Thursday, February 23, 2012

Archive for Ekim, 2010için arşiv

Irak halkının söz hakkı yok

Posted by BEYAZRENKLER Tarih Ekim - 27 - 2010

Irak’a komşu ülkeler Bağdat’tan  yeni siyasetçilerinden ne istiyor? ABD, kendisinin askeri ve siyasi desteğiyle iktidara gelen bu siyasilerden ne istiyor? Bu ülkelerin çıkarları nerede buluşuyor ve nerede ayrılıyor?
Bugün Irak’ta gündemde olan bu soruların hepsi de en önemli meseleyi dışarıda tutuyor: Yabancı güçlerin yaptığı anlaşmalarla araya getirilen Irak hükümetinden, bizzat Iraklıların kendileri ne istiyor? Iraklılar bugün iradeleri olmayan gruplardan ibaret. Seçimler sırasında rollerini yerine getiriyorlar ve sonra kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan bir oyunu izlemek için evlerinin yolunu tutuyorlar.
Şu an dış güçler, kendi aralarında koordinasyon kurmuş olmasalar da Irak’ta şartların sakinleşmesi gerektiği konusunda hemfikir. Mısır ve Ürdün, Başbakan Nuri el Maliki’den herkesin katıldığı bir hükümet kurmasını talep etti. Suriye ve Türkiye’den de benzer söylemler duyuldu. Fakat Türkler ve Suriyeliler buna ek olarak Kürtlerin taleplerine karşılık verilmemesi için uyarıda da bulundu. Zira bu iki ülke Kürtlerin devletlerini derinleştirmesini ve Irak’ın komşuları için bir tehlike oluşturmasını istemiyor. İran’da da Maliki’ye destek verildiği açık; Tahran Mukteda Sadr’ı Maliki’yi desteklemeye ikna etmek için Şii liderle yakınlığını kullandı.

Lübnan’a benzeyebilir
ABD’nin de, Irak’ın komşularının talepleriyle fazla çelişmeyen bir çözümü vardı. Washington, Irak’ın bölünmesi projesinin sahibi olan Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı birçok kez Bağdat’a gönderdi. Biden, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin yetkilerinin genişletilmesi ve Allavi’nin geniş yetkilerle bu konseyin başına getirilmesi karşılığında Maliki’nin başbakan olmasını önerdi. Yani Washington da Irak’ta ulusal ortaklık hükümetini destekliyor. Maliki’nin de Allavi’nin de ABD’yle iyi ilişkileri var. Maliki Washington’la stratejik güvenlik anlaşması imzalamıştı. Allavi de ABD’nin ‘sivil’ valisi Paul Bremer’in döneminde başbakandı. Kendisi laik ve liberal olarak niteleniyor.
Irak’ta nihayet bir hükümet kurulacak ve katkıda bulunan her ülkenin bu hükümette bir payı olacak. Belki de bu ülkelerin her biri, Lübnan’daki gibi siyaseti tıkayan üçte birlik paylara sahip olacak. Gerçekten de Lübnan Ortadoğu’da demokrasi için eşsiz bir model değil mi? (Londra’da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 23 Ekim 2010)

Popularity: 2% [?]

Türkiye’nin ulusal füze projesi de masada

Posted by ruindil Tarih Ekim - 16 - 2010

ABD’nin önderliğinde geliştirilen ve NATO ittifakının, kasım ayında onaylaması beklenen, ‘Füze Kalkanı Projesi’, Ankara’yı, yakın müttefikleri ABD ve İran’ın arasında bıraktı. Ankara, hem NATO ve ABD’nin önerilerini geri çevirmeyeceği hem de İran ya da bir başka ülkenin hedefi haline gelmeyeceği ince bir pazarlık yürütüyor.

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün, dün yaptığı açıklama ise, Türkiye’nin ulusal füze sistemi projesini, NATO’nun ‘Füze Kalkanı Projesi’ pazarlıklarına dahil ettiğini ortaya koydu.

Gönül, dün gazetecilerin soruları üzerine, Türkiye’nin projeyle ilgili önem verdiği hususlardan birinin de, “Mevcut füze sistemini nasıl etkileyeceği, maliyet bakımından nasıl fayda sağlayacağı” olduğunu söyledi.

Türkiye’nin ulusal füze sistemi

İhale süreci devam eden projeye göre Türkiye, 4 milyar dolar olarak hesaplanan 12 uzun menzilli hava savunma füze sistemi satın almak istiyor. Bu ihalede Çin, Fransız ve Rus firmalarının yanı sıra Amerikan Lockheed Martin ve Raytheon firmaları, Patriot 2 ve Patriot 3 füzelerinin karışımı bir sistemle yarışıyor. Türkiye Füze Kalkanı çerçevesinde radarların topraklarında konuşlanmasına izin verirse, ulusal füze sistemi projesinin maliyeti de düşebilecek. Füze Kalkanı sisteminin Türkiye’nin de aralarında olduğu bazı Avrupa ülkelerine yerleştirilmesi maliyetinin önemli bir bölümünü ABD karşılayacak. NATO ülkelerinin sisteme bağlanmasının maliyeti 10 yılda ödenmek üzere yaklaşık 200 milyon dolar olarak hesaplanıyor.

Türkiye kilit konumda

İttifakta kararlar oybirliğiyle alındığı için Türkiye’nin getirdiği önerilerin kabul edilmemesi Füze Kalkanı Projesi’nin uygulanmasını zorlaştırabilecek. Bu nedenle de Türkiye, ittifakın Füze Kalkanı Projesi’ni de içine alan yeni konseptinin kabulünde kilit rol oynuyor. Diğer yandan Türkiye’nin İran’ı karşısına almayacak formülü de ittifaka kabul ettirmesi gerekiyor.

Rusya ikna edilmedi

Önceki gün Brüksel’de yapılan NATO zirvesi sırasında Vecdi Gönül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Amerikalı mevkidaşları Robert Gates ve Hillary Clinton’la görüşerek, Ankara’nın Füze Kalkanı Projesi çerçevesinde radarlara ev sahipliği yapması üzerinde durdular. Çözülemeyen tek sorun olarak radarların nereye yerleştirileceği konusu kaldı. Türkiye projeye dahil olmazsa, ABD’nin radarları yerleştirmeyi düşündüğü alternatif ülkelerden biri de Bulgaristan.

Diğer yandan NATO, Füze Kalkanı Projesi’ne davet ettiği Rusya’dan henüz bir yanıt almadı.

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, dün gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Füze Kalkanı Projesi’yle ilgili konunun karşılıklı müzakere edildiğini belirterek, “Bunu çekince şeklinde değil, müzakerenin şartları olarak mütalaa etmek lazım” dedi. Vecdi Gönül, Füze Kalkanı Projesi’nin Türkiye’ye kurulup kurulmayacağının henüz belli olmadığını belirterek, NATO’nun hiçbir ülkeyi hedef alan bir teşkilat olmadığını söyledi.

Güneydoğu’yu içersin

Diplomatik kaynaklara göre Türkiye, Füze Kalkanı Projesi’nde, tehdit olarak algılanan ülkelerin ne ölçüde bu kapsama girdiğinin de net bir şekilde ortaya konmasını istiyor. Türkiye ancak koşullarının yerine getirilmesi halinde NATO bünyesinde kurulmak istenen sisteme sıcak bakıyor.

Diğer yandan Türkiye’nin NATO’dan, anti balistik füze sisteminin İran ile sınırının olduğu Güneydoğu bölgesini kapsaması için de güvence istediği belirtiliyor.

Gönül: İsrail odası yok

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda, TSK personelinin Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmasına ilişkin protokol imza töreninin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin Yüksek Askerî Şûra’da ihraç edilen bin 700 askerin uyum yasası beklediğini ifade ederek, bu konu ile ilgili Milli Savunma Bakanlığı’nın bir çalışma yapıp yapmadığını sorması üzerine Gönül, uyum yasalarının Başbakanlıkça hazırlandığını, kendilerinin de katkıda bulunduğunu belirtti.

Tek tip askerlik

Tek tip askerlik konusundaki soru üzerine de Gönül, bu konudaki çalışmaların devam ettiğini bildirdi. Gönül, konuyla ilgili Genelkurmay Başkanlığınca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verilecek brifingin tarihinin belli olup olmadığı sorusuna da Genelkurmay’ın Başbakan’a müsait olduğunda brifingi arz edeceği yanıtını verdi.

İsrail odası

Bir milletvekilinin, Genelkurmay’da “İsrail odası” olduğu konusunda bir sorusu bulunduğunu da hatırlatan Gönül, Genelkurmay’da “İsrail odası” diye bir oda bulunmadığını kaydetti.

Milli Savunma Bakanı Gönül, “Genelkurmay’ın İsrail ile ilgili herhangi bir elektronik istihbarat, herhangi bir özel, tek İsrail’e mahsus teşkilatı da yoktur. Vaktiyle bunlar gizlilik taşıyan bilgiler olduğu için kısa cevap verilmişti. Şimdi bunu açıkça söylemekte fayda görüyorum” dedi.

ABD: Türkiye’ye baskı yapmadık

ABD Savunma Bakanı Robert Gates, ABD’nin Avrupa’ya kurmayı planladığı füze savunma sistemi için Türkiye’ye baskı yapmadıklarını ve bu konuyu görüşmeye devam ettiklerini söyledi.

Gates, NATO dışişleri ve savunma bakanları toplantısının ardından bir gazetecinin konuyla ilgili sorusu üzerine Türk meslektaşlarıyla füze savunması dahil birçok konuyu tartıştıklarını belirtti.

Gates, “Bu konuda (Füze savunması sistemi) Türklere baskı uygulamadığımızı, müttefiklerimizden biriyle devam eden görüşmeler yaptığımızı söyleyebilirim” dedi.

NATO’nun 19-20 Kasım’daki Lizbon zirvesinde onaylanacak yeni stratejik konseptinin de ele alındığı söz konusu görüşmede, bu konuda iki ülke arasındaki diyalogun sürmesinin faydalı olacağı kabul edildi. Yaklaşık yarım saat süren 4’lü görüşmede Irak, Lübnan ve Balkanlar’daki son gelişmeler de ele alındı.

Popularity: 2% [?]

Sana ne? / Ahmet Altan

Posted by ruindil Tarih Ekim - 16 - 2010

Galiba beni en çok öfkelendiren tavır, güçlülerin güçsüzler karşısındaki o aldırmaz ve insafsız küstahlığı.

Kılıçdaroğlu’nun, Hürriyet gazetesinde Fatih Çekirge’yle yapmış olduğu konuşmayı okuduğumda da aynı öfkeyi hissettim.

Başörtüsü ile türbanın farkını anlatıyordu.

Saçı tümden örterse “türban” olurmuş, saçın bir kısmı gözükürse “başörtüsü” olurmuş falan filan…

Bu adam altmış yaşını geçmiş.

Koskoca bir partinin başkanı olmuş.

Zihinsel gündemini bu laflar mı oluşturur böyle birinin?

Çekirge diyor ki, Anayasa tartışmalarını bu fark belirleyecekmiş.

Yani, üniversiteye giden kızın saçı gözükecek mi gözükmeyecek mi?

Buna öfkelenmemek mümkün mü?

Sana ne kardeşim?

İster saçını açar, ister açmaz, sana ne?

İnsanların saçına başına karışma hakkını kim kime verebilir?

Orduna, polisine, mahkemene, anayasana, her neyineyse işte, ona güvenip insanların yaşama biçimine karışmaktan, onlara müdahale etmekten, “şunu giyemezsin, bunu yapamazsın” demekten daha zorba, daha küstah bir tavır olabilir mi?

Bu nasıl bir küstahlık?

Yeryüzünün her yanında üniversiteler dünyanın en özgür yeridir, gençler istedikleri gibi giyinirler, istedikleri gibi fikirlerini söylerler, partiler yaparlar, üniversite kampusunun etrafındaki lokantalarda canları isterse içki içerler, evlerinde, odalarında sevişirler, ibadet ederler, en saçma konuları bile istedikleri gibi tartışırlar, kızlar isterlerse şortlarını giyer sabah koşularına çıkar, isterlerse başlarını bağlar ibadethaneye giderler.

Onların nasıl yaşadığıyla, nasıl giyindiğiyle, nasıl düşündüğüyle ilgilenmez kimse.

Onların nasıl çalıştığıyla, derslerini ne kadar bildiğiyle, ne kadar yaratıcı olduğuyla ilgilenir hocalar.

Üniversitelerde çocukların özgürlüklerine müdahale etmezler, aksine onlara özgürlüğü öğretirler, özgürce düşünebilmelerini sağlarlar, özgürlüğün kapısını ardına kadar açarlar.

Onların zihinsel gelişmeleri ve özgürlükleri engellenmesin diye hocalar onların en saçma fikirlerini bile ciddiyetle dinler, zaman zaman zirzopluklarına gülüp geçerler.

Üniversite öyle bir yerdir.

Çocukların nasıl giyindiklerine karışılan bir yer değildir.

“Dediğimi yapmazsan seni burada okutmam” diyerek zorbalık yapılan bir yerden özgür düşünceli insanlar çıkabilir mi?

Burası zorba bir ülke.

Küstah bir yönetim var burada.

Herkese, her şeye karışıyorlar.

Sadece üniversiteli kızların başörtüsüne değil, Alevi çocukların derslerine, Kürtlerin anadiline, dindarların ibadetine de karışıyorlar.

Her şeyi devlet kendi belirlemek istiyor.

Zorbalık budur işte.

Küstahlık budur.

Halkın hiçbir kesimi bu ülkede özgür değildir.

Devleti yönetenler her türlü saçmalığı yapabilirler buna karşılık.

Arapça “seçmeli ders” olabilir ama Kürtçe seçmeli ders olamaz.

Niye?

Başörtülü kız üniversiteye giremez.

Niye?

Alevi’nin ibadethanesine ibadethane denilemez.

Niye?

Yasaklar devletin içinde olmalı, devlet görevlilerinin cinayet işlemesi, darbe hazırlaması, çete kurması, yolsuzluk yapması, hukukun dışına çıkması yasaklanmalıyken, bunları serbest bırakıp halkın hayatına karışmış devlet burada.

Ve, buna inatla devam etmek istiyor.

Bu zorbalık sizi öfkelendirmiyor mu?

Güçlünün küstahlığı sizi kızdırmıyor mu?

Koca koca adamların “kızların saçının ne kadarı görünsün” diye tartışması size saçmalığın zirvelerinden biri olarak gözükmüyor mu?

Kız çocuklarını bir “saçmalığa” kurban etmek tepenizi attırmıyor mu?

Bu ülkedeki herkes, fikrinde, inancında, giyiminde, eğitiminde, özel yaşamında özgür olma hakkına sahiptir.

Yeter bu kadar zorbalık, yeter bu kadar saçmalık.

Ezilenler, birbirlerine uygulanan yasakları desteklemek yerine artık bu yasakların tümüne hep birlikte karşı çıkıp, var güçleriyle Ankara’ya haykırmalılar:

Sana ne benim inancımdan, düşüncemden, dilimden, giyimimden?

Sana ne?


ahmetaltan111@gmail.com

Popularity: 2% [?]