<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Araştırmalar</title>
	<atom:link href="http://www.beyazrenkler.com/category/arastirmalar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.beyazrenkler.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 Jul 2011 11:24:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Gümrüklerde ters lale devrimi</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/gumruklerde-ters-lale-devrimi/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/gumruklerde-ters-lale-devrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 11:28:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>BEYAZRENKLER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[(galanthus)]]></category>
		<category><![CDATA[ağlayangelin (fritillaria)]]></category>
		<category><![CDATA[arapsümbülü (muscari)]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin Doğa Koruma ve Milli Parklar]]></category>
		<category><![CDATA[dağlalesi]]></category>
		<category><![CDATA[gölsoğanı (narciscus)]]></category>
		<category><![CDATA[Gümrüklerde ters lale devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[kardelen]]></category>
		<category><![CDATA[kurtkulağı (eris)]]></category>
		<category><![CDATA[lale (tulipa)]]></category>
		<category><![CDATA[manisa lalesi (Anemone).]]></category>
		<category><![CDATA[nergiz (stenbergia)]]></category>
		<category><![CDATA[süsen]]></category>
		<category><![CDATA[Ters lale]]></category>
		<category><![CDATA[topalak]]></category>
		<category><![CDATA[yersomunu (cyclamen) türleri]]></category>
		<category><![CDATA[zambak (Lilium) türleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[Gümrüklerde ters lale devrimi
Ters laleri yakalatan milli parkçıların sicili parlak: 1500 kelebek, 400 böcek, 5 bin bitki. Gümrükçüler ekipten bitki eğitimi istedi.
Gümrüklerde ters lale devrimi
Artvin Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Faruk Bucak (ortada), Artvinli. Üniversiteyi Artvin&#8217;de okudu. O ve ekibi bölgeyi avuçlarının içi gibi tanıyor.
SERKAN OCAK
İSTANBUL &#8211; Özel bir türe ait son 57 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gümrüklerde ters lale devrimi</p>
<p>Ters laleri yakalatan milli parkçıların sicili parlak: 1500 kelebek, 400 böcek, 5 bin bitki. Gümrükçüler ekipten bitki eğitimi istedi.<br />
Gümrüklerde ters lale devrimi</p>
<p>Artvin Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Faruk Bucak (ortada), Artvinli. Üniversiteyi Artvin&#8217;de okudu. O ve ekibi bölgeyi avuçlarının içi gibi tanıyor.<br />
SERKAN OCAK</p>
<p>İSTANBUL &#8211; Özel bir türe ait son 57 ters lale soğanının yurtdışına çıkmasını engelleyen Artvin Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’nün sicili başarılarla dolu. Israrlı takipleri sonucunda kaçakçılara göz açtırmayan ekip bugüne kadar çok sayıda girişimi önledi. Ekip, 1500 kelebek, 400 böcek ve son olarak son 57 ters lale kaçakçılığını önledi. Şube müdürü Orman Mühendisi Faruk Bucak, ters lale olayından sonra gümrük müdürlüğünde görevlilerin kendisini aradığını ve bitkiler konusunda ortak eğitim almak istediklerini söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin son 57 ters lalesini yurtdışına kaçırmak isterken yakalanan 2 Hollandalı olayının arkasında Artvin İl Çevre Müdürlüğü’nde görevli Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Faruk Bucak’ın ısrarlı takiplerinin önemli payı var. Bucak, kendisine gelen ihbarı sonuna kadar takip ederek kaçakçıları sınırda yakalatmıştı. Bucak göreve geldiği ilk yıllarda (2007-2008) bölgede İsraillilerin çok fazla görüldüğünü belirtirken şu sıralar ise Alman, Danimarkalı ve Hollandalıların bölgede çok sık araştırma yaparken görüldüklerini söyledi.</p>
<p>Araçlarının camlarından içeri bakıyoruz!<br />
Türkiye’deki tüm türlerin ‘keşfedilmiş’ olduğunu anlatan Bucak, yetkilerinin azlığından da yakınıyor: “Muhtemelen Türkiye’deki tüm türlerden örnekler dışarıya kaçırılmıştır. Bu konuda net bir rakam vermemiz mümkün değil. Çünkü bilinmiyor. Buraya gelenler gezip tozmaya gelmiyor. Hepsi bilinçli geliyor. Kimseye hesap soramıyoruz. Gördüklerimizi, ihbar edilenleri çağırıyoruz, çok yumuşak davranarak laf almaya çalışıyoruz. Arama yapamıyoruz. Biz bir yandan konuşurken, bir arkadaşımız araçlarını camdan kontrol ediyor, bitki var mı yok mu diye. Sonra da biz de, savcılığa gümrüklere ihbar ediyoruz. Suçüstü yakalarsak biz de ceza kesiyoruz. Hepsini tutsak da olmaz tabii ki. Yasal bir düzenleme gerekli.”</p>
<p>Nasıl çözmeli?<br />
Orman Mühendisi Faruk Bucak geçmişte de önemli başarılara imza attı. 2007’de Türkiye’den kaçırılmaya çalışılan 1500 kelebeği yakalatırken 2008’de de Kafkasör bölgesinde 400 böcekle Alman uyruklu bir kişiyi yakalattı. Kelebek olayından sonra takdir alan Bucak, kaçakçılığın önlenebilmesi için şu önerileri de sıraladı:<br />
“Avrupa’nın hiçbir yerinde bir yabancı elini kolunu sallayarak gezemez. Kılavuzla gezer. Devletin kılavuz sistemine geçmesi gerekiyor. Köylerde vatandaşları, kolluk kuvvetlerini, personelimizi sürekli eğitiyoruz. Gümrüklerde de bitkiler tanınmıyor. Ters lale olayından sonra gümrük müdürlüğünden aradılar, önerilerde bulundum. Önce hocalarla görsel sunumlarla eğitim yapılmalı, sonra da arazide bitkileri anlatmalıyız.”</p>
<p>Kaçakçılıkta en gözde türler<br />
Türkiye’nin biyolojik zenginliklerinin yurtdışına kaçırılmasında milat, 1903 yılında lale soğanlarının Hollanda’ya gitmesi olarak kabul ediliyor. Yasadışı yollardan kaçırılan bitkilerin başında ise soğanlı türler geliyor.</p>
<p>Bu türlerin başlıcaları şöyle:</p>
<p>Ters lale, ağlayangelin (fritillaria), lale (tulipa), kardelen, (galanthus), gölsoğanı (narciscus), nergiz (stenbergia), topalak, yersomunu (cyclamen) türleri, arapsümbülü (muscari), süsen, kurtkulağı (eris), zambak (Lilium) türleri, dağlalesi, manisa lalesi (Anemone).</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=150&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2011/07/04/gumruklerde-ters-lale-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Futbol, Bahis, Şike ve Kapitalizm</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2010/05/25/futbol-bahis-sike-ve-kapitalizm/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2010/05/25/futbol-bahis-sike-ve-kapitalizm/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 23:50:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[şike]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Futbol, Bahis, Şike ve Kapitalizm


Suphi Koray

Geçtiğimiz günlerde aralarında ünlü isimlerin de olduğu yaklaşık 50 futbolcu şike yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı. Bu gözaltı furyası oldukça yankı uyandırdı, ancak şike meselesi aslında ilk kez gündeme gelmiyor. Geçmiş yıllarda da gerek Türkiye’de gerekse başka ülkelerde şike skandalları ortaya çıkmıştı. Her ne kadar medyada münferit bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>Futbol, Bahis, Şike ve Kapitalizm</h2>
<div>
<div>
<p>Suphi Koray</p></div>
<div>
<p>Geçtiğimiz günlerde aralarında ünlü isimlerin de olduğu yaklaşık 50 futbolcu şike yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı. Bu gözaltı furyası oldukça yankı uyandırdı, ancak şike meselesi aslında ilk kez gündeme gelmiyor. Geçmiş yıllarda da gerek Türkiye’de gerekse başka ülkelerde şike skandalları ortaya çıkmıştı. Her ne kadar medyada münferit bir skandalmış gibi lanse edilse de şikenin futbolla iç içe geçtiği herkesçe bilinen bir gerçek. 2005 yılındaki Akçaabat Sebat-Kayseri maçı bunlardan sadece biri. Bu maçta kalecinin kendisine teklif edilen 200 bin avroluk şikeyi ihbar etmesi üzerine şike skandalı patlak vermişti. Şikeyi engelleyen kulüp başkanı Veli Sezgin vurulmuş, kaleci ise aylarca kendisine kulüp bulamamıştı. Olaylar üzerine Mecliste bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyonun hazırladığı raporda “Türkiye’de şike ve teşvik priminin varlığı şüphesizdir” deniliyordu. Aynı raporda Türk milli takımının da şike yaptığı yer alıyordu.</p>
<p>Keza İtalya’da 2006 yılında ortaya çıkan şike vakasında kulüplerin hakemleri satın almaya çalıştıkları tespit edilmişti. İtalya’nın dünyaca ünlü büyük kulüpleri ağır cezalar almış, Juventus küme düşürülmüştü. Olaya karışan kişilere para ve hapis cezaları verilmişti. Geçtiğimiz günlerde yeni ses kayıtlarının ortaya çıktığı bu şike davası hâlâ devam ediyor. Geçtiğimiz senenin sonunda ise Almanya’da uluslararası bir şike soruşturması başlatıldı. Bu soruşturmada Türkiye’de de bazı maçlarda şike yapıldığı bilgisi yer alıyordu. Nitekim Türkiye’deki şike skandalı da bu soruşturmanın hemen ardından patlak verdi.</p>
<p>Geçmişteki diğer vakaları da düşündüğümüzde şikenin profesyonel futbolla yaşıt olduğunu söylemek yanlış olmaz. Üstelik ortaya çıkan şike skandalları buzdağının sadece görünen yüzü! Kapitalizmin doğası gereği futbolun profesyonelleşmesi şikeyi de beraberinde getirmiş, futbol pazarı büyüdükçe şikenin niteliği ve niceliği de değişmiştir. Bahis sektörünün devasa boyutlara ulaşmasıyla şike ile büyük vurgunlar elde etmek mümkün oldu. Bire beş veren bir maçta 200 bin lirayla bir milyon lira kazanılabilir. Bunun için kaleci veya hakemlere şantaj ve tehdide kadar çeşitli yol ve yöntemlerle şike yaptırılıyor. Tüm bunlar futbolla mafyanın sıkı bir ilişkiye girmesine de yol açmıştır. Hatırlanacak olursa yakalanmadan önce yurtdışına kaçan Alaattin Çakıcı’ya vize Beşiktaş kulübü tarafından ayarlanmıştı.</p>
<p>Futbolun masum ve eğlenceli bir oyundan uzaklaşıp kelimenin kötü manasıyla profesyonelleşmesi kapitalizmin eseridir. Çayırlarda mütevazı bir eğlence olarak başlayan futbol, bugün milyarlarca insanın izlediği milyarlarca dolarlık pazara sahip bir oyun haline geldi. Çayırların yerini görkemli futbol stadyumları, amatör takımların yerini artık birer şirkete dönüşen futbol kulüpleri, seyircilerin yerini ise müşteriler aldı. Kısacası kapitalizm futbolu da küreselleştirip muazzam bir kâr aracı haline getirdi.</p>
<p>Bugün futbolun 500 milyar dolarlık pazar hacmiyle devasa bir endüstriye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Reklâm gelirleri, sponsorluk anlaşmaları, yayın ihaleleri ve bahis oyunlarıyla bu devasa sektörün pazar hacmi her geçen gün artıyor. Bazı futbol kulüplerinin bütçeleri yoksul ülkelerin bütçelerini bile aşıyor. En zengin 20 futbol kulübü 2009 yılında 3,9 milyar avroluk gelir elde etti. Listenin üst sıralarında yer alan Real Madrid, Barcelona, Manchester United gibi kulüplerin yıllık gelirleri 400 milyon avro civarında. Emperyalist piramidin üst basamaklarındaki ülkelerin takımları en zenginler listesinde de başı çekiyorlar.</p>
<h2>Bu değirmenin suyu nereden geliyor?</h2>
<p>Futbol kulüplerinin en önemli gelir kaynağını yayın haklarından elde ettikleri paralar oluşturuyor. En zengin 20 kulübün yayın haklarından elde ettiği gelir 1,6 milyar avroya yaklaştı. Türkiye’de ise bu sene başında yapılan ihaleyi 321 milyon TL ile yine Digiturk kazandı. Havuz sistemi uygulamasına göre her sene olduğu gibi buradan aslan payını yine dört büyükler alacak. Yayıncı kuruluş ihaleyi bu kadar yüksek bir bedelle aldığına göre dekoder satışlarından ve reklam gelirlerinden büyük kârlar elde edecek. Derbi maçında geçen bir reklâm bandının bedelinin 2009’da 65 bin TL olduğunu düşünürsek, medya şirketlerinin naklen yayın ihalelerine neden bu kadar büyük meblağlarda sermaye yatırdıklarını daha kolay anlarız. Öyle ya, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez! Milyarlarca kişinin izlediği dünya kupası maçlarında çok daha büyük paralar dönüyor. 2006 dünya kupasında yayın haklarından 1 milyar avro gelir elde edildi, bu rakamın bu sene 1,2 milyara çıkması bekleniyor. Bir ay gibi kısa bir sürede sadece TV yayınlarından bu kadar gelir elde edilmesi futbolun bacasız sanayi sıfatını yeterince hak ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Medya tekellerinin yanı sıra spor giyim tekellerinin de gözü futbol maçlarında ve futbolcularda. Kendi reklâmlarını yapmaları için yıldız oyunculara milyonlarca dolar verebiliyorlar veya sponsor olabilmek için kesenin ağzını sonuna kadar açıyorlar. Ama ürünlerini üreten işçilere karşı hiç de cömert değiller. Uzun çalışma saatleri karşılığında işçilerin payına düşen düşük ücret ve yoksulluk oluyor. Yıldız futbolcu sahada 90 dakika terleyip milyonlar kazanıyorken, saatlerce çalışıp ay sonunu getiremeyen yoksul işçi onu televizyonda izlerken yorgunluktan uyuyakalıyor. Yoksul emekçi ailelerden gelen yıldız futbolcuların sınıfsal kökenleri ön plana çıkartılıp pazarlanır. Dünyanın bir numaralı futbolcusu Messi’nin babası fabrikada işçi, annesi gündelikçidir. Zidane bir göçmen çocuğudur, Beckham ise İngiltere’nin bir varoş semtinde dünya gelmiştir. Böylece işçilere şu mesaj verilir: “Siz de yapabilirsiniz! Siz de milyonlarla oynayabilirsiniz.” Hem taraftarlarla futbolcular arasında sınıfsal bir bağ kurulur, hem de sınıf atlama hayalleri pekiştirilerek milyarlarca taraftar kapitalizmin gönüllü savunucuları haline getirilir. Yıldız futbolcular ilâh mertebesine çıkartılır. Onlar ilâhlaştıkça, işçiler köleleşir.</p>
<p>Kulüplerin diğer önemli gelir kaynağını ise maç hâsılatları oluşturuyor. On binlerce kişilik stadyumları dolduran taraftarlar, tuttukları takımın kasasına milyonlarca lira akıtıyorlar. Örneğin Avrupa’nın en zengin 20 kulübü 2008-2009 sezonunda bilet satışlarını %3,5 artırarak 1 milyar avroluk gelir elde etti. Krize rağmen taraftarların statları doldurmaları futbolun hem ekonomik açıdan hem de ideolojik açıdan burjuvazi için ne kadar etkili bir araç olduğunu gösteriyor. Taraftarlar sadece bilet değil, takımlarının formalarını, kaşkollerini, şapkalarını da satın alarak kulüplerin büyük kazanç elde etmelerini sağlıyorlar. Türkiye’deki üç büyük takım, fiyatı 100 TL’yi bulan formalardan yüz binlerce satabiliyor. Adı dünyanın dört bir yanında bilinen takımların ve star oyuncularının formaları ise çok daha büyük gelir getiriyor. Örneğin, geçen sene Ronaldo’yu 94 milyon avroya transfer eden Real Madrid, 85 avrodan sattığı 1 milyon 200 bin formadan 102 milyon avro kazanmıştı. Baş döndürücü rakamların döndüğü transfer borsası ve şapka, kaşkol, forma vs. ürünlerin gelirleri, futbolun başlı başına bir endüstri haline geldiğinin başka bir kanıtıdır. Kulüpler birer şirket haline geldikleri için borsadaki yerlerini de almış bulunuyorlar.</p>
<h2>Şike kaçınılmaz</h2>
<p>Pasta büyüdükçe pastayı yiyenlerin tamahkârlığı da doğal olarak artıyor. TV gelirleri, reklam gelirleri, maç hâsılatları onların gözünü doyurmak bilmiyor. Futbol endüstrisinin patronları milyarlarca insanın tutkusu ve bağımlılığı haline gelen bir oyundan nasıl daha fazla kâr elde edebileceklerinin derdindeler. Bunun kaçınılmaz sonucu bahis sektörünün alabildiğine büyümesi ve yaygınlaşması oldu. Bahis bütün spor dallarında oynanıyor. At yarışı, horoz dövüşü, tazı yarışı gibi sadece bahis odaklı etkinlikler de düzenleniyor. Hatta Nobel ödüllerinden seçim sonuçlarına kadar akla gelebilecek her türlü konuda bahis düzenlenebiliyor. Fakat hiçbirisi futbolunki kadar çok insana ulaşmıyor ve hiçbirisinin pazar hacmi futbolunki kadar büyük değil. Futbol endüstrisinin yan sanayisi gibi çalışan bahis sektörü bu yüzden burjuvazinin iştahını kabartıyor.</p>
<p>Tahmini rakamlara göre bahis sektörünün büyüklüğü 1 trilyon doların üzerinde. Bunun yaklaşık dörtte birini 227 milyar dolarla futbol maçları üzerine oynanan bahisler oluşturuyor. Bunun önemli bir kısmı illegal bahis olduğu için sağlıklı rakamlara ulaşmak mümkün değil. Türkiye’de yasadışı yollarla oynanan bahis miktarının bir milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Devlet bu pazarı kendi kontrolü altına alabilmek için gerekli yasal değişiklikleri 2004’te yaptı ve internet üzerinden yurtdışına giden paranın bir kısmının “İddaa” üzerinden kendi kasasına akmasını sağladı. İddaa, internetin gelişimi ve bayi sayısının her geçen gün artmasıyla çok daha kolay biçimde oynanabilir hale geldi. Her caddede bir İddaa bayii bulmak mümkün. Bayilik için sırada bekleyen binlerce kişi var. İddaa oynayan kişi sayısı arttıkça gelir de arttı. Gelir artıkça da bayi ve oynayan sayısı arttı. Hazine ve futbol kulüplerinin kasaları doldu. Pastanın büyük dilimi devlete ve sanal bayi hakkı elde eden holdinglere gidiyor. Futbol kulüplerine de gelirin yaklaşık %10’u düşüyor. Son beş yılda İddaa’dan 10,2 milyar gelir elde edildi; bunun 670 milyonu futbol kulüplerine verildi. Kulüplerin bahisten kazançları sadece bununla da sınırlı değil. İddaa’nın sanal bayi hakkını alan firmalar bazı futbol kulüpleri ile sponsorluk anlaşması imzalıyorlar. Kulüpler buradan da ekstra kazanç elde ediyorlar. Bahis sektörü ile futbol bu kadar iç içe geçince ve mevzubahis milyarlarca liralık bir pazar olunca şike kaçınılmaz oluyor. Şike yapanların amacı artık takımlarının kazanması değil, gerekiyorsa sahada kaybetmek ama bahiste kazanmak!</p>
<p>Spor-toto, sayısal loto, milli piyango, İddaa gibi yasal şans oyunlarına genel bir ilgi artışı söz konusu. Yasal şans oyunlarının 2007 yılında yaklaşık 5,2 milyar lira olan toplam hâsılatı %20 artarak 2008’de 6,2 milyar liraya yükseldi. En büyük ilgi ise İddaa’ya. Kurulduğu 2004 yılından bu yana meraklısı her gün artıyor ve bugünün rakamları İddaa’nın nasıl bir çılgınlık boyutuna ulaştığını gösteriyor. İddaa’da elde edilen toplam hâsılat 10 milyarı geçmiş bulunuyor. Üstelik bunun 3 milyara yakın kısmı ise 2009 yılında elde edilmiş. Başlangıçta yüz binlerle sınırlı olan oynayan sayısı bugün 3,5 milyona ulaşmıştır. İnternetteki sanal bayilerin yanı sıra Türkiye genelinde 5 bin civarında bayi mevcuttur. Bununla da yetinmeyen devlet alışveriş merkezlerine, stadyumlara kuracağı seyyar bayilerle bahis gelirini arttırmayı hedefliyor.</p>
<h2>Kurtuluşu şansa bırakma!</h2>
<p>Kriz döneminde şans oyunlarına artan ilgiyle burjuvazi bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Hem çok ciddi bir ekonomik kazanç sağlanıyor, hem de krizin belini büktüğü emekçilerin çareyi mücadelede değil şans oyunlarında aramalarına yol açarak kapitalist sistem için bir emniyet supabı oluyor. Her hafta milyonlarca kişi vaktini ve parasını şans oyunlarında harcamaktadır. 2008’de İddaa’ya 2,3 milyar, at yarışına 2,1 milyar, Milli Piyango’ya ise 1,8 milyar TL harcanmış. Haftada 10 ilâ 20 milyon arasında İddaa kuponu oynanıyor. Sanal bayilerin üye sayısı 1,5 milyonu geçti ve bu sayı giderek artıyor. Bu milyonlarca insanın vaktini bahis oynamakla geçirmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Herhangi bir bayide ellerindeki kuponları dolduran onlarca genci görebilirsiniz. Oynayanların önemli bir kısmı yoksul gençler. Cumhurbaşkanlığının yaptığı araştırmaya göre halkın yüzde 9’u şans oyunlarına ayda 150 lira ve üzerinde para harcıyor. Üstelik umudunu şans oyunlarında arayan bu grubun yüzde 35,6’sı açlık sınırında bulunuyor.</p>
<p>İddaa’nın Milli Piyango’dan önemli bir farkı var. Piyango bileti alacak kişi biletini alır ve çekilişin sonucunda kazanıp kazanmadığına bakar. İddaa oynayan ise dolduracağı kupon için saatlerini harcar. İddaa konusu futbol olunca zaten sınırlı olan boş vakitler gönül rızasıyla boşa harcanmış olur. İnternetten, radyodan veya televizyondan maçlar saatlerce takip edilerek bahis kuponunun tutup tutmayacağı heyecanla beklenir. Maç sonucunu tahmin etmek için önceki maç sonuçları araştırılır, futbol maçları düzenli olarak takip edilir, gazetelerin verdiği İddaa ekleri satır satır okunur. Bir minibüste işçi bülteni okuyan birisini görmeniz düşük olasılıktır, oysa İddaa gazetesi okuyan bir işçiyi her yerde görebilirsiniz. Tekel, TARİŞ ya da Akkardan işçilerinin haklı mücadelesini duymamıştır, ama geçen haftanın maç skorlarını, golleri kimin attığını ve başka her türlü detayı size söyleyebilir. İşte at yarışı, İddaa gibi şans oyunlarının işçi sınıfını felç eden yönü budur! Umutlar bir ata ya da maça bağlanır; dertler, sorunlar unutulur; kısa yoldan köşeyi dönme hesapları yapılır. Kapitalist düzen reklâmlarıyla bunu körükledikçe körükler. Uzun çalışma saatlerine, düşük ücretlere karşı mücadele yerine hangi takımın şampiyon olacağı, İdaaa’da hangi maça oynanması gerektiği konuşulur.</p>
<p>Endüstriyel futbol devasa bir pazar olmasının yanı sıra burjuva ideolojisinin hâkimiyetine katkıda bulunan güçlü bir araçtır aynı zamanda. Endüstriyel kapitalist futbol kitlelerin afyonudur. Bahis oyunlarının yaygınlaşması futbolun bu uyuşturucu etkisini daha da artırmıştır. İşçiler, sınırlı boş vakitlerini endüstriyel futbola ayırırken, kapitalizmin iğrenç çarkları dönmeye devam eder. Zihinlerin uyuşturulup esir alınması sayesinde kapitalizm pisliklerini her yere bulaştırır. Hem bahiste, hem sahada kazanan burjuvazi olur. Nazım Usta’nın dediği gibi “kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim”!</p></div>
</div>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=111&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2010/05/25/futbol-bahis-sike-ve-kapitalizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çiller, CIA&#8217;nin &#8221;İstanbul Gülü&#8221;ymüş</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/15/ciller-cianin-istanbul-guluymus/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/15/ciller-cianin-istanbul-guluymus/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 10:59:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[cıa]]></category>
		<category><![CDATA[çiller]]></category>
		<category><![CDATA[dıa]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[mit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon&#8221; davasında, sanık avukatlarına dağıtılan CD&#8217;lerde, Tansu Çiller&#8217;in CIA için &#8220;İstanbul&#8217;un Gülü&#8221; adıyla çalıştığı yer alırken, Tuncay Güney sorgusu da yer aldı.
Ergenekon davasının kilit noktalarından birisi olarak bilinen ve MİT tarafından hazırlanan ’Ergenekon şeması’nın nasıl oluşturulduğuna dair bilgiler mahkemeye verildi. MİT tarafından 6 CD halinde gönderilen belgelerin içinde Tuncay Güney’in sorgusu, Aydınlık dergisindeki haberler ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px;">Ergenekon&#8221; davasında, sanık avukatlarına dağıtılan CD&#8217;lerde, Tansu Çiller&#8217;in CIA için &#8220;İstanbul&#8217;un Gülü&#8221; adıyla çalıştığı yer alırken, Tuncay Güney sorgusu da yer aldı.</p>
<p>Ergenekon davasının kilit noktalarından birisi olarak bilinen ve MİT tarafından hazırlanan ’Ergenekon şeması’nın nasıl oluşturulduğuna dair bilgiler mahkemeye verildi. MİT tarafından 6 CD halinde gönderilen belgelerin içinde Tuncay Güney’in sorgusu, Aydınlık dergisindeki haberler ve bazı askeri dosyalar yer alıyor&#8230;</p>
<p>Vatan’ın haberine göre, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen Ergenekon davasının en önemli konularından biri de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından hazırlanan ’Ergenekon Terör Örgütü Şeması’. Şimdiye kadar çok tartışılan bu konuyla ilgili olarak dün mahkemede önemli bir gelişme yaşandı. Ergenekon Terör Örgütü Şeması’nın oluşturulmasında kullanılan belgelerle ilgili olarak daha önce 6 CD olarak 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti. Mahkeme bu belgelerdeki incelemesini dün tamamladı ve bu CD’leri avukatlara dağıttı.</p>
<p><strong>İmzasız mektupla ortaya çıktı</strong></p>
<p>MİT Şeması ve 6 CD 3 Temmuz 2002 tarihinde ortaya çıkmıştı. CD’ler MİT’e, 3 Temmuz 2002 tarihinde kendisini polis olarak tanıtan bir kişi tarafından posta yoluyla isimsiz ve imzasız ihbar mektubu olarak gönderilmişti. 6 adet CD, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Ocak 2009 tarihindeki duruşmada kurumdan istenmişti.</p>
<p><strong>Güney de var Hizbullah da</strong></p>
<p>2002 yılında MİT’in eline geçen ve “Ergenekon Terör Örgütü Şeması” nın oluşmasını sağlayan CD’lerde, Tuncay Güney’in 2001 yılında gözaltına aldığı dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde kendisiyle yapılan bir mülakata ilişkin ses kaydı da var. Bu kayıtlarla ilgili daha önce haberler basında yer almıştı. Özellikle bu CD’lerde Güney’in işkence altında ifade verdiği dikkat çekmiş ve bu konu uzun süre basında tartışılmıştı. CD’lerde Aydınlık dergisindeki bazı haberler, Tansu Çiller’in ABD vatandaşlığı, Hizbullah’ın MİT tarafından yönetildiği iddiaları, Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 1985 yılında hazırlanan rapor, Veli Küçük hakkında çıkan haberlerin küpürleri, TBMM’deki Susurluk Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporun bir kısmına kadar bir çok konu hakkındaki haber metni de yer alıyor.</p>
<p><strong>Bir garip Çiller belgesi!</strong></p>
<p>CD’lerin içinden ilginç bir belge ortaya çıktı. Belgedeki iddiaya göre Çiller, 1967’den beri “İstanbul’un Gülü” kod adıyla CIA için çalışmış. 1999 yılında da gündeme gelen bu iddialara göre, Türkiye’deki bazı siyasetçiler Çiller’in iktidarda olduğu 1993-1996 yılları arasında ABD’deki malvarlığını araştırmak üzere bir hukuk bürosuyla anlaştı. Büro da CAL kod adlı eski bir CIA ajanıyla çalışmaya başladı. CAL, Çiller’i bizzat tanıyan ve Prag’da yaşayan Fish adlı ajana ulaştı. Fish, Frankfurt’taki ABD Üssü’nde verdiği ifadede, Çiller’in 1979’da, “ABD çıkarlarını kollayan yabancı ülke vatandaşlarına Amerikan vatandaşlığını verebileceğini ve bunun gizli tutulacağını” öngören 8 USC 1427 (f) yasasına göre ABD vatandaşı olduğunu söyledi. Çiller’in 1967’den beri “İstanbul’un Gülü” kod adıyla CIA için çalıştığını, özel eğitimden geçirildiğini ve bu dönemde Yale Üniversitesi’nde post-doktora yaptığını da öne sürdü. ABD’li yetkililer, Fish’i bu işin üzerine gitmemesi yönünde uyardı. Tüm bu iddiaların yer verildiği belgede, bir de eski CIA ajanı “Motta Gur”un şu notu yer alıyor: “Fish, evinde çıkan bir yangında hayatını kaybetti, Çiller’in ajanlığına ilişkin belgeler de kayboldu!”</p>
<p></span></p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=103&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/15/ciller-cianin-istanbul-guluymus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İtalya-İsrail-Libya koalisyonu-Londra’da Arapça yayımlanan El Arab gazetesi</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/13/turkiye-partisinin-amblemi-ile-ilginc-iddia/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/13/turkiye-partisinin-amblemi-ile-ilginc-iddia/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2009 17:13:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>BEYAZRENKLER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Abdüllatif Şener]]></category>
		<category><![CDATA[Beller]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Binyamin Netanyahu’nun ziyaretinden sonra Silvio Berlusconi harekete geçti ve Libya’da NATO operasyonlarının durmasını istedi. İtalya, böylelikle Kaddafi’ye yönelik askeri operasyondan çekilen ikinci Batılı ülke oldu.
İtalya’daki İsrail yandaşlarının zayıf sebeplerinden biri de şu: Berlusconi’nin Kaddafi’ye karşı askeri operasyonun durması kararı, ABD Başkanı Obama’nın Afganistan’dan askeri çekilmeyi başlatmak kararından sonra geldi. Britanya ve Fransa’nın Libya’daki savaşı sürdürme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Binyamin Netanyahu’nun ziyaretinden sonra Silvio Berlusconi harekete geçti ve Libya’da NATO operasyonlarının durmasını istedi. İtalya, böylelikle Kaddafi’ye yönelik askeri operasyondan çekilen ikinci Batılı ülke oldu.</p>
<p>İtalya’daki İsrail yandaşlarının zayıf sebeplerinden biri de şu: Berlusconi’nin Kaddafi’ye karşı askeri operasyonun durması kararı, ABD Başkanı Obama’nın Afganistan’dan askeri çekilmeyi başlatmak kararından sonra geldi. Britanya ve Fransa’nın Libya’daki savaşı sürdürme gücü, Ağustos ayını aşmayacak ve zaman ne kadar uzasa da NATO, savaşı sonuçlandırmaya kadir değil. Roma’daki İsrail yandaşları, Libya petrolünün durması karşısında İtalya’nın uğradığı ekonomik zarardan bahsediyor. Dolayısıyla İtalya, Libya petrol rafinerilerinin yeniden faaliyete geçirilmesine, devrimcilerden önce Kaddafi’yle kurulu koalisyona dönmeye çalışacak.<br />
İsrail iddiaları, Netanyahu’nun İtalya ziyaretiyle Libya’yı Avrupa ve İsrail güvenliğinin garantörü olarak Kaddafi kabzasına bırakma amaçlı stratejik düzenleme arasında bir ilişki olmadığı üzerinde duruyor. İsrail medyası, Netanyahu’nun İtalya ziyaretinin Filistinlilerin BM’ye gidişine destek verilmesini önlemek ve müzakerelere dönmeleri yönünde baskı yapmak için gerçekleşti. İsrail’in Filistinlilere baskı yapılmasıyla ilgilendiği doğru, ancak İsrail’in çıkarı, Mübarek’in gidişini telafi edecek Arap lider olarak Kaddafi’nin güçlendirilmesinde saklı. İtalya’nın NATO operasyonlarını eleştirmesi, Netanyahu, Berlusconi ve Kaddafi arasındaki üçlü koalisyonun siyasi zaferi olarak görülmekte.</p>
<p>İsrail’den maddi destek </p>
<p>İtalyan başbakanının açıklamaları, bazı Batılı çevrelerin Libya’daki Geçici Konsey üyelerinin çoğunun İslamcı olduğu veya İslamcı kökleri olduğu iddiasını pohpohlama çabalarıyla aynı zamana denk geldi. Resmi istatistikler, Irak ve Afganistan’da şehit olanların çoğunun Libya kökenli olduğunu gözler önüne sermiş. Hatta Libya devrimleri tarafından kaçırılan Grad füzelerinin Gazze’deki direnişçilerin eline geçtiğini iddia edenler bile çıktı.</p>
<p>Libya’daki devrimin süresinin uzaması, İsrail’in ve Batı’nın stratejik çıkarlarına hizmet etmiyor. Batı, genel haliyle Arap halklarına ve yabancıların egemenliğinden kurtulma eğilimlerini idare etme güçlerine güvenmiyor. </p>
<p>Bu nedenle İsrail, Libya halkının devrimine karşı İtalya’yı seferber etmekle yetinmeyecek, Kaddafi rejimine maddi destek ve siyasi kılıf verecektir. </p>
<p>İsrail çabası durmayacak, Libya devriminin tasfiyesine ve ülke halkının Kaddafi’nin yıllardır hapsettiği şişeye geri sokulmasına çalışacak. Böylelikle Arap Libya, Akdeniz’de Batı çıkarlarının bekçisi, İsrail güvenliğinin de garantörü olacak. </p>
<p>(Londra’da Arapça yayımlanan El Arab gazetesi, 28 Haziran 2011)</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=83&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/13/turkiye-partisinin-amblemi-ile-ilginc-iddia/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çok kirli işler bunlar..</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/12/cok-kirli-isler-bunlar/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/12/cok-kirli-isler-bunlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 18:28:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[cargill]]></category>
		<category><![CDATA[gdo]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[prifizer]]></category>
		<category><![CDATA[rockefeller]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[Tıpkı kuş gribi, domuz gribi, kene ve benzerleri gibi... Bu kez yenilerini yok etmek için yeni ve daha yoğun ilaç kullanımı gerekecek! İşte daha verimli, daha yararlı denilen ve hükümetimizi, milletvekillerimizi ikna etmeye çalışanların önerdiği yeni tarım modeli ardındaki çok kirli işler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px;"><strong>&#8220;Deccalî güç ve işbirlikçileri insana &#8220;şah&#8221; dedi&#8221;</strong></span></p>
<p>Türkiye&#8217;de bazı çiftçiler bu riskin farkında olan İngiltere Kraliçesi için, doğal tohumlar ile asla ilaç ve gübre kullanılmayan meyve ve sebzeler yetiştirmekte. Devletimiz de kendi personeli ve aracı ile Kraliçe&#8217;ye bilabedel servis vermekte. İngiltere Kraliçesi&#8217;ne bilabedel hizmet eden devletimiz, tebaasına doğal gıdayı bile çok görüyor. Demek ki insan haklarından yararlanabilmek için herkesin &#8220;kral&#8221; olması gerekiyor.</p>
<p>Dünyada ekilebilir tarım alanı 300 milyon hektar iken bugün itibariyle bu alanların yaklaşık yarısında (150 milyon hektar civarında) genetiği değiştirilmiş tarım ekimi yapılıyor. Şimdilik 200 milyar dolar civarında seyreden dünya tohum pazarının hedefi çok daha büyük.</p>
<p>Hali hazırda tarım arazilerini ve çiftçilerini GDO&#8217;lu ürünlere kaptıran otuzu aşkın ülke var. Bu ülkeler, büyük oranda GDO&#8217;lu tohum pazarının hâkimi Monsanto&#8217;nun çağdaş sömürgelerini oluşturuyorlar.</p>
<p>1901&#8242;de kurulan ve adı &#8220;şeytan şirket&#8221;e çıkan Monsanto, 3500&#8242;den fazla tohum türünün patentini almış 150&#8242;den fazla ülkede faaliyet gösteren bir şirket. Monsanto birçok kişi için bilindik bir isim değilse de, Pfizer İlaç (Pharmacia) veya Cargill (1865) markaları, bu firmayı tanımakta bir referans olacaktır.</p>
<p>Monsanto, tohumdan tarım ilacına, eczacılıktan veterinerliğe kadar onlarca şirketi ile insanlığın geleceğini yönlendiren ve yöneten bir grup&#8230; Bu şirket dünyadaki GDO&#8217;lu Kanola (kolza)&#8217;nın yüzde 59&#8242;unun, GDO&#8217;lu pamuk ekiminin yüzde 63&#8242;ünün, GDO&#8217;lu soya ekiminin yüzde 92&#8217;sinin ve GDO&#8217;lu mısır ekiminin yüzde 97&#8217;sinin sahibi konumunda.</p>
<p>Amerikan Gıda ve İlaç Örgütü FDA (Food and Drug Administration)&#8217;nın büyük oranda Monsanto grubunun kontrolünde olduğu belirtmekte yarar var. Amerika başta olmak üzere, bir ülkenin kritik görevlerindeki birçok kişinin Monsanto ile ilişkisinin yanı sıra birçok sözde bilimsel çalışmaların da finansmanı, bu ve benzeri şirketlerce karşılanmakta.</p>
<p>Petrol devi Mobil grubunun sahibi, Siyonist John Davit Rockefeller (Rockefeller Vakfı) 1952&#8242;de Nüfus Konseyi (Population Council)&#8217;ni kurar. Amaç, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırmak. Bu alanda oldukça başarılı olduğu bir gerçek. Rockefeller bu başarıyı daha sonra tohum alanına da aktarır.</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda Microsoft&#8217;un sahibi Bill Gates (Bill-Melinda Gates Vakfı) de &#8220;açları doyurmak ve çiftçilere yardım&#8221; gibi masum bir kılıfla; hem tohumları tescil etmek, hem de kısırlaştırma çalışmalarıyla Monsanto, Rockefeller, Pioneer vb. ile -aynı amaç uğruna- yarışa girmiş ve on milyarlarca dolarlık servetini bu alana yatırmış.</p>
<p>Hatırlamak gerekir ki; Mayıs 2009&#8242;da bu firmaların patronları Rockefeller&#8217;de toplanmış ve &#8216;dünya nüfusunu nasıl sınırlandırabileceklerini&#8217; konuşmuşlardı.</p>
<p><strong>Tohumcuların amacı ne?</strong></p>
<p>Genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili ileri sürülen amaç; tarım verimliğini artırmak, daha ekonomik üretim, açları doyurmak ve raf ömrü uzun ürünler üretmek gibi gösterilse de, bunun büyük bir yalan olduğu üstü örtülemez bir gerçeğe dönüşmüştür. GDO&#8217;lu ürünlerle bugüne dek verimliliği artırmak şöyle dursun tam aksine bir düşüş yaşanmış, çiftçilerin çoğu açlığa mahkûm edilmiş, tarım alanları tahrip olmuş ve açlar da doyulamamış. Bu ürünleri üretenlerin başardıkları tek şey, ürünün raf ömrünü uzatmak olmuş. Raf ömrünü uzatmayı başarırlarken insan ömrünü kısaltmışlar ve laboratuarda ürettikleri hatta bazen de kontrolleri dışında gelişen yeni yeni hastalıkların ortaya çıkmasını da sebep olmuşlar. Kendi elleriyle ürettikleri hastalıkları, yine kendi ilaç şirketleri aracılığıyla paraya tahvil etmeye devam etmekteler.</p>
<p>Bugün için gizleyemedikleri asıl amaçları, Norveç&#8217;in Spitsbergen adasına kurdukları &#8220;Svalbard Küresel Tohum Deposu&#8221; gibi tohum ambarlarında; doğal tohumları saklayıp, laboratuarda genlerini değiştirerek geliştirdikleri yeni kısır tohumlar ile dünyayı kontrol altına almak. Bu sayede istedikleri ülkelere istedikleri öldürücü virüsü ihraç edebilecekler, istedikleri ırkları kısırlaştırarak ortadan kaldıracaklar, emirleri dışında hareket etmeye kalkan ülkeleri tohumdan mahrum bırakarak cezalandıracaklar.</p>
<p>Bir türlü kontrollerine girmeyen asî toplumları bu sayede kontrol ederek kalıcı ve sorunsuz hâkimiyetleri önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak, onlar için hiç de zor olmayacaktır.</p>
<p>Bu konu Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, Bakara Suresi 211. Ayet&#8217;te ele alınmış ve Allah, durumu asırlar öncesinden &#8220;nimetin değiştirileceğini&#8221; belirterek, &#8220;Kim, Allah&#8217;ın nimetini değiştirirse bilsin ki Allah&#8217;ın azabı şiddetlidir&#8221; buyurur.</p>
<p><strong>GDO, nesepsiz katır!</strong></p>
<p>İslam âlimleri at ile eşeğin birleştirilip katır yapılmasını yasaklamışlar. Çünkü iki ayrı ırk olan kısrak ile erkek merkep çiftleştirilir ise, kısır bir hayvan olan &#8220;katır&#8221;; dişi merkep ile at birleştirilir ise &#8220;bardo&#8221; isimli yine kısır bir hayvan meydana gelir. İşte GDO&#8217;de meselesi de buna benzemekte. Kısır katır ve kısır bardo gibi gayri meşru, nesepsiz, soyu kesik; gerçeğe, geleneğe ve geleceğe aykırı… (Atların 64, eşeklerin 62 kromozomu bulunur. Çiftleştirme sonucu oluşan hayvanın kromozom sayısıysa 63 olur. 63 kromozomlu hayvanda bir kromozom eşleşemez ve açıkta kalır. Bundan dolayı kısırlık gibi bazı genetik bozukluklar görülür. Özetle söylersek, hem katır hem bardonun üreme organları (dişi &#8211; erkek) bulunsa da,, üreme becerileri yoktur. Bu durum doğal koşullar altında hiçbir zaman gerçekleşemez. Bundan dolayı katır ve bardo bir tür olarak da kabul edilemez.)</p>
<p>GDO&#8217;lu ürünler, nimetin değiştirilmesidir ve zararının faydasından çok olduğu, bilimsel olarak ispat edilmiş durumda&#8230; Genetiği değiştirilmiş ürünlerin toprağın yapısını, topraktan beslenen haşeratın ve nebatatın yapısını ve tüketen insanların fıtrî yapısını değiştirdiği; aynı zamanda doğanın dengesini tahrip ettiği ortada. Tabiatın ve doğal olanın dengesini bozan hiçbir işlem ve eylemin, Kur&#8217;an&#8217;a ve dolayısıyla İslam uygun olduğu iddia edilemez.</p>
<p>Bütün bunlar, gen kaynaklarımızın birkaç şirket hatta arkasındaki en önemli güç olan Siyonizm ve Evangalistler eliyle, -şeytanların ortaklığı ile patentlenerek- insan ve doğanın yaşama haklarının tekellerine alınması ve istedikleri zamanda yok edilmeleri gibi kıyamet habercisi bir sonucu ortaya koymaktalar.</p>
<p>Tohum -dolayısıyla gıda- tekelleri, Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve IMF gibi birçok kuruluşun başta tarımsal politikaları olmak üzere pek çok politika oluşumunda etkin rol almaktalar. Bu sayede ülkelerin siyasetçileri, akademisyenleri ve bürokrasisini etkileri ve baskıları altında tutarak; istedikleri yasal düzenlemeleri uluslararası talebe dönüştürmekte, kendilerine uygun pazarlar hali getirmekteler.</p>
<p>Etkin şekilde gerçekleştirilen bu lobicilik faaliyetleri, tepki çekmemesi için sivil toplum örgütü kisvesi altında yapılmakta. Bu faaliyeti sürdürenlerin ülkemizdeki adresi ise, &#8220;Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği (Türkted).</p>
<p>Bu -sözde- sivil toplum örgütünün üyeleri arasında ve yönetiminde, Monsanto başta olmak üzere Pioneer, Hazera, SQM, KWS, AMC/AGRIMATCO, Fritolay, Limagrain, Golden Westseeds, Syngenta gibi birçok yabancı tohum tekelini görüyoruz. Bu firmaların çalışmaları sayesinde &#8221;Ulusal Biyo Güvenlik Kanun Tasarısı&#8221; hükümetin öncelikleri arasına girmiş durumda.</p>
<p>Şu ana kadar bahsettiğimiz amaçlar doğrultusunda hazırlattırılan ve ülkenin haklarını korumak yerine uluslararası tekellerin çıkarlarını korumaya matuf ve bir taraftan da biyolojik çeşitliliğimizi ortadan kaldıracak olan &#8220;Ulusal Biyo Güvenlik Yasa Tasarısı&#8221;nın yasalaşması, bir anlamda ülkemizin geleceğini şeytanın ortaklarına terk etmek olacak. Bu terk ile genler, sınır ve mesafe tanımayan polenler aracılıyla birbirine girecek, doğal flora tahrip edilecek. GDO&#8217;lu ürünlerin genleri sayesinde kaybolan yerli gen bir yana yaban bitkileri daha da güçlenecek, buna karşı daha fazla tarım ilacı ve dolayısıyla daha fazla pestisit. Daha fazla sağlık sorunu, daha fazla ilaç harcaması&#8230; Bu kirli çark hep küresel güçlerin lehine insanlığın ise aleyhine!</p>
<p>Tüm gerçekleri ellerinin tersiyle iten bu Deccalî anlayış, tıpkı Deccal gibi hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak göstermekte. Ürettikleri gen ve yeni tarım kimyasallarıyla tüm dünyayı zehirlenmesi nedeniyle faydalı böcekler ve mikroorganizmaların maalesef bölgelerini terk edecek. Bu terk edişle birlikte gidecek yer bulamaması durumunda yok olması gibi tarifi imkânsız ve geri dönüşü olmayan bir denge bozulması ile yüzyüze getiriliş&#8230;</p>
<p>Bu yeni yapıya dayanıklı hale gelen böcek ve haşerat, hem yeni bitkiler için normalden daha tehlikeli hem de insanlar için öldürücü güce erişebilecek. Tıpkı kuş gribi, domuz gribi, kene ve benzerleri gibi&#8230; Bu kez yenilerini yok etmek için yeni ve daha yoğun ilaç kullanımı gerekecek. İşte daha verimli, daha yararlı denilen ve hükümetimizi, milletvekillerimizi ikna etmeye çalışanların önerdiği yeni tarım modeli bu.</p>
<p>Her ne kadar Monsanto&#8217;nun GDO&#8217;lu ürünlerin zararları konusunda yürüttüğü raporlar Independent On Sunday Gazetesi gibi basın kuruluşlarının elinde yer alsa da, birçok basın kuruluşu bu verilerin bütününü veya önemli bölümlerini yayınlamak yerine, ölüm tohumcularına suç ortaklığı yapmayı tercih ediyorlar.</p>
<p>Her türlü yalan beyan ve gizlemeye rağmen biliyoruz ki; GDO&#8217;lu ürünlerle beslenen farelerin ilk neslinde karaciğer ve böbrek yetmezlikleri, ikinci nesillerde hızla artan kısırlık, üçüncü nesilde bütünüyle kısırlaşma ve dördüncü nesilde çok kısa ömür tespit edilmiş. Artık bu gerçekleri tümüyle gizlemek imkânsız hale gelmiştir. Yine biliyoruz ki, hibrit tohumların ekildiği arazilerde çalışan insanlarda görülen yeni öldürücü hastalıklar; Hindistan, Çin, Meksika, Bangladeş, Brezilya, Kamboçya, Kenya gibi ülkelerde artık saklanamaz durumda.</p>
<p>Genetiğin değiştirilmesi sayesinde daha şimdiden Türkiye&#8217;de ve dünyada milyonlarca insan topraklarından koparılmaktadır. Bu çiftçilerin çoğu kendi geçim araçlarını kaybetti ya da kaybetmek üzere. Temel insan haklarından sayılan sağlıklı beslenme ve güvenli gıda söz etmek bir yana hemen herkesin elinden sağlıklı ve güvenli besin kaynakları alınmakta.</p>
<p>Çiftçi büyük tohum ve ilaç tekellerinin rehberliği ve bilinçsiz yerli işbirlikçilerinin taşeronluğunda yoksullaşırken; daha çok kazanma hırsı, daha çok gübre, daha çok ilaç, daha çok kredi, daha çok sorunla boğuşarak her yıl kaybettiği toprağı ve tohumu ile verimi düşen arazisi de kendisine kâr(!)kalmakta. Böylece tüketici dayatılan kültürün, üretici ise sunulan modelin kölesi durumuna düşürüldü.</p>
<p>Medya köşelerini tutmuş bazısı satılık bazısı bilinçsiz kalemler, ya gerçeği örtme gayretinde ya da insanları doğala yönelten kimseleri şartlatan gibi göstererek, -gûya düşmanı olduğu- Emperyalizm&#8217;in değirmenine su taşımakta.</p>
<p><strong>Peki, ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Deccal yeryüzünü tahribe çalışacak ve dünyayı fesada verecek şerli bir güç. İnsanlık bu şeytanî güç tekelleri daha fazla kâr, daha fazla güç, daha fazla egemenlik mücadelesine asla yenilmemeli! Bu yüzden insanlık deccalların ve şeytanların insafına terk edilmemeli! Bu nedenle herkese için iki önemli görevden söz edebiliriz: Bunlardan ilki vahim ve acı gerçeğin ayrıntılarını öğrenerek tüketim tercihlerini buna göre değiştirmek. Diğeri ise yanlış tarım politikaları üreten ve &#8220;Ulusal Biyo Güvenlik Yasa Tasarısı&#8221; gibi bizi insanlık düşmanı malum güçlere pazarlayan yasalara &#8220;dur&#8221; diyecek formüller geliştirmek!</p>
<p>Bu konuda e-postalar, telefonlar, eylemler bizleri bekliyor. Hem de hemen ve şimdi!</p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=34&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/12/cok-kirli-isler-bunlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte Sarkozy&#8217;in gizli yüzü</title>
		<link>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/11/iste-sarkozyin-gizli-yuzu/</link>
		<comments>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/11/iste-sarkozyin-gizli-yuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 16:47:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruindil</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazrenkler.com/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[İran, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy&#8217;nin gizli yüzünü ortaya seriyor İşte Sarkozy&#8217;nin sert konuşmalarının arkasındaki gerekçe

İran, Sarkozy&#8217;nin gizli yüzünü keşfediyor


Nicolas Sarkozy&#8217;nin gizli bir yüzü mü var? Adamın &#8220;Siyonist-Hıristiyan&#8221; çizgisine yakın muhafazakâr eğilimleri mi var? Sarkozy &#8220;İsrail Güvenliğini&#8221; korumaya karşı bu hırsı nasıl açıklayabilir? Sarkozy ve Dışişleri Bakanı Kouchner&#8217;in Yahudi köklerinin İsrail&#8217;i destekleyici dış siyasetlerinde etkisi var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İran, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy&#8217;nin gizli yüzünü ortaya seriyor<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> İşte Sarkozy&#8217;nin sert konuşmalarının arkasındaki gerekçe<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /><img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /><img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></strong></p>
<p><span style="color: darkred;"><br />
<strong><span style="font-family: Times New Roman;">İran, Sarkozy&#8217;nin gizli yüzünü keşfediyor</span></strong></span><br />
<strong><span style="font-family: Times New Roman;"><br />
</span></strong><br />
<strong><span style="font-family: Times New Roman;">Nicolas Sarkozy&#8217;nin gizli bir yüzü mü var? Adamın &#8220;Siyonist-Hıristiyan&#8221; çizgisine yakın muhafazakâr eğilimleri mi var? Sarkozy &#8220;İsrail Güvenliğini&#8221; korumaya karşı bu hırsı nasıl açıklayabilir? Sarkozy ve Dışişleri Bakanı Kouchner&#8217;in Yahudi köklerinin İsrail&#8217;i destekleyici dış siyasetlerinde etkisi var mı? Tüm bu sorular, Sarkozy&#8217;nin ve Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner&#8217;in &#8220;İran Dosyasına&#8221; karşı son derece sert çıkışlarda bulunmasından sonra Fransa&#8217;nın siyasi gündeminde yer almaya başladı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Öyle ki Fransa Dışişleri Bakanlığı İran&#8217;a karşı &#8220;savaş ihtimalinden&#8221; söz etmeye başladı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="color: darkred;">İRAN&#8217;IN VURULMASI YA DA İRAN&#8217;IN NÜKLEER BOMBASI</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner&#8217;in &#8220;Fransa, uluslararası toplumla birlikte İran&#8217;a karşı savaşa hazırlanmalıdır&#8221; demeci yayınlandı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Aynı açıklamayı Başkan Nicolas Sarkozy 27/08/2007&#8242;de Paris&#8217;te yabancı ülke büyükelçileri önünde yapmıştı: &#8220;iki seçenek var, ya İran&#8217;ın vurulması ya da İran&#8217;ın nükleer bombası&#8221; Tabi Fransa Dışişleri Bakanlığının yeni eğilimlerinin arka planı ve bu eğilimlerin radikal bir şekilde değişme olasılıklarıyla ilgili bir çok soru gündeme geldi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">İran&#8217;ın Paris Büyükelçiliğinde görevli Diplomat Ali Segedyan &#8220;islamonline<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" />net&#8221; sitesine verdiği özel demeçte, İran Diplomasisinin ülkesine yönelik Fransa&#8217;nın tutumunu dikkatle izlediğini, Fransız yetkililerin demeçlerindeki sertlik dozunun dikkat çekici ve hayret verici şekilde arttığını&#8221; söyledi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Ancak Sagedyan sözlerine, Fransa&#8217;nın ABD ve İsrail&#8217;le birlikte İran&#8217;a karşı sonucu önceden kestirilemeyen bir maceraya atılacağına ihtimal vermediğini ekledi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Sagedyan, İran Diplomasi Kulislerinde Fransa&#8217;nın Dış siyasetindeki son eğilimleriyle ilgili çok sayıda soru işareti oluştuğunu, yine de Fransa&#8217;nın siyasi tehditlerinde daha ileri gideceğine inanmadığını söyledi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Birçok Fransız analistin İran Dosya&#8217;sına karşı tutumu Fransa&#8217;nın tutumunu ABD-İsrail tutumuyla bağdaştırma gayretini yansıtıyor<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Bilhassa Sarkozy&#8217;nin önceliklerinden olan &#8220;İsrail&#8217;in güvenliğinin&#8221; garanti altına alınmasıyla ilgi konularda<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Zaten Sarkozy İsrail&#8217;le olan dostluğunu hiçbir dönemde gizleme ihtiyacı duymuyor<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Fransa&#8217;ya başkan seçilmeden önce de bu böyledir<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="color: red;">TABERİYE&#8217;NİN KIYISINDA</span></span></strong><br />
<strong><span style="font-family: Times New Roman;">Nicolas Sarkozy&#8217;nin İsrail&#8217;e olan desteği konusunda bizzat, İsrail&#8217;le verdiği destekle tanınan Sosyalist milletvekili George Freche, Sarkozy&#8217;nin Fransa başkanı seçildiğinin hemen ertesinde Fransız medyasının es geçtiği sessiz bir bomba patlattı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> 24/6/2007 Fransa&#8217;nın güney batısında Yahudi Kültür Merkezi&#8217;nin düzenlediği törende Freche kalabalığa şöyle sesleniyordu: &#8220;Fransız halkının cumhuriyetin başına Yahudi kökenli bir başkan seçmesiyle gurur duyuyorum<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Freche biz Yahudiler için Yahudi kökenli olan Lion Blum başbakan oldu, Mendas Fruns başbakan oldu<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Ancak hiçbir zaman Yahudi bir Cumhurbaşkanımız olmadı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Frenche sözlerini şöyle bitirdi:<br />
<span style="color: darkred;"><br />
Şimdi de işte size Yahudi bir Dışişleri Bakanı (Kouchner) Peki daha ne istiyorsunuz? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Fransa&#8217;nın şimdiki Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Yahudi bir baba ve Protestan bir anneden doğdu<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Sınır tanımayan doktorlar örgütünün kurucuları arasında yer aldı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Haziran 2007 tarihinde Başkan Nikolas Sarkozy tarafından göreve getirilmeden önce ayrıldığı Sosyalist Partinin önde gelen üyelerinden biriydi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Fransa basının es geçtiği French&#8217;in bu konuşması-ki Fransa basını ülkenin laik yapısı gereğince kişilerin dini kökeniyle ilgili kişisel bilgiler vermekten gelen olarak her zaman kaçınmıştır-çok önemli bir ayrıntı daha içeriyor:</p>
<p>Nicolas Sarkozy ile Bernard Kouchner 1967 yılında İsrail&#8217;in bir çok Arap toprağını işgal etmesinden birkaç gün sonra Suriye-İsrail sınırındaki Golan tepelerine yakın Taberiye Gölü kıyısında tanışmışlardı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> İsrail bu tarihte birçok Arap toprağını, Batı Şeria&#8217;yı ve Gazze şeridini işgal etmişti<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Birçok İsrailli politikacıya göre bu &#8220;zafer&#8221; Allah&#8217;ın seçilmiş halkına verilmiş ilahi bir zaferdi&#8221;</span></strong><br />
<strong><span style="font-family: Times New Roman;">Peki, Nicolas Sarkozy, tüm dünyanın Arap topraklarını işgal eden İsrail&#8217;i kınadığı bir dönemde Taberiye Gölü kıyısında ne yapıyordu? George French tabi bu soruya cevap vermedi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Bu noktada Nicolas Sarkozy kendisinden bahsederken &#8220;Katolik Hıristiyan&#8221; olduğunu özellikle vurgulamaya çalışıyor<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> &#8220;Yahudi&#8221; kökenlerinden bahsetmiyor bile<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Yahudi olduğunu hayatının geç dönemlerinde keşfettiğini belirtmekle yetindi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Ancak bu onun, birçok kaynağa göre İspanyol Yahudi&#8217;si kökeninden gelen Cecilia ile evlenmesine engel değildi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="color: red;">TONY BLAIR&#8217;İN MİRASI</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Sarkozy&#8217;nin Yahudi olup olmadığına bakmadan şunu kesin bir şekilde söyleyebiliriz: Sarkozy siyasi olarak hiçbir zaman İsrail&#8217;in yakın dostu olduğunu gizleme gereği duymadı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Etrafına da İsrail&#8217;in güvenliğini şiddetle savunmaktan çekinmeyen danışmanlarla donattı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Parlamenter Pierre Lalush ve Alexander Adler gibi ABD&#8217;deki neo-conların çizgisi gibi bir çizgi tutturmak isteyen ve İsrail&#8217;in güvenliğini şiddetle savunanlar<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Başta İsrail&#8217;in güvenliği olmak üzere anti-semitizmle savaş, Sarkozy&#8217;yi İsrail&#8217;i destekleyen ABD&#8217;deki Yahudi lobisine en yakın kişiliklerden biri haline getirdi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> 2004 Ağustos&#8217;unda ABD&#8217;deki Yahudi Lobisine yakın bir Yahudi Gazetesi son derece ilginç bir rapor yayınlayarak Fransa&#8217;da &#8220;Jewish American Zionism&#8221; yani &#8220;Amerikan Yahudi Siyonizmi&#8221; hareketinin yükselişte olduğunu söyledi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Bu hareketin en büyük destekleyicileri arasında şimdiki başkan Nicolas Sarkozy&#8217;nin ismi de yer almaktaydı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Filistin Halkının haklarını savunan Fransız &#8220;Euro Palestine&#8221; örgütünün koordinatörü Olivia Zamur, Sarkozy seçildikten sonra Fransa&#8217;nın Filistin sorununa yönelik Dış Politikasının değiştiğini söylüyor<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Zamur, Sarkozy ve Dışişleri Bakanı Kouchner Tony Blair&#8217;in ABD&#8217;de nezdinde yerini almıştır, diyor<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="color: red;">Fransız Stratejik araştırmalar enstitüsünde Fransız siyasi analist Berah Mikail <a href="http://www.islamonline.net%27e/" target="_blank">www<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" />islamonline<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" />net&#8217;e</a> verdiği demeçte şöyle diyor: </span>Kişisel kimlik verilerini göz ardı edersek Her ne kadar Sarkozy Fransa&#8217;sının Dışişlerinin Chirac dönemindeki siyasetinden farklı olacağını gösteren bir çok işaret olmasına rağmen Nicolas Sarkozy&#8217;nin siyasetinde radikal değişiklikler olduğunu söylememiz için henüz çok erken<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">De Gaulle Fransa&#8217;sının siyasetinde oluşan değişiklikle ilgili ilk &#8220;tehlike çanını çalan&#8221; kişi Le Monde Diplomatic Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Alain Gresh&#8217;tir<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Fransa&#8217;nın Arapların sorunlarını savunan denge politikasıyla bağlarını kesmemesi gerektiğini söyledi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="color: red;">KOUCHNER KİMİN DIŞİŞLERİ BAKANI?</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Fransız siyasi arenada Fransa&#8217;nın Dış siyasetindeki bu yeni değişikliğe eleştiriler gelmeye başladı<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> İlk eleştiriler bizzat iktidar partisinden geldi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /> Eski Fransa Dışişleri Bakanı ve 2003 yılında Irak işgaline karşı meşhur Fransız tezini seslendiren Dominique De Vellepin bu değişikliği Fransa&#8217;nın Dış Siyasetinde bir &#8220;sapma&#8221; olarak nitelendirdi<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" /></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;">Öte yandan Ulusal Sağ Cephe, Dışişleri Bakanının siyasetini eleştirerek 11 Eylül 2007&#8242;de İsrail Dışişleri Bakanlığında ilginç bir olay oldu<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" />Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner&#8217;in İsrailli meslektaşı Tzipi Livni ile yaptığı basın toplantısında –cephenin dediğine göre-bir gazeteci Fransız Bakana, İsrail&#8217;in Suriye hava sahasını ihlal etmesiyle ilgili Fransa&#8217;nın tutumunun ne olduğu sorması üzerine <span style="color: darkorange;">İsrail Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner&#8217;in önüne küçük bir not koydu, Kouchner de bunu okudu: &#8220;Bu konuyla ilgili Fransa&#8217;nın bilgisi bulunmamaktadır<img title="nokta" src="http://www.beyazrenkler.org/forum/images/smilies/nokta.gif" border="0" alt="" />&#8220;Cephe burada şu yorumu yapıyor: Bernard Kouchner kimin Dışişleri Bakanı? Başka bir deyişle: Bernard Kouchner İsrail&#8217;in Dışişleri Bakanı mı oldu?</span></span></strong></p>
<img src="http://www.beyazrenkler.com/?ak_action=api_record_view&id=10&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazrenkler.com/2009/07/11/iste-sarkozyin-gizli-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

