konuşmalarının arkasındaki gerekçe


İran, Sarkozy’nin gizli yüzünü keşfediyor



Nicolas Sarkozy’nin gizli bir yüzü mü var? Adamın “Siyonist-Hıristiyan” çizgisine yakın muhafazakâr eğilimleri mi var? Sarkozy “İsrail Güvenliğini” korumaya karşı bu hırsı nasıl açıklayabilir? Sarkozy ve Dışişleri Bakanı Kouchner’in Yahudi köklerinin İsrail’i destekleyici dış siyasetlerinde etkisi var mı? Tüm bu sorular, Sarkozy’nin ve Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in “İran Dosyasına” karşı son derece sert çıkışlarda bulunmasından sonra Fransa’nın siyasi gündeminde yer almaya başladı Öyle ki Fransa Dışişleri Bakanlığı İran’a karşı “savaş ihtimalinden” söz etmeye başladı

İRAN’IN VURULMASI YA DA İRAN’IN NÜKLEER BOMBASI

Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner’in “Fransa, uluslararası toplumla birlikte İran’a karşı savaşa hazırlanmalıdır” demeci yayınlandı Aynı açıklamayı Başkan Nicolas Sarkozy 27/08/2007′de Paris’te yabancı ülke büyükelçileri önünde yapmıştı: “iki seçenek var, ya İran’ın vurulması ya da İran’ın nükleer bombası” Tabi Fransa Dışişleri Bakanlığının yeni eğilimlerinin arka planı ve bu eğilimlerin radikal bir şekilde değişme olasılıklarıyla ilgili bir çok soru gündeme geldi

İran’ın Paris Büyükelçiliğinde görevli Diplomat Ali Segedyan “islamonlinenet” sitesine verdiği özel demeçte, İran Diplomasisinin ülkesine yönelik Fransa’nın tutumunu dikkatle izlediğini, Fransız yetkililerin demeçlerindeki sertlik dozunun dikkat çekici ve hayret verici şekilde arttığını” söyledi Ancak Sagedyan sözlerine, Fransa’nın ABD ve İsrail’le birlikte İran’a karşı sonucu önceden kestirilemeyen bir maceraya atılacağına ihtimal vermediğini ekledi Sagedyan, İran Diplomasi Kulislerinde Fransa’nın Dış siyasetindeki son eğilimleriyle ilgili çok sayıda soru işareti oluştuğunu, yine de Fransa’nın siyasi tehditlerinde daha ileri gideceğine inanmadığını söyledi

Birçok Fransız analistin İran Dosya’sına karşı tutumu Fransa’nın tutumunu ABD-İsrail tutumuyla bağdaştırma gayretini yansıtıyor Bilhassa Sarkozy’nin önceliklerinden olan “İsrail’in güvenliğinin” garanti altına alınmasıyla ilgi konularda Zaten Sarkozy İsrail’le olan dostluğunu hiçbir dönemde gizleme ihtiyacı duymuyor Fransa’ya başkan seçilmeden önce de bu böyledir

TABERİYE’NİN KIYISINDA
Nicolas Sarkozy’nin İsrail’e olan desteği konusunda bizzat, İsrail’le verdiği destekle tanınan Sosyalist milletvekili George Freche, Sarkozy’nin Fransa başkanı seçildiğinin hemen ertesinde Fransız medyasının es geçtiği sessiz bir bomba patlattı 24/6/2007 Fransa’nın güney batısında Yahudi Kültür Merkezi’nin düzenlediği törende Freche kalabalığa şöyle sesleniyordu: “Fransız halkının cumhuriyetin başına Yahudi kökenli bir başkan seçmesiyle gurur duyuyorum Freche biz Yahudiler için Yahudi kökenli olan Lion Blum başbakan oldu, Mendas Fruns başbakan oldu Ancak hiçbir zaman Yahudi bir Cumhurbaşkanımız olmadı Frenche sözlerini şöyle bitirdi:

Şimdi de işte size Yahudi bir Dışişleri Bakanı (Kouchner) Peki daha ne istiyorsunuz?

Fransa’nın şimdiki Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Yahudi bir baba ve Protestan bir anneden doğdu Sınır tanımayan doktorlar örgütünün kurucuları arasında yer aldı Haziran 2007 tarihinde Başkan Nikolas Sarkozy tarafından göreve getirilmeden önce ayrıldığı Sosyalist Partinin önde gelen üyelerinden biriydi Fransa basının es geçtiği French’in bu konuşması-ki Fransa basını ülkenin laik yapısı gereğince kişilerin dini kökeniyle ilgili kişisel bilgiler vermekten gelen olarak her zaman kaçınmıştır-çok önemli bir ayrıntı daha içeriyor:

Nicolas Sarkozy ile Bernard Kouchner 1967 yılında İsrail’in bir çok Arap toprağını işgal etmesinden birkaç gün sonra Suriye-İsrail sınırındaki Golan tepelerine yakın Taberiye Gölü kıyısında tanışmışlardı İsrail bu tarihte birçok Arap toprağını, Batı Şeria’yı ve Gazze şeridini işgal etmişti Birçok İsrailli politikacıya göre bu “zafer” Allah’ın seçilmiş halkına verilmiş ilahi bir zaferdi”
Peki, Nicolas Sarkozy, tüm dünyanın Arap topraklarını işgal eden İsrail’i kınadığı bir dönemde Taberiye Gölü kıyısında ne yapıyordu? George French tabi bu soruya cevap vermedi

Bu noktada Nicolas Sarkozy kendisinden bahsederken “Katolik Hıristiyan” olduğunu özellikle vurgulamaya çalışıyor “Yahudi” kökenlerinden bahsetmiyor bile Yahudi olduğunu hayatının geç dönemlerinde keşfettiğini belirtmekle yetindi Ancak bu onun, birçok kaynağa göre İspanyol Yahudi’si kökeninden gelen Cecilia ile evlenmesine engel değildi

TONY BLAIR’İN MİRASI

Sarkozy’nin Yahudi olup olmadığına bakmadan şunu kesin bir şekilde söyleyebiliriz: Sarkozy siyasi olarak hiçbir zaman İsrail’in yakın dostu olduğunu gizleme gereği duymadı Etrafına da İsrail’in güvenliğini şiddetle savunmaktan çekinmeyen danışmanlarla donattı Parlamenter Pierre Lalush ve Alexander Adler gibi ABD’deki neo-conların çizgisi gibi bir çizgi tutturmak isteyen ve İsrail’in güvenliğini şiddetle savunanlar

Başta İsrail’in güvenliği olmak üzere anti-semitizmle savaş, Sarkozy’yi İsrail’i destekleyen ABD’deki Yahudi lobisine en yakın kişiliklerden biri haline getirdi 2004 Ağustos’unda ABD’deki Yahudi Lobisine yakın bir Yahudi Gazetesi son derece ilginç bir rapor yayınlayarak Fransa’da “Jewish American Zionism” yani “Amerikan Yahudi Siyonizmi” hareketinin yükselişte olduğunu söyledi Bu hareketin en büyük destekleyicileri arasında şimdiki başkan Nicolas Sarkozy’nin ismi de yer almaktaydı

Filistin Halkının haklarını savunan Fransız “Euro Palestine” örgütünün koordinatörü Olivia Zamur, Sarkozy seçildikten sonra Fransa’nın Filistin sorununa yönelik Dış Politikasının değiştiğini söylüyor Zamur, Sarkozy ve Dışişleri Bakanı Kouchner Tony Blair’in ABD’de nezdinde yerini almıştır, diyor

Fransız Stratejik araştırmalar enstitüsünde Fransız siyasi analist Berah Mikail wwwislamonlinenet’e verdiği demeçte şöyle diyor: Kişisel kimlik verilerini göz ardı edersek Her ne kadar Sarkozy Fransa’sının Dışişlerinin Chirac dönemindeki siyasetinden farklı olacağını gösteren bir çok işaret olmasına rağmen Nicolas Sarkozy’nin siyasetinde radikal değişiklikler olduğunu söylememiz için henüz çok erken

De Gaulle Fransa’sının siyasetinde oluşan değişiklikle ilgili ilk “tehlike çanını çalan” kişi Le Monde Diplomatic Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Alain Gresh’tir Fransa’nın Arapların sorunlarını savunan denge politikasıyla bağlarını kesmemesi gerektiğini söyledi

KOUCHNER KİMİN DIŞİŞLERİ BAKANI?

Fransız siyasi arenada Fransa’nın Dış siyasetindeki bu yeni değişikliğe eleştiriler gelmeye başladı İlk eleştiriler bizzat iktidar partisinden geldi Eski Fransa Dışişleri Bakanı ve 2003 yılında Irak işgaline karşı meşhur Fransız tezini seslendiren Dominique De Vellepin bu değişikliği Fransa’nın Dış Siyasetinde bir “sapma” olarak nitelendirdi

Öte yandan Ulusal Sağ Cephe, Dışişleri Bakanının siyasetini eleştirerek 11 Eylül 2007′de İsrail Dışişleri Bakanlığında ilginç bir olay olduFransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in İsrailli meslektaşı Tzipi Livni ile yaptığı basın toplantısında –cephenin dediğine göre-bir gazeteci Fransız Bakana, İsrail’in Suriye hava sahasını ihlal etmesiyle ilgili Fransa’nın tutumunun ne olduğu sorması üzerine İsrail Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in önüne küçük bir not koydu, Kouchner de bunu okudu: “Bu konuyla ilgili Fransa’nın bilgisi bulunmamaktadır“Cephe burada şu yorumu yapıyor: Bernard Kouchner kimin Dışişleri Bakanı? Başka bir deyişle: Bernard Kouchner İsrail’in Dışişleri Bakanı mı oldu?

Popularity: 90% [?]